EDEBIYAT

Bir Pokemon Pezevenginin Hikayesi

Author

     90’ların çocuğuyduk.
     Günlerden bir gün gene varı yoğu cipse yatırma kararı almışım. Bakkal amca pis herifin teki. Süt bakkal derdik ona; her akşam 9’da dükkânı kapatır giderdi.
     Cipsi alırken paketin üstünden el yordamı ile meme muayenesi şeklinde bir yöntemle, içinde taso var mı yok mu 5-10 saniyede anlardık.
     Günlerden o gün işte.
     Gittim bakkala, yokladım, aldım cipsimi. Geçtim merdivenlere açtım paketi. Ulan istiyorum ki; Pikaçu çıksın, Ash çıksın, yani hiç olmadı büyük pokemonlardan biri çıksın. En boktan pokilerden biri çıktı. Solucan gibi bişey, yani aslında pokemon denemez kendine, olsa olsa balık yemi olur.
Benim bu pokemonla mahalledeki veletlerin arasına girip, o dillere destan taso turnuvalarına katılma imkânım yok.
     Gittim, annemden yalvar yakar para istedim. “Sıçıcam pokemonuna da tasona da” falan dedi; ama ana yüreği dayanamadı, verdi üç beş kuruş. 
     Daha az önce aldığım paketin içindeki cipsleri bitirmeden koşa koşa gittim bakkala.
Aldım bi cips daha.
     Hızla gittim merdivenlere. Bi keresinde o merdivenlerde otururken açmıştım cipsimi ve çok güzel bi pokemon çıkmıştı. Keramet merdivende sanıyordum, o günden beri de her cipsi orada açıyordum.
     
     Uzun lafın kısası, cipsin içinden dönemin popüler pokemonlarından, kuyruğunda ateşle adeta bizi ekran karşısına kilitleyen, hem zeki, hem güçlü, hem çevik, adeta Türk genci gibi olan bir pokemon çıkmıştı; Charmender.
     Charmender'i övmeyeceğim şimdi. Sonuçta  mahalledeki çocuklar arasında her oyuna katılmama yetecek kadar popüler bir mahlûkattı kendisi.
     Elimdeki iki gıcır gıcır tasoyu cebime attığım gibi geçtim turnuvaların olduğu mermer zeminli apartman kapısının önüne.
     Piçler şak şak diye sesler çıkartarak oynuyor. Biraz izledim, fikir edindim. Teknik taktik falan var. İşte o an anladım ki; bu iş düşündüğüm kadar basit olmayacak. Ben bu veletleri yenemem.
     Önce cebimden çıkarttım tasolarımı. Bir solucan ve bir Charmender.
     Bunu gören çocuklar, “Charmender'a üç taso veririm, beş taso veririm” gibi tekliflerde bulundular önce. “Yok” dedim, çünkü tasolarının hepsinin boyası silinmiş, bok gibi çirkindi.
Hiçbiri benim gıcır gıcır Charmender'ıma layık değildi.
     Sonra çocuğun biri “Charmender'i ortaya koy, bende bi Balbazar (ki en az Charmender kadar popülerdir kendisi), 2 tane de dandik taso koyayım ortaya onun karşılığında” dedi.
     “2 değil 3 koyarsan oynarım” dedim. “Tamam” dedi. “Ama benim biraz işim var onu halledeyim geleyim” dedim, kaçtım oradan. 
Kabul etmez diye düşünmüştüm, Charmender'ımı kaybetme düşüncesi beni
mahvediyordu.

     Kendimi yollara koydum.
     Anladım ki, pokemonun popüleritesi kadar tasonun yeniliği, hasar görmüşlüğü de
değerinde etkendi. Araba piyasası gibi bir piyasası vardı.
     Attım tasolarımı cebime mahalle mahalle gezmeye başladım. Bi cebime solucanı, diğer cebime Charmender'i koydum. Gittim başka mahalleden çocukların arasına, biraz sohbet ettik. “Ben de üst mahalledeki taso şampiyonuyum, az önce çocuğun birinden sıfır bi solucan yuttum. Saatlerce ağladı ama geri verir miyim” gibi cümleler kurdum.
     Bir süre atıp tuttuktan sonra; taso hakkında merakları uyandı piçlerin sonunda, “Eee yanında mı? Oynayalım mı?” gibi şeyler söylemeye başladılar. “Aslında yanımda; ama sıfır tasolarımla oynamıyorum. Oyun oynamalık değil onlar, koleksiyon yapıyorum” diyerek manevi değer de yükledim.
     10 dakikalık taso övme işinden sonra, çocukların solucan için gözü iyice dönmüştü. Herkes ceplerden tasoları çıkartıyor, bana gösteriyordu. Israrların sonunda dayanamayıp çıkardım solucanı, aslında bi boka benzemeyen solucan için ağızlarının suyu akıyordu adeta. 5 taso veririm 6 taso veririm teklifleri geliyordu.
     6 taso ile takas etmeyi kabul ettim ama çok yıpranmış olanları istemem diye de belirttim, artık o 4-5 çocuk kendi arasında mücadele veriyordu. Solucan kimin olacak diye. Biri  ile anlaştık 6 tane tasosunu aldım baya da yenilerdi. 
     Artık 6 tasom ve Charmender'im vardı.
     Bu dandik 6 tasoyu, başka mahallelerde kaliteli, popüler ama daha az sayıda tasolarla takas edip, oradan çıkıp bambaşka mahallelerde de bu kaliteli tasoları dandik ama daha fazla sayıda taso ile takas edip yoluma devam ediyordum.

     Derviş gibi geziniyorum mahalleler arasında; fakat sol cebimdeki Charmender'i hiç çıkartmıyorum.
     Bir mahalleye girdim. Tanıştık, bi kaç dandik taso ile oyun oynadık, kaybettik, kazandık derken; taso için cipse para vermenin ne kadar saçma olduğunu; çıkıp çıkmayacağının belli bile olmadığını; çıksa bile belki çok çirkin bi şey çıkacağını falan anlattım. Biraz mücadele ettiler ama sonunda bi kaçı “evet çok saçma” demeye başladı.
     “Ben hep satın alıyorum tasoları, cipsten biraz pahalıya geliyor ama hiç değilse istediğim tasoyu almış oluyorum. Bazencde satıyorum” deyip; cebimdeki güzel tasoları döktüm yere.
     O mahallede 10-15 cips parasına üç beş taso sattım.
     Cebimde bir sürü taso ve para ile koşa koşa takas yaptığım mahallelere döndüm.
     Akşam olmaya yüz tutmuştu, güneş batmış ama hafif aydınlıktı hala hava. Mahallelerin ufak kumarbazları evlerine dönmeye başlamıştı.
     Kimseyi bulamadım neredeyse işime yaracak, kendi mahalleme döndüm. O, Balbazarı olan çocuğa gittim.
     Dedim ki “ben dönerken yolda oyun oynadım ve kaybettim Charmender'i” ağlayıp zırladım biraz.
     “Orospu çocukları, kimmiş lan onlar, gidelim dövelim” falan gibi laflar söyledi bizimkiler. Sanki kendi kazansa almayacaktı benim Charmender'imi. Hepsinin gözü vardı biliyorum.
“Ama Charmender abimindi mahveder beni, o Balbazar’ı bana versene” dedim. “Siktir git lan” dedi. “Yo, parasını veririm” dedim ve cebimdeki paraların onda biri kadarını çıkarttım; kabul etmedi.
     “Bi bu kadarda yarın getiririm” dedim. İki tane de dandik tasoların olduğu cepten taso çıkarttım; dedim ki “her şey bu kadar, kabul edersen para da getiricem yarın.”
     Aldım Balbazar'ı.
     Artık Pokemon pezevengi olmuştum.
     Tasoları satıyor, takas ediyor, hatta ve hatta bir tasoya değer biçip; onu o değerin beşte biri fiyatına kiralıyordum. Kiralayan kişi o taso ile oyun oynuyor kazanırsa benim kira paramı ve tasomu geri veriyor kazandıklarını alıyordu.
     Yok kaybederse tasonun gerçek bedelini bana ödemek zorunda kalıyordu.
     Günler haftaları, haftalar ayları kovaladı.
     Başarı öyküm başka mahallelere hatta semtlere kadar gitmişti. Çok uzak yerlerden, pikaçu var mı ash var mı diye sormaya, ticaret yapmaya geliyorlardı.
     Artık alnıma yapışan bu kara lekeden kurtulmam gerekiyordu. Dediğim gibi pokemon pezevengi olmuştum, babam duyarsa ağzıma sıçardı.
     Bütün tasolarımı satıp nakite çevirmeye, elime geçen para ile iş kurmaya karar vermiştim.
     Sattım hepsini iyi bi fiyata. Toplu alıp fiyat kırmak isteyenler, ucuza kapatmak isteyenler oldu; ama biz de boş pezevenk değiliz. Sabrettim. Hepsini tek tek, değerlerinde bi fiyata sattım.

     Elimde kalan para ile iş kuramayacağım gerçeğini öğrendiğimde yıkılmıştım. Sistem 12 yaşında birinin pezevenk olmasına izin veriyor ama iş yeri açmasına izin vermiyordu.
     Yıkıldım, gidip bütün paramla limonlu tang aldım. Aylarca kendimi tange verdim. O günler aklıma geldikçe hala gözlerim dolar.
     Oysa ben o para ile şirketimin ilk temellerini kuracak, sol cebimden çıkartmadığım Charmender’imi, çerçeveletip duvara asacaktım.

Bir Pokemon Pezevenginin Hikayesi