ILIŞKILER

Siz hiç tanımadığınız bir kadının kokusuna aşık oldunuz mu?

Author

Ben pek rakı içmem. Çok çok nadir sevdiğim insanlarla bir araya geldiysek eğer 2 duble içerim. Onun dışında iki ayda, bilemedin üç ayda bir giderim rakı içmeye. Ama tek giderim.

Hani rakı içince insanlar ya keyiflenir, ya da dertlenir ya. Ben keyiflenmem de dertlenmem de. Susarım. Öyle ıssız adam triplerinde değilim yanlış anlamayın. Arada bir rakı içmek zihnimi dinlendirir tüm olay bu aslında. Ben muhabbet etmeye gitmiyorum meyhaneye, dinlenmeye gidiyorum bir nevi.

Nadiren gittiğim ve kendi halimde takıldığım için meyhaneci bilmez beni. ‘Her zamanki gibi abi’ diyemem. Ama rakı masam bellidir. 3 çeşit meze, 2 duble rakı standardımdır. Beyaz peynir, süzme yoğurt, kavun, az sulu iki duble rakı ve acılı şalgam suyu.

Geçen yine her zaman gittiğim meyhaneye gittim. Yedim, içtim, kafa dinledim. İkinci dublemin yarısına falan gelmişken de iki yan çapraz masada benim gibi tek başına oturan bir kadın fark ettim. Bir anda kendimle bağdaştırdım onu ama sonrasında ‘herhalde arkadaşı lavaboya falan gitmiştir’ diye düşündüm.

Ancak kadehim bittiğinde kadın hala yalnız oturuyordu. Yalnız oturması mı dikkatimi çekti yoksa hüzünlü olması mı bilmiyorum ama o andan itibaren çok da abartmadan kadına bakmaya başladım. O ise sadece önüne bakıyordu. Etrafında olan bitene aldırmıyordu bile.

Kısa, dalgalı, kumral saçları vardı. Makyajlı değildi ya da çok hafif bir makyaj yapmıştı. Belki sadece göz kalemi bilmiyorum. Üzerinde gri bir hırka, boynunda ince bir atkı, önünde de sadece rakı kadehi vardı. Ne bir meze ne de su. Safi rakı.

Fakat rakı öyle içilmez ki... Oraya ne zaman geldiğini fark etmemiştim ama büyük ihtimalle geçerken uğramış, 'bir duble içip giderim' diye düşünmüştü. Belki de bir dubleyle yetinmeyip ikincisini de söylemişti bilmiyorum.

Kadındaki hüzün beni kendine çekmişti. Sanırım dram filmlerini bu kadar çok sevmemin nedeni bu olabilir, hüzünlü insanların hikayeleri benim için her zaman büyük bir gizem olmuştur. Kadının o anki hali de bir dram filmi karesi gibiydi. Orada neden öyle bir şey yaptım bilmiyorum ama kadının fotoğrafını çekesim geldi. Çaktırmadan çektim de. Ama hemen sonrasında ‘ne yapıyorum lan ben’ deyip sildim fotoğrafı.

Neyse, çok zaman harcadım burada. Hesabı ödeyip kalktım. Giderken de ilk kez göz göze geldim kadınla. O anki hislerimi anlatmak isterdim ama tarif edemem ki. O kadar güzel bir şeyi hangi kelimelerle betimleyebilirim bilmiyorum.

Çıktıktan sonra biraz yürümek istedim. Ellerim cebimde, aklımda o kadın ağır ağır yürüyorum. Eve gidesim de pek olmadığı için sınırsız olarak bu şekilde vakit öldürebilirdim yürüyerek. Birkaç dakika sonra bir ses duydum.

-Güzel çıktım mı bari fotoğrafta?

Meyhanedeki kadındı bu. Fotoğrafını çektiğimi fark etmiş meğer. Cevap verecek kelime bulamadım ilkin. Öyle utandım ki anlatamam.

‘Gerilmene gerek yok, ama görmek isterim fotoğrafı’ dedi. Ben de fotoğrafı çeker çekmez sildiğimi söyledim.

+İstersen galerimi gösterebilirim.

-Yalancı mısın ki?

+Hayır.

-O zaman inanıyorum göstermene gerek yok.

Bir süre konuşmadan öyle beraber yürüdük. Sessizliği ‘Nereye gidiyoruz’ diyerek ilk ben bozdum. ‘Şu an hiçbir yere’ diyerek karşılık verdi. Sonrasında bir süre daha konuşmadan yürüdük.

Sessizliği tekrar bozmak istedim ve ‘Ben Tuco, senin adın ne?’ diye sordum. Cevap vermedi soruma. ‘Yoruldum, şurada biraz oturalım’ dedi. Yol kenarındaki bir banka oturduk.

Genelde yeni tanıdığın insanlarla havadan sudan konuşursun ya. İşte biz hiç havadan sudan konuşmadık. Adını bile söylemedi. Yaşını, nerede yaşadığını, ne iş yaptığını hiç bilmiyorum ne yazık ki. Karşılıklı doğru düzgün konuştuğumuz ilk konu mutsuzluk üzerineydi. Sizin var mı bilmiyorum ama benim mutsuzluk üzerine edecek her zaman birkaç kelamım vardır. Onun da vardı. Biz karşılıklı mutsuzluk betimlemeleri yaptık.

‘Peki ya yalnızlık? dedi. Ben tam lafa girecekken ‘Yalnızlığa alışmak’ diye de ekledi. Yalnızlık söz konusu olduğunda nedense hep Kaybedenler Kulübü’nün bir repliği gelir aklıma. “Yalnızlık adamı kanca yapar be Brit!” diye. Bunu söylemedim tabii ki. Ama yalnızlık hakkında da konuşacak çok fazla sözüm vardır her zaman.

Mutsuzluk hakkında da, yalnızlık hakkında da söylediklerim çok hoşuna gitti. ‘Ne güzel konuşuyorsun ya’ dedi ve ‘Ne iş yapıyorsun sen?’ diye ekledi. Buradaki diyaloğumuzu kelimesi kelimesine unutamıyorum...

+Yazarım ben.

-Ne yazıyorsun?

+Boş beleş tespitler, kısa kısa öyküler... Bir de roman yazma hayalim var ama o belki üç beş yıl sonra.

-Ne güzel. Nereden esti yazı yazmak?

+Sanırım bir şeyleri betimlemeyi çok seviyorum, oradan başladı.

-Beni bir yazında betimlesen neler yazardın?

+Güzel şeyleri betimleyemiyorum.

-Bu duyduğum en güzel betimlemeydi.

Hava soğuktu o an, biraz daha yanıma yanaşıp koluma girdi. Sarılmak isterdim o an ama koluma sıkıca sarılmıştı koluyla ve rahatını bozmak istemedim. Bir süre daha oturduktan sonra ‘Artık kalkalım’ dedi. Kalktık.

Cevap vermeyeceğini bildiğim halde ‘evin nerede?’ diye sordum. ‘Şuradan taksiye binip gidicem’ dedi, ‘Hadi vedalaşalım’.

Sarıldık. Sanırım bu hayatımın en uzun sarılmasıydı. Oldukça uzun ve rahatlatıcıydı ikimiz için de. Hayatımda ilk kez bir yabancıya sarılıyordum ve bundan huzur duyuyordum. Galiba basit eylemler arasında dünyanın en güzel şeyi sarılmak...

Orada öpmeliydim belki de onu ama öpmedim. Hata mı yaptım bilmiyorum. Uzunca süren sarılma eyleminden sonra yola doğru yürüdük ve taksiye binmesini bekledim. ‘Hala adını bilmiyorum’ dedim. Sadece gülümsedi. O sırada taksi gelmişti ve taksiye binerken ‘Belki ileride kitabını okurum’ dedi.

Bu kadardı.

Şimdi elimde ne var? Adını bile bilmediğim mükemmel bir kadın, kadının hüzünlü yüzü ve kokusu.

Bir insanın en çok nesini unutmazsınız? Bence kokusunu. Yani sevdiğin insanın söylediklerini, sesini, yüzünü bile unutuyorsun da kokusunu unutamıyorsun. O kokuyu yıllar sonra bile bir yerde alsan burnun sızlıyor. Geçmişe dair anıları bir fotoğraf mı daha iyi anlatır yoksa koku mu? Ben sevdiğim bir kimsenin kokusunu alınca direkt geçmişe giderim mesela. Fotoğraf, kokuya göre biraz daha anlamsız.

Kadının kokusu üstüme sinmişti o gün. Sabah uyandığımda bile kazağımda onun kokusu vardı. O yüzden çok büyük bir pişmanlıkla uyandım sabah. Uyanır uyanmaz mutsuz hissettim. Bir daha göremeyecektim o kadını.

Bu olay 2 hafta önce yaşandı. Dün akşamsa onun kokusuna sahip birisi geçti yanımdan. Hemen kafamı çevirip baktım ama o değildi. Sadece aynı parfümü kullanan başka birisiydi. Aldığım koku tüm hissimi yeniden kabartmıştı. Bir koku ya, basit bir koku sadece. Ve bu kadınla yaşanmış hiçbir şeyimiz de yok neden etkilendim bu kadar bilmiyorum.

Onu bir daha görür müyüm bilmiyorum. Ama bir daha o parfüme sahip birisine denk gelirsem adını soracağım parfümün. Belki satın bile alırım ara sıra koklamak için.

Geçmişte yaşanmış bir şeyden dolayı hüzünlendiğim olmuştu ama yaşanmamış bir şeye ilk kez üzülüyorum. Bu da apayrı bir hüzün şekliymiş.

Kadını bulursam, veya parfümün ne olduğunu öğrenirsem yazarım tekrar. Sağlıcakla kalın.

Siz hiç tanımadığınız bir kadının kokusuna aşık oldunuz mu?