GÜNDEM

Irkçı, cinsiyetçi, en çokta türcüsünüz!

Author
Irkçı, cinsiyetçi, en çokta türcüsünüz!

Irkçılık nedir?

Bir siyahi insanın ölmesi ile bir beyaz insanın ölmesi arasında fark var mı? Veya olmalı mı?

Bir Türk ile Kürt arasında? Ermeni, Çerkes, Boşnak?

Kendine insanım diyebilen herkesin buna “Hayır! Aralarında bir fark yok..” cevabını vermesi gerekir. Gelelim “Evet! Tabii ki fark var.” diyen, kendini her koşulda ‘insanım’ olarak tanımlayan, ama aslında bizleri çoğu zaman ‘insanım’ demeye utandıran varlıklara. Varlıklar diyorum evet, çünkü insanlığın doğasında, yüreğindeki merhamette bu algı yok, olamaz da..

Siz hiç kendi ırkını seçebilen bir insan gördünüz mü?

Size soruldu mu varolmadan önce, doğduğunda ne olmak istersin, nereli olmak istersin diye?

Peki siz dünyaya bir siyahi olarak gelmiş olsaydınız ve sürekli insanların dışlayan bakışlarına maruz kalsaydınız ve çok değil 50-60 sene önce varolup beyaz insanlara kölelik yapıyor olsaydınız. Hala kendi ırkınızı üstün görür müydünüz diğer bir ırktan?

Şu dünyadaki en büyük inançlarımdan biridir empati!

Ve insana, insan olduğunu hatırlatacak, yüreğinin derinliklerine gömülmüş o merhamet duygusuna dokunabilecek tek şeydir empati.

Diğer bir sorunumuz ise cinsiyetçilik.

Nedir cinsiyetçilik?

Yine aynı şeyi soracağım, doğarken cinsiyetinizi seçme şansınız var mıydı?

Peki bu dünyaya bir kadın olarak gelseydiniz?

İş çıkışı evinize giderken bir minibüse bindiğinizde sizi kaçırıp tecavüz edip bedeninizi parçalayıp yaksalardı?

Eşinizden boşanmak istediğinizde kocanız üç yaşındaki çocuğunuzun önünde onlarca bıçak darbesiyle katletseydi?

Bir kadın gözünden bakmak zorunda da değiliz, bir baba gözünden bakalım.

Kim ister yavrusunun başına böyle pislik şeyler gelsin?

Peki, bir çoğumuz bunları iğrenç, sapkın şeyler olarak tanımlıyoruz evet ama yolda yürürken hanginiz kafasını kaldırıp önündeki şort giyen kadına bakmıyor? Veya hanginiz sevgiliniz veya kardeşiniz dışarı çıkarken onu giyme geç kalma gibi tedbirli yaklaşıyor? Peki bunun sebebi nedir?

Tabii ki kendini eşitlikçi, özgürlükçü olarak tanımlayıp ama dekolteye ağzının suyu akan, sevgilisini akşam dışarıya göndermeyen siz tutarsız erkekler. Çözümü kadınları kısıtlamakta bulursunuz ama asıl kısıtlanması gereken pislik dolu beyinlerdir!

Bu tutarsızlığa alışığız. Çünkü bu tutarsızlığı gördüğümüz başka bir konu daha var. Irkçılık, cinsiyetçilik kadar çok ciddi bir sorun olarak gördüğüm ve bu yazının asıl ana konusu olan TÜRCÜLÜK!

Şimdi okuyacaklarınız eminim bir çoğunuzu rahatsız edecek ve sizler her zaman olduğu gibi bir çok şeyi görmezden gelerek bu yukarıda bahsettiğim ülkemizin en büyük 3 sorununu sürdürmeye devam edeceksiniz. Hemde aslında ırkçı, cinsiyetçi ve türcü olmadığınızı iddaa ederek..

Öylesiniz.

Bir çok zaman Irkçı

Bir çok zaman Cinsiyetçi

En çokta Türcüsünüz.

Çünkü insanlar işine geldiği gibi yaşayan, kendi şahsi çıkarları için her şeyi yapmaya hazır bencil varlıklar olmayı seviyor, ne kadar öyle olmayıp aslında merhamet ve vicdan dolu yüreklerimiz olduğuna inansam da..

İnsan dünyaya tertemiz gelir. Kötülükten uzak saf ve sevgi dolu. Her çocuk karşısında acı çeken bir insan veya hayvan gördüğünde aynı üzüntüyü hisseder, aynı merhamet duygusunu hisseder. Kötülük zamanla çevremizdeki faktörlerden bize yansıtılır ve aslında farkında olmadan yaşantımız boyunca yüzlerce, binlerce canlıya zarar veririz. Bize ırk üstünlüğüde cinsiyet üstünlüğüde türcülükte küçüklükten aşılanır, farkında olarak veya olmayarak.

Peki Türcülük nedir?

Türcülük;

Oxford Sözlüğü tarafından “İnsan ırkı üstünlüğü varsayımına dayanarak belli hayvan türlerinin sömürülmesi, ayrımcılığa uğratılması.” olarak tanımlanmıştır.

Yani ırkçılıktan çok farklı olmayarak bazı türdeki hayvanları diğer türlerden üstün görmek ve hayvanlara aslında doğada varolma amaçlarının dışında anlamlar yükleyerek insan sömürüsüne maruz bırakmak.

Bu sömürünün içine neler girer?

Et, süt ve süt ürünleri, yumurta, kürk, deri, hayvan deneyleri, sirk, hayvanat bahçesi gibi hayvanların kullanıldığı, işkence gördüğü, katledildiği herşey hayvan sömürüsüdür.

Farkında olmadan bile bu sömürüye ortak olabiliyoruz. Peki ya farkında olupta yapmaya devam ettiğimiz sömürüler? Veya gerçekten ne yaptığımızın farkında mıyız?

İnsanların yaşam tarzlarını, hayatlarını etkileyen en önemli faktörlerden biridir çevresel faktörler.

Yaşadığımız yerdeki insanların, ailemizin yaptıkları, yaşam tarzları bir süre sonra bizimde yaşam tarzımız olur ve bize tek doğrunun bu olduğu öğretilir. Nasıl olur da Türkiye’de en çok katledilen hayvan inek olurken Amerika’da domuzdur. Amerika’da yenilen domuz Türkiye’de mide bulandırıcı görülür. Çin’de yenilen köpek bir çok ülkede iğrenç olarak nitelendirilir.

Nasıl bir kültürdür ki Çin’deki Yulin katliamına insanlar isyan ederken Türkiye’deki Kurban katliamına sesimiz çıkmaz. Çünkü bize ineğin aslında yavrusu için varolan sütünü içmenin, vücudunu parçalayıp yemenin, tavuğun reglisini pişirip yemenin, kafalarını koparıp bedenlerini yemenin doğanın kanunu olarak öğrettiler. Bana da aynı şeyler öğretildi. Tıpkı toplumumuzun bize öğretmeye çalıştığı ırkçılık, cinsiyetçilik gibi türcülükte öğretildi. Köpeği sev ineği ye, kediye mama ver tavuğu ye.

Doğanın kanunu bu!

Peki doğa öyle mi diyor?

Doğanın kanunu her coğrafyaya her kültüre göre değişiyor mu?

Doğada aslında tamamen anatomik olarak otçul olan insan neden hala ısrarla milyonlarca hayvanı katleder?

Cevap aslında gayet açık!

Damak zevki,

Kültür.

Sizlerin aslında tadını mükemmel bulduğunuz o inek bedeni tavuk bedeni sizin tabaklarınıza gelirken akılalmaz acılar çekiyor.

Eğer kendi yemeğinizi kendiniz kesmek zorunda olsaydınız aynı soğukkanlılıkla 1 porsiyon adana, 2 lahmacun, 1 kilo kanat gibi içi acı ve kan dolu tabakları sipariş edebilir miydiniz?

Daha iyi anlamanız için biraz empati yapalım.

Bir sabah uyandığımızda bizden çok daha üstün varlıkların dünyayı istila ettiğini varsayalım.

Kadınları üreme aracı olarak görüp daha çok para kazanmak için topluyorlar erkekleri de yemek için direk kesime gönderiyorlar. Erkekleri ayaklarından asıyorlar, ilk olarak kafalarını kesiyorlar. Daha sonra derilerini yüzerek iç organlarını çıkarıyorlar. Hatta bir çoğu bu işlem yapılırken hala çığlık çığlığa can çekişiyor bile olabilir.

Kadınları ise erkeklerden elektrikli ejekülatör ile alınan spermleri, kollarını vajinalarına sokarak hamile bırakıyorlar. 9 aylık hamilelik sonucu doğan bebeği hemen anne altından alıp ayrı bir odaya koyuyorlar. Doğan bebek erkek ise kasları gelişmesin eti daha yumuşak olsun diye hareket edemeyeceği odalara koyuyorlar. Kısa bir süre sonra kesime..

Daha sonra kadınların göğüslerine pompalar takılarak sürekli süt sağımı yapılıyor. Ortalama 2 yıl sonra verimli bir şekilde süt veremediği ve iyice güçsüzleştiği için kadınlarda kesime gönderiliyor. Ve doğan yavru dişiyse annesinin kaderini paylaşıyor.

Milyonlarca insanın derileri yüzülerek çantalar ayakkabılar yapılıyor.

Milyonlarca insanların ciltlerinde, bedenlerinde deneyler yapıyorlar.

Her yıl milyonlarca insanı katlettiklerini düşünün.

Ve bahçelerinde sebzeleri varken.

Tahılları, meyveleri varken.

İnsan etine, sütüne ihtiyaçları yokken.

Sadece tadı güzel diye.

Sadece üzerinde daha şık dursun diye.

Sadece dudakları daha parlak olsun diye.

Sadece onlarda ailelerinden böyle gördükleri için.

Sizlerin boğazından geçen her ölü hayvan bedeninin sorumlusu bunu talep eden sizlersiniz.

En başta bahsettiğimiz EMPATİ.

İnsanın vicdanına dokunabilecek tek şeydir.

Unutmayın;

Değişim insanın kendisinde başlar. Bir tek benimle olmaz demeyin.

Kişiliklerinde devrim yapmayanlar topluma hiçbir şey kazandıramazlar. Kişiliğinizden başlayın değişime. Daha sonra çevrenizden..

Emin olun bir gün,

Elbet bir gün bu sistemi yıkacağız ve dünya yaşamaya değer çok güzel bir gezegen olacak!

Hayvana, İnsana, Gezegene Özgürlük✌🏼🌱🐾🌎