EĞLENCE

Ulan Tinder’dan bir kadınla buluştum başıma gelmeyen kalmadı

Author

Şimdi yalan yok hayatımda Tinder kullandığım zamanlar oldu benim. Hatta bir zamanlar telefonumda hobi olarak bulunduruyordum bu uygulamayı. Canım sıkıldıkça sağa sola atıp tanımadığım insanları stalkluyordum. Birisiyle eşleştiğim zaman yazmıyordum bile, sırf iş olsun diye yapıyordum bunu.

Ulan Tinder’dan bir kadınla buluştum başıma gelmeyen kalmadı

Tabii sadece hobi olarak da kullanmadım. Buradan eşleşip tanıştığım, buluştuğum insanlar olmadı değil. Ama bir tanesini unutamıyorum.

Askere gitmek üzere işten ayrıldığım dönemdi ve askere gitmeme sadece bir hafta vardı. Ben o bir haftada çok ilginç şeyler yaşadım arkadaşlar. Benim için çok uzun bir haftaydı. Hatta bu haftayla ilgili daha önce bir yazı daha yazmıştım.

Bu da başka bir olay;

Askere gideceğim diye o ara her arkadaşımla görüşme durumum vardı. Resmen bir mekana oturup iş görüşmesi yapar gibi günün belli aralıklarında değişik değişik arkadaşlarıma randevu veriyordum. Hüseyin sen 12’de gel. İlknur seninle 2’de buluşalım. Hakan 4’te gelsin. Sonra Mazlum gelsin vs vs.

Hangi gündü hatırlamıyorum şimdi geçmiş zaman yalan olmasın ama hafta sonu olabilir çünkü ablamlar bizdeydi. O gün arkadaşlarımdan önce İlknur, sonra Meltem ile buluştum. Gün sonunda eve dönerken de daha önce Tinder’da eşleşmiş olduğum Ebru isminde bir hanım buluşmak isteğiyle mesaj attı. Aslında çok yorgundum ama böyle kibar bir hanımefendiyi geri çevirmek olmazdı. Ebru’nun oturduğu kafe de yolumun üstündeydi. E hadi bi kahve içelim dedim.

Ayrıca bu ilk buluşmamız olacaktı Ebru’yla. 2-3 gün önce eşleşmiştik ama pek konuşmamıştık. Aslında ne sevgilim vardı o zamanlar ne de sevgili adayım konuşmamak için hiçbir sebebim yoktu. Sadece aşırı yoğun olduğum için yazmaya üşeniyordum. Ama benim yazamamama rağmen o bana yazmıştı ve gidip görüşecektim tabii ki.

Neyse, gittim bulunduğu mekana ben. Fotoğrafta göründüğünden farklıydı tabii. Fotoğraflarda makyaj+filtre etkisi reelde yoktu, eh birazcık çirkindi. Ama ben pek önemsemem böyle şeyleri. Yeni bir insan tanımak her zaman iyidir. Ayrıca konuştuğum her kadınla sevgili olacağım diye bir şey yoktu ki bakarsın iyi anlaşıp arkadaş olurduk bununla.

Fakat Ebru’nun niyeti farklıydı. O bildiğin beni götürmek istiyordu :D Ben onunla kahve içmeye gitmiştim ama benden önce epey bir alkol almıştı ve sarhoştu. Gel öpüjeeeem kıvamında kendini kaybetmiş değildi ama gözleri gidikti ve gereksiz şeylere yüksek sesle gülüyordu. Sarhoş adamı gözünden tanırım ben.

Neyse, dediğim gibi Ebru bana iş atıyordu. İlk başlarda hafif hafif verdiği sübliminal mesajlar gitgide ağırlaşıyordu. Sonunda da evine davet etti beni.

Fakat oturduğu yer Beylikdüzü’ydü :(

Beylikdüzü ne lan... Tamam sevişmek güzel şey ama sırf sevişeceğim diye de 32564 kilometre yol gidecek değilim kimse kusura bakmasın. Benim Beylikdüzü’ne gitmem için Alessandra Ambrosio gibi bir kadının beni bekliyor olması lazım. Beylikdüzü’ne gitmem için şu olması lazım: Artık dünyanın sonu yaklaşmıştır, dünyada çok az insan vardır ve insan neslini devam ettirmek için üremek gerekiyordur. Tüm insanlık tarihinin kaderi benim omuzlarımdadır. İşte o zaman sevişmek için Beylikdüzü’ne gidebilirim.

Ebru’nun evime gel davetini kibar bir şekilde geri çevirdim ben o yüzden. Bir de ilk defa görüştüğün biri hırlı mıdır hırsız mıdır ne bileceksin. Sabah bi kalkıcam küvette kendimi böbreğim çalınmış halde bulucam gerek yok böyle risklere. Reddettim. Benim reddetmem üzerine ‘Sana gidelim’ demesin mi? Haydaa.

Fakat bizim ev o günlerde beter halde. Askere gideceğim diye neredeyse tüm sülale bizde. Bırak eve kız atmayı evde uyuyacak yer yok insanlar nöbetleşe uyuyor o derece. Yani kısacası Ebru’yu evime çağırmama imkan yoktu.

Tek çare arkadaş eviydi. Hemen hızlıca birkaç telefon görüşmesi yaptım ve Taner’in evini ayarladım. Gel dedim gidiyoruz. Taner’in evi, oturduğumuz yere 15 dakika falan yürüme mesafesindeydi. 

O an koşarak 3 dakikaya gidebilirdim eve :D Ama biz insan gibi yürüyerek 15 dakikaya ulaştık eve. 

İşler buradan sonra biraz ilginçleşiyor.

Ben montumu falan çıkarıp bi lavaboya girdim ve elimi yüzümü yıkadım. Çıkınca Ebru demesin mi bana ‘Ben escortum’ diye. Haydaa. Bir süre afalladım, sonra ‘E yani? Para mı istiyorsun?’ diye sordum. Escortmuş ama esnaf yürekli bir escort. Yani öyle bir tarifesi yok. Ne verirsenci. Yolumuzu bulalımcı.

Paralı seks hoşuma giden bir şey olmadığı için 50 lira da olsa vermezdim. Bunu da net bir şekilde dile getirdim. İyi olsun madem yapalım yine de dedi. Kabul etmedim. Zaten pek güzel bulmamıştım, escort falan olması detayı da hevesimi kaçırmıştı. Başımıza bela almayalım şimdi durduk yere askere maskere gidecez.

Çıktık biz Taner’in evden evlere dağılıyoruz. Evli evine köylü köyüne. Bir de diyor ki saat geç oldu beni eve bırakır mısın :D Bak hele bak Beylikdüzü’ne bırakacağım hiç tanımadığım bir insanı. Babamın oğlu olsa bırakmam. Tabii ona böyle demedim ayıp olmasın diye. Dedim yolun açık olsun hayırlı yolculuklar.

Bu arada o günlerde ben arabamı satmıştım ve bazı yerlere ödemelerim vardı. Yani yanımda, normalde taşımadığım kadar fazla paralar taşıyordum. O gün de evden çıkarken 600 lira almıştım yanıma bankaya yatırmak üzere ama bir türlü fırsat olmadı yatırmaya. Ebru’yla yürürken bankamatik görünce geldi aklıma ve şu parayı yatırayım da kurtulayım dedim. Elimi montun cebine bir attım PARA YOK. Koskoca 600 lira. ALTI YÜZ TÜRK LİRASI. YOK.

Tabii ilk olarak parayı Ebru’nun aldığı geldi aklıma. Hiç tanımıyorsun, escort olduğunu öğreniyorsun ve senden para talep ediyor, vermeyince yine de yapalım diyor. Ayrıca ben lavaboya girdiğimde de mont içeride kalmıştı.

Panikle param yok dedim. Ebru da şaşırdı duruma nasıl olmaz ya bakın sağına soluna çıkar illa ki bir yerlerden diyor ama yok. Zaten montun toplasan 3 tane cebi var çıksa onlardan çıkardı. Sorulabilecek en kibar şekilde ‘parayı sen mi aldın?’ diye sordum ama cümlem biter bitmez de pişman oldum söylediğime. Keşke söylemeseydim. Keşke kelimeleri havada yakalayabilseydim. 3 saniye kuralı keşke bunda da olsaydı ama yoktu. Atalarımızın lafına bir kez daha geldim. Yaydan çıkan ok bir daha geri dönmezdi.

Sonra çaaat diye bir tokat attı bana ‘Orospuyum ama hırsız değilim’ diyerek. Özür dilerim öyle demek istemedim falan desem de bal gibi öyle söylemiştim. Sonra zorla bana çantasının içini gösterdi ‘tamam gerek yok’ desem de. Sonra atladı gitti.

Acaba Taner’in evinde mi düşürdüm diye tekrar eve çıkıp baktım ama orada yoktu. Sonra atladım taksiye Meltem ve İlknur’la oturduğum mekana gittim. Gecenin 1’i olduğu için kapanmıştı mekan ama. Çaresiz evin yolunu tuttum. Ebru’ya yazıp özür dilemek istedim o an ama şarjım da bitmişti 2 saattir.

Eve vardığımda saat 2’ye geliyordu. Telefonum da kapalı olduğu için merak etmiş evdekiler neredeyim diye. Dedim sormayın başıma gelmeyen kalmadı paramı düşürdüm. Sonra anlattım olan biteni. işte önce İlknur diye bir arkadaşımla buluştum. Sonra Meltem’le buluştum. Ondan sonra da Ebru diye bi arkadaşımla (evet arkadaşım) buluştum falan filan. Orada eniştem lafa atladı hemen. ‘Oğlum sen parayı düşürmemişsin yemişsin kızlarla haberin yok ghjgkdh’

Yok dedim ya çay kahve içtik onlarla :D

Ertesi günün ilk ışıklarıyla beraber oturduğum mekana yeniden gittim.

-Burada para düşürmüş olabilir miyim?

-Ne kadar?

-600 lira.

-Buyurun.

Evet mekanda düşürmüştüm.

Ebru’ya karşı yaptığım eşekliği affettirmek adına ona yemek ısmarlamak için mesaj atmak istedim ama çoktan eşleşmemizi kaldırmış Tinder’dan. Yazamadım. Paramı bulmuştum ama bu olay bana çok sağlam bir ders olmuştu. 

Not: İsimleri değiştirerek anlattım.