HIKAYE

Üniversite bana kimseye güvenmemem gerektiğini acı bir şekilde öğretti

Author

Üniversiteye gidenler gayet iyi bilir. Bazı hocalar vardır, sanki hocanın egosu yok da egonun hocası var gibidirler. Ben de üniversite hayatımda böyle tek bir hocaya denk geldim. Doçentti, geçenlerde prof olmuş. Önceden kapısını çalıp "girebilir miyim?" diye sorduğumuzda kafasını çevirip "işim var sonra gelin." diyordu. Şimdilerde kafasını çevirmeden diyor aynılarını. Prof olmuş sonuçta, bir de kafasını çevirmekle mi uğraşacak!

Üniversite bana kimseye güvenmemem gerektiğini acı bir şekilde öğretti

Döneme her zamanki gibi yarı yorgun yarı heyecanlı başlamıştım. Çünkü bölümümü seviyorum. İnsanları eski sağlığına kavuşturup yüzündeki gülümsemelere tanıklık etmek bence her şeye değer. Ancak dönem başında aldığım dersin hocası bu ukala profesörün dersiydi. Lütfen beni yanlış anlamayın. Üniversitemde ne profesörler var, öğrenci olmama rağmen odasına girdiğimde "hoşgeldin, gel bakalım" diye güler yüzle karşılayıp elini uzatan. Benim lafım prof olunca öğrencileri kölesi gibi gören insanlara. Aslında daha önce de almıştım adamın dersini ve başarıyla geçmiştim. Başarıyla derken lafta değil ha, kendi asistanının bile A2 ile geçtiği dersi A1 ile geçerek tarih yazdım. 

Derslere devam ediyordum ama bizim bölümde şöyle bir şey vardır. Gitmediğin zamanlarda arkadaşına söylersin, o senin yerine yoklamaya imzayı atar. Bu adam da yoklamayı alır ama tek tek isim okuyup sağlama yapmaz. Herkes herkesin yerine ima atar yani. Neyse, normalde ders eken birisi olmamama rağmen bir kere annem geldiği için gitmedim derse. Bir kere de referanduma gittiğim için ektim dersi. Eee, insanın okuduğu şehirle memleketinin arası 12 saat sürünce hafta sonuna pazartesiyi de bağlıyor haliyle. Bir defa da, dersin olduğu gün uygulama sınavım olduğu için gidemedim. Etti 3. Devamsızlık hakkımız 4. 5 kez gelmeyen kalıyor. Benim için sıkıntılı süreç başladı. 

Aman diyorum dersi ekmemem lazım, ekersem naneyi yerim. 2 hafta önce de Kuşadası'ndaki mezun arkadaş çağırdı beni yanına. Üniversite okuyorum ulan, tabi kaçamak yapacam diye kendi kendimi gaza getirip gittim. Hafta sonunu pazartesiye bağlama geleneğini orda da sürdürdüm. Ama çok yakın olduğum arkadaşıma da mesaj attım, kardo benim yerime imza at da papaz olmayalım hocayla diye. Tabi kanka dedi. Ertesi hafta bir baktım, imza falan yok. Unutmuş!

Hakkım kalmadı. Artık 2 elim kanda olsa da gelmem lazımdı. Ama ben yine bir eşeklik ederek derse gitmedim. Çünkü şehir dışından arkadaşım geldi ve o 6 saatlik yolculuktan gelince sen "dur kanka şu derse gideyim" diyemiyorsun. Bi grup kurdum whatsapptan, yakın arkadaşlara toplu yazdım. Durumu izah ettim, "imza atmazsanız kalıcam bak, atın" dedim. Şimdi insan diğer derslerde arkadaşlarına imza atınca, onlardan da bunu beklemesi gayet doğal oluyor. Tamam kanka ayıp ettin dediler. Sonra akşamına mesaj attım "attınız dimi" diye. Eyvaaaahhhhhh! Hepsi birden uyuyakalmışlar, uyku sersemliğiyle kendilerine imza atıp bana atmamışlar.. Son hafta bi de. 2 gün sonra haber geliyor, ukala prof'un dersinin devamızlıkları girilmiş. Bir bakıyorum, vize notu 87; başarı notu: F2. Devamsızlıktan kalmışım.

Vizesinden 87 aldığım dersten kaldığıma mı yanayım, canciğer dediğim arkadaşlarımın bana yaptığı çakallığa mı, bu çakallara tüm notlarımı verip sınvalardan geçmelerine vesile olduğuma mı? Az önce bahsetmiştim ya, hocanın A2 ile geçen asistanı var diye. Onla da aram fena değil. Gidip onla konuşayım dedim. Ukala profla konuşmak ne haddime! Gittim asistanla konuştum. Hanfendi gayet olumlu yaklaştı. Hocayla konuşurum düzeltiriz dedi. Bu bana yetmedi, bütün gücümü toplayıp ukala prof'un odasının kapısını çaldım. Girebilir miyim dedim, işim var sonra dedi. 2 dk sürmez diyip odasına daldım. Durumu kısaca anlatıverdim, bişey yapamam uzatma çık dışarı dedi. Çıktım. Ben sözümün eriyim, 2 dk sürmez dediysem SÜRMEZZZ. 

Tek umudum asistan. Hallederiz merak etme dedi. Akşamına mesaj geldi: "Malesef buna bizim yapabileceğimiz bir şey yok." İçinde koskoca bir "Ulan sürtük, madem yapabileceğiniz bişey yoktu niye hallederiz dedin o zaman!!" nefreti barındıran bir "Pekala hocam" mesajıyla cevap verdim. Şaka gibi ya. Hala şoku atlatamıyorum. Önce en güvendiğim insanlar amatör bahanelerle beni ateşe attı, sonra en güvendiğim asistan beni yarı yolda bıraktı. Ben A1'le geçince rekorunu kırmam zoruna gitmiş demek ki... Kime güvensem, sırtıma hançeri batırıp ağrı kesici vermeye çalıştı. Arkadaşlarımın biri bir yandan teselli ediyor şimdi, diğeri bir yandan. Sonuç ne mi?

Bizim bölümde de bir kural vardır. Bir dersten bile kalırsan yazın hastane stajı alamıyorsun, yani okulun 1 yıl uzuyor. Evet, 1 imza yüzünden okulum 1 yıl uzadı. Daha şimdiye kadar bütlere bile girmeyen ben, devamsızlıktan okulumu uzattım. Uzattırdılar. Şimdi siz şey diyor olabilirsiniz; "bilader sen de derslerine paşa paşa gitseydin." Haklısınız. Bir hata yaptım. Ama bu hatamın bedeli 1 yılıma mal oldu. Olmalı mıydı? Bence hayır. Sizce evetse, yine saygı duyarım. Herkesin herkese imza attığı derste bana imza atılmaması bana masum gelmiyor sadece. Lisedeyken üniversitenin namını duyardık. "Lan düşünsene okula serbest kıyafetle gidiyorsun! Kızlar teklif ediyomuş ehueheuhe." Fakat en önemli şeyi atlamıştı herkes. Kimseye güvenmemek gerektiğini. Ben de atladım. Şu an üçüncü sınıfım. Bir sene de hazırlığı ekle, etti dört. Bu dört yılda üniversitenin bana öğrettiği en acı şey, kimseye güvenmemem gerektiği oldu. Üniversitede sağlam dostluklar kuran insanlar, sizlere çok özeniyorum. Zira benim dostluğa olan inancım artık yerle bir.