MÜZIK

Türkiye Rap Camiası 1. Bölüm: Eypio’nun ibret verici hayatı

Author

Tarih 2013 Ağustos. Gezi’nin sıcak zamanları daha yeni bitmiş. O zamanlar Level dergisine dışarıdan röportajlar yapıyorum. Bir nevi gönüllü gazetecilik. Allahsız Doğan Burda sayfa başına 20-25 lira telif veriyor. Benim yol masraflarıma bile yetmeyen bir para. Almıyorum. Diğer gençlere verin bana vereceğiniz telifi ulan diyorum. Aydın Doğan’a içerlemişim ama Fernet Branca seven, Gümüşhaneli medya patronuna içimden, ‘canın sağ olsun Aydın abi’ diyorum. Para kazanamasak da en azından ilgi duyduğum alanlarda röportajlar yapıp yayınlatabileceğim bir mecmua vermiş bana. Oto sansür, moto sansür yok. Ne yazsak geçiyor. Çünkü yazdıklarımı içeride ve dışarıda fazla okuyan yok. En beğendiğim alt kültürlerden olan rap/hiphop’a yöneliyorum.

Türkiye Rap Camiası 1. Bölüm: Eypio’nun ibret verici hayatı

Eypio: A nokta P Nokta O.

Her neyse; gözüme o dönem muhteşem parça sözleriyle Eypio takılmış. Adam acayip yazıyor. Ceza’dır Sagopa’dır, Türkiye’nin ününü almış diğer rapçilerine hiç benzemiyor. Bir e-posta adresi buluyorum önce. Sonra bir telefona ulaşıyorum. Çok geçmeden Apo’dan (kişisel tanışıklığınız samimiyetiniz varsa Eypio’ya Apo denir) randevuyu alıyorum. Onunla rap açısından anlam ve önem arz ettiği için çocukluğunun geçtiği mahallesinde, yani Zeytinburnu’nda röportaj yapmak istediğimi söyledim. Apo ‘sorun değil ayarlarız’ dedi.’

Röportaj günü geldiğinde geldiğinde İstanbul kartımı alıp yola koyuldum. Sonuç olarak sevgili Doğan Burda masraflarımı karşılayamadığından ötürü fazla para harcamamalıydım. Zeytinburnu’na ulaşıp Apo’yla buluşunca aslında yıllardır eski mahallesinde yaşamadığını öğrenmiş oldum. Kredi ile Avcılar’da ev almış. Takıldığı stüdyolar vardı ama hava güzeldi dışarda röportaj yapmak istediğini söyledi. ‘Tepe denilen bir yer var orada çimenlikler de oturur yaparız röportajımızı’ dedi. Fikir makul geldi. Apo, giderken yolda 4 bira aldı (ekstra alkollü, marka vermeyelim reklam olmasın) Biralardan birini ben kalanını o içecekti.

Zeytinburnuna’na ZB diyenler

Tepe denilen yere vardığımızda buranın sahil yolu kenarında, o İstanbul’un siluetini bozan ikiz kulelerin hemen yanındaki yeşillik alana verilen isim olduğunu anladım. Çoğunlukla Zeytinburnulu gençlerin alkol aldığı, gelen geçen arabaları izlediği bir yeşil bir tepecikti bu alan. Rüzgarlı bir gündü. Geçmişte buranın deri tabakhanelerinden gelen türlü türlü atık maddenin olduğu, Splinter usta ebadında farelerin cirit attığı bir çevre felaketine sahip olduğunu hatırladım çime çökerken… Recep Tayyip Erdoğan’ın belediye başkanıyken gerçekleştirdiği önemli başarılarından bir Kazlıçeşme dönüşümü…

Gezi dönemi olması sebebiyle direnişi konuşarak başladık lafa ama fazla uzatmadık. Neticede inanılmaz geniş bir ufka ve gönül gözüne sahip bu sanatçıyı bir an önce tanımak istiyordum. En baştan başlamasın rica ettim.

From Akça, Afganistan to Konya,Turkey

1980 yılından başladık. Apo, aslen Afganistan Türkmen’idir. Baba tarafından Türkmen, anne tarafından Özbek kökenli olarak tanıdığım en net etnik Türk kökenli insandır. Ailesi, Afgan Rus savaşı sebebiyle ülkeden göçüp geldiği Konya’da doğmuş ama savaş olmasa hem kendinin hem de Mevlana Celalledin Rumi’nin memleketi olan Afganistan’ın Akça kentinde doğacakmış. Onun yerine Mevlana’nın öldüğü yerde doğmuş olması Mevlana’nın da aslen Akça’ya yakın Belh şehrinde doğmasının ona hep ironik geldiğini belirtmişti.

Mülteci mi göçmen mi? Hayır dünya vatandaşı

Fazla kalmamışlar Konya’da, İstanbul’a gelip bir çok Afgan ve Türki Cumhuriyetler göçmeninin yaptığı gibi Zeytinburnu’nda kalmışlardı. Çocukluk ve ilk gençlik yıllarının tamamını Zeytinburnu’nda geçirdikten sonra 17 yaşındayken Avrupa’ya gitmeye karar vermiş. O dönem legal yollardan vize alamayacağı için Zeytinburnu’nda bolca bulunan insan kaçakçılarına danışan Apo kendine bir otobüste yer ayarlar fakat daha sonra vazgeçer. Daha sonra otobüsün yakalandığını öğrenir. Bir sene daha bekleyip dayısı vasıtasıyla Hollanda’nın Maastrich şehrine gider. 6 sene boyunca kalacağı Hollanda'da rap müziğe ilgisi başlar. Hollanda’da değişik işlere girip çıkar. İlk başlarda parklarda temizlik yapan işçilerin süpervizörü olur, daha sonra kısa sürede öğrendiği antika halı tamirciliğine devam eder. Avrupa’nın refah seviyesi en yüksek ülkelerinden biri olan Hollanda’da 6 kaygısız yıldan sonra Türkiye’ye dönen Apo burada fazla kalmaz. Babasının işleri dolasıyla Afganistan’a gider ve yaklaşık bir yıl dünyanın refah seviyesi en düşük ülkelerinden birinde kalır. Dünyanın bir ucundan diğer ucuna seyahatler vicdanlı sanatçı kişiliğine büyük katkı sağlayacaktır. Apo’nun değişimini kendi sözleriyle şu şekilde ifade etmişti.

“Aslında ben böyle bir adam değildim. Gezdim dolaştım ondan sonra kafam açıldı. Avrupa’nın bir çok ülkesini gördüm. Afganistan’a gittim. Türki Cumhuriyetlerin birkaçında bulundum. Bu kadar yer gezmek bir şeyleri değiştirdi. Hollanda gibi bir refah ülkesinde yaşarken hiçbir şey umurumda değildi. Hayata dair kaygılarım azdı. Hayatla olan problemlerim topluma, yaşama dair değil bireysel sıkıntılarıma dairdi. Fakat daha sonra babamın iş dolayısıyla bulunduğu Afganistan’a gidip orada bir 8 ay kaldım. İlk gittiğim günlerde havanın 40 dereceyi aşan sıcağına isyan ettiğim bir anda kışın soba amacıyla kullanılmak üzere kesilip biçilen demir varilin içerisinde, o kızgın güneşin altında kaynak yapan 10-11 yaşlarında bir çocuk gördüm. Daha sonra Afganistan lityum madeni açısından çok önemli bir rezerv olduğunu öğrendim. Bu mobil teknolojilere sırt dayamış ABD’nin pil yapımında kullanılan lityuma ihtiyaç duyması ve Afganistan’ı işgal etmesi komplo teorisi hiç mantıksız gelmedi. Afganistan’daki düşük hayat standardını hepimizi biliyorduk ama gidip o kırık dökük evleri, kurak toprakları ve ölümleri yerinde görmek insanda farklı duygular yaratıyor.”

Günah bizim suç bizim

Gurbetçi Rapper’larımızdan Burak King ile yaptığı Günah Benim Suç Benim parçası ile hatırı sayılır bir dinleyici kitlesine erişen; öncesinde az ama kemik bir dinleyici kitlesine sahip olan Eypio’nun (Abdürrahim Akça) bu kadar geç keşfedilmesinin günahı boynumuzda. Ülkemizin büyük bir kültürel bir erozyon yaşandığı şu günlerde her türlü derdini anlatabilecek kadar Flamanca, Farsça, Türkmence, Azerice, Özbekçe bilen Eypio’lar doğal yollardan kolay yetişmiyor. Değerini bilelim. 

Eypio ile İsrail meselesi 

Eypio ile mülteci meselesi