HIKAYE

MEZUNİYET UĞRUNA HOCAYI TEHDİT EDERSEK NE OLUR?

Author

Üniversite hayatımın sonlarına doğru ilerlerken yaşanılan trajikomik bir olaydır bu:

Bahsini ettiğim o Berlin duvarı kalınlığındaki dersten HER ZAMANKİ GİBİ kaldık. Artık aile soruyor, ne zaman mezun oluyorsun? diye. Tabi öğrencinin açıklaması sabittir. Geçiştirdik.

Neyse vizeler bitti, final geldi... fırtına gibi geçti ve umutlarımızı da alarak gitti. Kaldık. Bütün sınıftan 2 kişi geçiyor her sene olduğu gibi. 

Biz kara kara düşündük, nasıl mezun olacağız diye. Hoca açık açık kaldınız diyor bir de. Boşuna bütlere gelmeyin... He dedik, kaldık... 

Bizim 9 senedir kalan arkadaş muratla birlikte oturduk demleniyoruz çayır çimen demeden. Son sigarayı yaktım ve paketi çöpe atmak için doğruldum. Lavuk sanki bu anı beklemişçesine ani hareket ederek ayağa fırladı.

"Ne oldu" dedim ve bekledim.

"Ne, ne oldu? Mezun oluyoruz olum. Kalk kalk!"

Şaşırdım doğal olarak. Neyse bir fikri var dedim uyduk kafasına... Kantine koştuk ve tanıdığımız herkese haber saldık. "Çevrede baklava satan kim varsa 1 kilo baklava alsın."

Bütün bölümü seferber ettik. Herkese durumu anlattık. Benim gördüğüm insanlarla 45-46 anca olan sınıfın 130 kişi olduğunu öğrenmiş olduk o sırada. 

Bütün kampüs dışarıda tatlıcı arıyor. Anasını sattığımın arayışı bir de cumaya denk geldi. Bütün dükkanlar kapalı. 

Neyse aradan 1 saat geçti telefon çaldı. Bulduk dedi arkadaşın biri. Yalnız p*çlik yapıyor. 40 lira olan baklavayı 100 yaptı bize hayvan. Biz sövüyoruz ama kime sövüyoruz. Takmıyor bile. Üstelik yerini de söylemiyor gavat! 

Murat tereddüt bile etmeden tamam dedi ama nasıl bakıyoruz biz ona. Lan öğrenciyiz, içecek sigarayı zor alıyoruz, bir kilo baklavaya 100 lira vermek ne demek lan, diye bağırıyoruz ama yok... Takmıyor.

Neyse çocuk geldi biz önce onu dövdük sonra tatlıları aldık dekanlığa gidiyoruz. Elimizde bir paket baklava, önde cengaver gibi ilerleyen 3 tane sap. Arkası süvari birliği gibi bekleyen öğrenci dolu... 

Battı balık dedik daldık içeri. Bu sırada Murat bir telefon ederek kızın tekini çağırdı. Daha önce okulda görmediğim biri geldi, selamlaşma felan derken hocanın odasının önüne kadar geldik.

"Ben ne yaparsam ona uyun," dedi ve yolda kısaca olayı anlattı. "Hocaya yalvaracağız ve acıtasyon yapacağız."

İyi dedik ve kapıyı çaldık. Hocanın sesini duymamızla içeriye girdik. Kız kapıda durdu biz içeride dikildik. Hoca bize bakıyor, biz hocaya bakıyoruz. arada murada bakıyoruz ama ne olacağını ve nereden gireceğimizi düşünüyoruz.

Murat dediğimiz kişi 190 boylarında 140 kilo civarında bir herif. Shrek dediğimiz günler oluyordu adama, düşünün halini... 

Yavaşça ilerledi ve elini yavaya kaldırarak hocanın masasına geçirdi. Biz sıçtık bakışı ile soğuk terler dökerken murata baktık.

Ulan hayvan yalvarmaya geldik, tehdit etmeye değil demeye fırsatımız kalmadı tabi. 

"Hocam, allah rızası için geçirin artık yaa... Yemin ediyorum utancımdan eve gidemiyorum artık."

Murat bizi şok ederek büyük bir atılımda bulundu. Ama bizi şaşırtan, o meymenetsiz hocanın gülümsüyor olmasıydı.

Murat yalvarmaya, hoca gülmeye devam ederken olaylar gelişti ve bir şekilde kabul etti. Tek tek neye ihtiyacımız olduğunu söyledik ve gerekli hesapları yaptık. Biz tamam, oldu bu iş derken hoca demez mi, "Dışarıdaki arkadaşı da çağırın," diye.

Kız elinde kağıtlarla içeri girdi ve hocaya uzatarak. Hocam yapmışken şunlara da bi bakabilir misiniz? dedi. Ne uzattığını anlamak için uzun uzun kağıtlara baktığımda liste olduğunu gördük. 

Lan biz kendimizinkini düzeltmeye gelmişken, bütün sınıfınkini karıştırdılar yine. Amk dedim, bir kere bir işi düzgün yapalım diye bağırıyorum içten içe. Ama çıkınca yapacağımı biliyorum. Bütün okulun ortasında s... neyse uzatmıyorum olayı...

Hoca önce terslese de, kısa süre sonrasında fikrini değiştirdi. Buna sebep olan bu kızın hocanın kulağına söylediği olmuştu. Ancak listeden sadece gerçekten hak edenleri geçireceğini söylemişti. 

Bu bile kızı mutlu etmeye yetmişti. Artık ne dediyse hocaya, bizde rahat bir nefes almayı başardık.

Hocanın odasından çıktık, yüzler gülüyor falan... Kapıya bi çıktık, dekanlığın önünde büyük bir kalabalık. Yerler izmarit dolu, herkesin elinde çay bahçede demleniyorlar. 

Hapishane ortamına çevirmişler iyice. volta atan mı dersin, derin muhabbetlere girenler mi dersen... her tür adamı gördük alanda. 

Bizi gören ayağa kalkıp kapıya doğru yürürdü. Biz tabi tırsarak durduk. Kız arkadaş elindeki kağıtları bekaretini kaybetmiş hatun gibi deşifre ederken, bütün bahçe şenlik yuvasına döndü.

Aradan 1 hafta geçti biz mutlu mutlu mezuniyet hayalleri kuruyoruz. Yok şöyle yaparız, yok bununla baloya gideriz falan. Bir de okulda bir haber yayılıyor. Bizim bölümdekiler bütün okula bizi sordurmuş. Görene ödül vaad etmişler. Dedik ne oluyor amk. 

Yeni yetmelerden birini tuttuk öttürdük onu. Listeden seçilmeyen kişiler dövmek için arıyormuş. Heh dedik, bi bu eksikti. 

Apar topar eşyaları aldık ve okuldan çıktık. 3-4 gün okula uğramadık. Çocuklar sakinleşmiş, millet rahatlamıştı. 

Böylelikle mezuniyet gününe geniş çaplı plan ayarlamaya başladık. Ancak ne planlar... Amerikan pastası çekecek tipte planlar yapıyoruz... Gizlemekte yok artık. Nasılsa bütün okul pezevenk ilan etti bizi. Kutsal bakireler gördüğü yerde kaçıyor... Geri kalanlar ise zaten... Aman boşverin...

Mezun olduk olum, daha ne olsun!