DIĞER

Işık.

Author

''Buradayız!'' diye bağırdı Cullen. Herkese hitap ederken. Korkusunu saklarken cesur görünmeye çalışıyordu. Odadaki herkes ona bakarken bunları yapmayı 1 yıl öncesinde aklından bile geçiremezdi. ''Benimle gelin dostlarım!'' diye haykırdı kılıcı havada ileri doğru savrulurken. ''Bugün öleceğiz! Hepimiz! Öleceğiz!'' Haykırışlarıyla tüm muhafızlar kılıcını çekti. Kınından çıkan kılıç sesleri ile inledi tüm ülke.

''Kılıçlarımızda ghurak* kanıyla öleceğiz, ağzımızda küfürler ile öleceğiz! Kazanamayabiliriz! Ama öleceğiz dostlarım!'' diye bağırmaya devam etti kapılara doğru koşarken.

Üç metrelik devasa demir yivli kapıların ardında binlercesi vardı. Binlerce ghurak. Ölümü getirmişlerdi. Her zaman anlatılırdı. Muhafız olmayan herkes bunu hayal sanardı. Ama şimdi, kılıçlar, kalkanlar, muhafızlar ve ghuraklar'dı orada sadece. Sadece bunlar.

Kapılar yıkıldı. Karınca gibi içeriye yönelen ghuraklar'a ok atışları başlarken bağrışmaları duydu. On iki gündür devam eden kuşatma burada bitiyordu.

''Kral Durant için!'' diye haykırışlar vardı. ''Şanlı Muhafızlar!'' ''İleri!'' de duydukları arasındaydı. Bu adamlar sadık insanlardı. Onurlu. Şerefli ve ülkesini seven adamlardı. Bu adamlar şan için savaşmıyordu. Hepsi sapsarı pelerini giyiyordu. Tüm diyar bu pelerini tanır. Gören her çocuk ''Bunlar muhafız.'' der. Bu pelerini takanlar ülkede yaşayan ailelerini korur. Çocukları. Kadınları. Adamları. Savaşmaktan ötedir muhafızlık. Bir adama karşı kılıç sallamak gibi değildir. Gözlerini dahi göremediğiniz ghuraklar ile savaşmaktır. 700 yıldır bu kale düşmedi. Bu gece düşecek diye iç geçirdi Cullen.

700 sene sonra, bugün.

Ben muhafızlar kumandanı iken. Tarih bunu yazamaz. Bu kale düşmeyecek diye düşündü.

''Bu kale düşmeyecek!'' İster istemez bağırırken buldu kendini. Uzaktan, siperlerin üstünde sadağından hızlıca ok çeken Swed bağırdı ardından. ''Bu kale düşmeyecek!'' Her sabah beraber talim yaptıkları Greg'i gördü. Sağ omzundaki yara o kadar kötü durumdaydı ki, pelerini kıpkırmızı olmuştu. O da bağırdı. ''Bu kale düşmeyecek!''

Eğer 15 gün önce Işık Kalesi'ne dönen gözcü haklıysa 40 bin ghurak'a karşı sadece 1400 kişilerdi. Kuşatma 12 gün sürdü. Kafasında muhakeme yapmak çok zordu. Aynı anda merdivenleri çıkıp yaralı arkadaşı Greg'in yanına gitmeye çalışıyordu. Kuşatma sırasında düşmanın yarısı ölse bile.. Hala onlarca kat fazlalar bizden.

Sonunda üst kattaydı. Greg iri yarıydı. Geniş omuzları ve kaslı kolları ile tam bir muhafız idi. Onun yanına gidip dövüştüğü ghurak'ın boğazına kılıcını sapladı.

''İçeri, çabuk!'' dedi Cullen sıhhiyeyi gösterirken. ''Ne durumdayız?'' diye sordu Greg, gözlerini kapamadan hemen önce.

Bayıldı mı yoksa öldü mü onu bile bilmiyordu Cullen. Kollarından tutup sıhhiye odasına kadar götürüyordu. ''Swed! Buradayız! Buradayım! Koru bizi.'' diye bağırdı okçu arkadaşına. Attığını kaçırmıyordu Swed. Odanın kapısını açtığında içeride iki tane ghurak'tan kaçmaya çalışan Llyl'ı gördü. Greg'i kapıya yaslayıp kılıcını sağ eline aldı. Yatakların arkasında, odanın uzak köşesinde duran ghurak'a fırlattığı kılıç tam boynuna saplandı. Greg'in kınından onun kılıcını çekti ve önündeki masanın üzerinden atlayıp yaşlı ghurak'ın saldırısına karşılık verdi. Hayatında bu kadar heyecanlandığını hatırlamıyordu. Sanki yıllar sürmüştü dövüş. Ghurak yere düştüğünde hızlıca Llyl'ın yanına gitti.

''İyi misin?''

''E-evet...''

Greg'in yanında gidip yavaşça kaldırdı. Kolunun altına girip kırılmayan, yakındaki yatağa yöneldi. Greg'i yatırdıktan sonra ölü ghurak'ın yanına gidip kılıcını aldı ve Llyl'a bir baş işareti verdikten sonra odadan çıktı.

Hemen karşısındaki ghuraklar ile dövüşmeye başladı. Saatler sürmüştü hepsi. Yorgunluktan, açlıktan çok zor hareket ediyordu. Haykırışlar, bağırışmalar devam ederken bir anda sessizlik oluştu. Üst kattaydı, rahatça dışarıyı görebiliyordu. Karlı tepenin ardında bir sancak gördü. Gözünü kapatıp açtığında binlerceydi. ''Kral Durant!'' diye bağırdı adamlar. Kral'dı bu. Ordusunun en önünde, kılıcını ileri doğrultmuş dört nala yardıma geliyordu.

Bir sızıyla arkasını döndü. Sırtına saplanmış kılıcı görünce acısı birden canını öldüresiye yakmaya başlamıştı. Elindeki kılıcı kalan tüm gücüyle savurduğunda önündeki ghurak'ın kellesini yere düşerken gördü.

Kendisi de düştü. Işık armalı sancaklar dalgalanıyordu. Kral buradaydı. Kral. Ölüyordu, ama farkında değildi. Bilmiyordu. Yardım istedi. Kahramanca dövüştük. Bu kale düşmedi. Ben kumandan iken. İzin vermedik. Bunlar son düşünceleriydi.

Son sesiyle konuşmayı denedi. ''Buradayım.''