DIĞER

Tadı damağımda kalan midye, bahtsız midyeci ve duygusuz zabıta!

Author
Tadı damağımda kalan midye, bahtsız midyeci ve duygusuz zabıta!

Taksim’in Taksim olduğu zamanlarda yine bir Cuma akşamı okul çıkışı soluğu İstiklal Caddesi’nde almaya gidiyoruz arkadaşlarla. “Taksim’e takım elbisesiz girilmezdi” denen dönemden bahsetmiyorum. O kadar değil lan. Karaköy’ün arka sokaklarında inle cinin top oynayıp, tinercilerin kafayı bulduğu dönem İstiklal Caddesi’nin kaliteli olduğu zamanlardı. Şimdiki Karaköy’ün elit tayfası İstiklal Caddesi’nde takılırdı o zamanlar yani. Biz de saat 6-7 gibi dersten çıkıp elimizde biralar sallana sallana yürüyoruz Taksim’e. (Okul Nişantaşı’ndaydı)

Bira da benim her zaman en sevdiğim içecek olmuştur. Şuan evde aylardır 100’lük Chivas duruyor yüzüne bakmıyorum. Bira abi, dünyanın en mükemmel alkollü içeceği. Her ortama gidiyor namussuz.

Neyse. O gün de iki bira yolda yürürken, 4 5 tane mekanda derken hakikaten güzel içtim. Kafam olmuş İstiklal Caddesi. Kafamın içinde kuş sesi çıkaran dayılar düdük çalıyor. Ama eve dönüş mevzusunu düşünebilecek kapasitedeyim yine de. Saat 11 buçuk gibi “Beyler ben metroya yetişicem” diyip ayrıldım arkadaşlardan. Kız arkadaşlar zaten saat 10 gibi ayrılmıştı aramızdan. Günün en güzel saatlerinde ben de mekandan ayrıldım gittim. Evet en güzel. Mekandaki kızlar anca sarhoş olmaya başlamış. İlerleyen saatlerde sarhoş bir kızı gözüme kestirip elimde bira şişesiyle yanına gidip ‘Meraba, ehe’ deme fırsatını elimin tersiyle ittim adeta.

Rakıdan sonra nasıl ki işkembe güzel gidiyorsa, biradan sonra da midye güzel gider. İstiklal Caddesi’nden yukarı doğru yürürken canım midye çekti. İlk gördüğüm tezgaha yanaştım.

“Ne kadar?”

“Küçük 50 büyük 75”

“Küçük aç abi!” (Her zaman küçüklerden yerim)

Şimdi midye sevenler bilir. Öyle her yerden yenmez, herkes güzel yapamıyor. Benim de İstanbul’da birkaç yerde uğrak midyecim vardır. Onun dışında yemeye tenezzül etmem bile. Ama bu akşam istisnai bir durumdu. Zaten pek umudum olmadığı için fazla yemeye niyetim de yoktu. 15-20 tane yiyip gidecektim.

Mardinli midyeci (her zaman Mardinli olurlar) midyeleri seri seri açmaya başladı. Ben böyle bir meslek aşkı görmedim. İçimden helal olsun diyerek başladım midyeleri mideye indirmeye. Aman Allah'ım bu ne! Resmen hayallerimin midyesi. Pirinç-et oranı, acısı, limonu bildiğin altın oran. Ben böyle güzel midye yemedim hayatımda. Bak samimi söylüyorum üzerinden kaç yıl geçti tadı hala damağımdadır. Şuan yazarken bile ağzımın sulanmasına mani olamıyorum. Adam midyeleri ne kadar seri açarsa ben de aynı serilikte yiyorum. Otomatiğe bağladık.

Niyeti bozdum. O an ne metroya yetişmek umurumda ne başka bir şey. Cebimde 60-70 lira kadar para var sanırım, hepsini midyeye gömecem. 6-7 biranın üstüne 100’den fazla midyeyle mideme küçük bir oyun oynıcam. Eyy mide sen mi büyüksün ben mi!

Adam seri hareketlerle midyeyi açıp kıvrak bir şekilde üstüne limon sıkıyor. Bense limonun ıslattığı midyeyi tek bir çiğneme sonrası yutuyorum. Karabiberin ağzımda bıraktığı tat efsane. Midyecinin tırnak aralarındaki pisliği umursamıyorum bile o an. Hayatımın en mutlu günündeyim.

Derken o an olup olabilecek en kötü şey oldu ve hevesimi kursağımda bıraktı. 10 tane midye ya yedim ya yemedim, daha yolun başındayım yani. Midyeci, elindeki limonu bir tarafa, midyeyi diğer tarafa fırlatıp atana kadar tam bir avcı edasıyla İstiklal Caddesi kalabalığını kendine siper eden bir zabıta sen gel kap tezgahı. Nehirden su içen masum bir ceylan gibi enselendik o an.

Midyeci tezgahım gitti diye perişan, ben hayatımın midyesini kaçırıyorum diye. Midyeci bir yandan, ben diğer yandan zabıtaya dil döksek de kurtaramadık tezgahı. Daha sonradan gelen zabıta kamyonunun arkasına yükleyip götürdüler onca midyeyi.

Üzüldüm. Ne üzülmesi, kahroldum. Ama elden ne gelir ki. Adamların bir düğmesini koparmak kaç aydan başlıyor. Başka bir midye tezgahına umut bağlayıp hüzünlü hüzünlü yürümeye başladım. Ama nerde. Zabıtayı gören midyeci tezgahı aldığı gibi kaçmış. Koskoca İstiklal Caddesi’nde bir tane midyeci yok arkadaş. Yiyemedim.

Çölde Leyla’sını arayan Mecnun gibi sağa sola baka baka çıktım meydana. Baktım saat 12’ye 10 var. “Neyse en azından metroya yetiştik” diyerek boynu bükük bir şekilde geldim evime. Alkolün verdiği etki miydi, o anın büyüsü müydü bilmiyorum ama o gün bugündür bir daha öyle midye yiyemedim.

Bu da nasıl bedava midye yediğimin hikayesidir. 10 tane de olsa bedava midye baldan tatlıdır abi. Tabii o an ne benim aklıma para vermek geldi, ne midyecinin aklına para istemek. Yoksa 10 midyeden kaçtığımızdan değil yani. Ama yine de olur ki o midyeci abi bu yazıyı okursa hakkını helal etsin. Hee bir de adres versin gelelim. Asıl mevzu o zaten.