Ünlü bir travestinin elini öpüp başına koyduğu için travestiden trip yiyen genç

Author

Evet o genç benim.

Askerlik süreci kendi başına bile zor bir şey. Bir de bunun öncesi-sonrası aşamaları var.

Mesela karar verme aşaması benim için çok zor olmuştu. Acaba gitsem mi yoksa biraz daha mı tecil ettirsem diye epey düşünmüştüm. Ama 2 sene süren bu karar verme aşamasından sonra iş yeriyle bazı problemler yaşadım. Sonra ‘Sizin tribinizi çekeceğime gider paşa paşa askerliğimi yaparım’ dedim ve başvurumu yaptım.

Askerliğe hazırlık aşaması da benim için aşırı koşuşturmalı olmuştu. İşten ayrıldığımda askere gidene kadar yapmam gereken tonla iş vardı. Zamanım ise sadece 1 haftaydı. Arabayı satabilmem için biriken trafik cezalarını ödedim, tabii bu cezaları ödemek için önce insanlardan borç aldım, arabayı sattım, sonra borçlarımı kapattım falan sürekli bir hareket hali. Tüm bunların yanında eş dostla vedalaşıyordum bir de. Yapacağım da 6 ay askerlikti ha.

O değil de askere gidecek olan bendim ama paniği ailem yapıyordu. Ben bile gözümde büyütmüyordum askerliği. Ne var yani 6 aycık dişimi sıkardım. Ama böyle şeyleri aileler daha çok önemsiyor. Sadece çekirdek ailem olsa yine neyse. Uzaktan akrabalar falan da her gün bize geliyor beni görmeye. Amcalar halalar dayılar kuzenler falan tüm sülale geldi neredeyse.

O sıralar bir öğünde 37 el öpüyordum. 24 yıllık hayatımda hiç öpmediğim kadar eli o 1 haftalık süreçte öpmüştüm. Rüyalarıma hiç tanımadığım buruşuk, damarlı eller giriyordu. Saçma sapan talk-show programlarına katılıp el öpme yarışması yapıyordum. Daha da uzun gecelerde bilinçaltım iyice karışıyordu ve öpemediğim eller komutan tokatı olarak yüzüme iniyordu. Kabuslarla uyanıyordum.

Her neyse. Askerlik öncesi akrabalarla vedalaşma faslı sıkıcıydı ama arkadaşlarla vakit geçirmek keyifli sayılırdı. Her iki lafta bir duyduğum ‘Vayy kardeşim demek gidiyorsun ha’ cümlesi olmasa çok daha iyi olabilirdi. Ama akrabaların ‘Senin doğduğun günü hatırlıyorum el kadar bebektin’ yorumlarına kıyasla arkadaşlarımın söylemleri çok çok daha iyiydi.

Askere gidene kadar tüm arkadaşlarımla görüştüm neredeyse. Bunlar sohbet muhabbet odaklı soft görüşmelerdi. Ama askerlik öncesi sağlam bir eğlence yapmadan olmazdı. İyi bir meyhaneye gidip it gibi içmeliydik. İçtik de.

Biz kızlı erkekli 8-9 arkadaş Maçka’da güzel bir meyhaneye gittik. Yemekle karnımızı, müzikle ruhumuzu doyururken rakıyla da beynimizi uyuşturduk. 2 saat sonra hepimiz çok güzeldik :)

Hakikaten ben o gece kadar eğlendiğim başka bir gece pek hatırlamıyorum. Oysa ki neden eğlendim bilmiyorum. İş yerinde terfi almamıştım, evlenmiyordum, piyango falan da çıkmamıştı. Alt tarafı askere gidiyordum. İki gün sonra mıntıka temizliği yapacaktım ulan bu neyin neşesi? Ama alkol işte.

Askerden geleli bile 2 buçuk sene oldu ama arkadaşlarla bir araya geldiğimizde hala o gecenin lafı açılır. “İyi eğlendik haa. Güzel eğlendik. Yalnız bayaa eğlendik ha. Ama iyi eğlendik. Kabul edelim güzel eğlendik.”

Fakat ne eğlenmiştik bee.

Gecenin başında ben en fazla 3 duble içip çok fazla dağıtmamayı umuyordum. Bir konuşma hazırlamıştım ve onu okuyacaktım güya. Fakat gecenin sonunda ne içtiğimi, kaç tane içtiğimi falan hatırlamıyordum bile. Ağzım yüzüm kaymış, öpüjeem diye arkadaşlarıma salça oluyordum. Yaptığım her rezilliği hatırlıyorum ne yazık ki. Keşke biraz daha fazla içseydim de bunların hiçbirisini hatırlamasaydım. En azından utanç duymazdım kendimden.

Gecenin en büyük utanç kaynağı ise şuydu benim için.

Meyhanenin assolisti bir travestiydi. Hem de ünlü bir travesti. O sıralar bir dizide oyunculuk yapıyordu. Sesi de güzel olduğu için bazı mekanlarda sahne de alıyordu. Bizim gittiğimiz meyhanenin de assolisti bu kadınmış.

Belki de o gecenin bu kadar eğlenceli olması bu kadın sayesindeydi çünkü insanları müzikle eğlendirmesini çok iyi biliyordu. İyi bir sanatçı + alkol kombini olunca eğlenmemek için boynuna kadar alçıda olmak falan lazım herhalde.

Biz arkadaşlarla 5 dakika masaya oturup rakıları tokuşturuyor, 10 dakika sahneye çıkıp dans ediyorduk. Adabı vardır ya hani rakının. Biz bir süre sonra adap madap da dinlemeyip rakıları fondip yapar olmuştuk. Fondip yaptıkça da daha çok eğleniyorduk.

Ve utanç duyduğum şu el öpüp başına koyma olayına geliyorum.

Biz sahnede amaçsızca oynarken şarkıcı ‘Ay akşamdan ışıktır yaylalar yaylalar’ şarkısını söylemeye başladı. Meğer bizim Anıl askere gideceğimi söylemiş ve bir asker şarkısı isteğinde bulunmuş sanatçıdan. O da kırmamış tabii. Biz de tüm arkadaşlar olarak halaya başladık. Halaya bizden alakasız insanlar da katıldı falan öyle keyifli bir ortam hayal edin.

Şarkı bitince de orkestrayı durduran kadın ‘Bir asker varmış aramızda kim o’ diye seslendi. Ben ne dediğini tam anlamamıştım ama o sırada arkadaşlarım beni göstermişti bile. Arkamı döndüğümde ise gördüğüm ilk şey bana doğru uzanan bir eldi.

Geçtiğimiz bütün bir hafta boyunca 1743 tane el öpmüş birisi olarak burnumun dibinde bir el görünce öpüp başıma koydum ani bir refleksle. Evet bu el travesti sanatçının eliydi.

Oysa ki o, kadınlık gururu okşansın diye elini uzatmıştı bana. Bense öpüp anlamı koyarak ona kendisini yaşlı hissettirmiştim. Bütün bir meyhane benim bu hareketime kahkaha atarak gülünce yaptığım salaklığın farkına vardım ama iş işten geçmişti. Travesti sanatçı bana trip atıyordu.

O gece kadın bir daha da bizim masamıza uğramadı. Ama gecenin sonunda gidip yarım yamalak bir Türkçeyle özür diledim. Hatıra olarak da bu fotoğrafı çektirdik.

Olayın kahramanıyla ben. Sağdaki ben.

Ünlü bir travestinin elini öpüp başına koyduğu için travestiden trip yiyen genç

Bu da yediğim tripler listesinde zirvede yer alan olay olarak tarihe geçmiştir.