HIKAYE

(Bölüm 5)

Gonca Tekinöz
Yazar
Gonca Tekinöz
(Bölüm 5)

3 gün olmuştu. Hiç ses seda yoktu. Ne bir paket,ne bir not,ne bir mektup. Beklediğini farkettiği zamanlarda kendine kızıyor ama bu adamın kim olduğunu da içten içe merak ediyordu.

- Neyin var senin?
- Şu paketleri sahibine iade edemedim ya,canım ona sıkılıyor.
- Sen şuna hayatımda ilk defa bir erkekle ilişki yaşamaya bu kadar meyilliyken şansımı kaybettim. Yine evde kaldım,ona üzülüyorum desene....
- Tarık! Seni öldürürüm. Böyle şeylerle kaybedecek vaktim yok. Sen kendi haline bak. Pırlanta gibi kızı kaptırdın elin öküzüne. Bak nişanlanmış.
- Neden hemen karşı saldırıya geçiyorsun kızım. Konu ben değilim.
- Ben de değilim. Hadi iç şu kahveni de eve bırak beni.

Her eve girerken yada her evden çıkarken içinde umut olduğunu bilmedigi bir hisle sağı solu kolaçan ediyordu. Dün de mesela kapının hemen sağ tarafında duran masa ve sandalyelerin altına bakmış,uçmuş olabilecek bir zarf aramıştı. Ne diye bu kadar kafaya takmıştı ki? Ağız dolusu adama bağırmış hem de tehdit etmişti.

Sadece kim olduğunu öğrenebilse belki de yetecekti.

Akşamüstü kahvesini bahçede içmeye karar verdi. Tam kapıyı açtığında elinde minik bir paketle kapının önünde duran bir adamla karşılaştı.

- Demek sendin!!!

Adamı baştan aşağı süzdü. Biraz gençti sanki kendinden. Kılık kıyafeti düzgün. Fazla düzgün. İşten geliyor olmalıydı.

- Kim efendim?
- Yakalanmayacağını mı zannediyordun?
- Pardon? Anlayamadım?
- Deli misin sen? Ne yapmaya çalışıyorsun?
- Bir yanlışlık oldu galiba... Ben kargonuzu getirmiştim. Nida YILMAZ siz misiniz?

Başından aşağıya kaynar sular dökülmesi,yerin dibine girmek ve benzeri bütün deyimler şimdi vücut bulmuştu. Kargo görevlisinden özür dileyip,paketini teslim aldı. İstanbul'dan müşterisi için sipariş verdiği özel yapım mumlar gelmişti. Böylelikle dekorasyonun son eksiği de,acı da olsa tamamlanmıştı.

Bu iş iyice çığrından çıkmaya başlamıştı. Artık normal hayatına geri dönmeliydi. Hem zaten paketlerin de arkası kesilmişti.

Yoğun bir haftanın ardından,bir işi daha tam vaktinde teslim etmişti. Ufak tefek işler haricinde pek de bir yoğunluğu kalmamıştı bu ay. Önümüzdeki ay 3 evle birden uğraşacaktı fakat hepsinin projeleri önden hazırlanmış ve imzalanmıştı.

Yatağına uzandı. Canı hiç birşeyle uğraşmak istemiyordu. Boş boş tavana baktı.

Sabah kalktığında canı kahvaltı etmek istemiyordu. İki sokak aşağıdaki fırından poğaça almaya karar verdi. Hatta belki de orda yerdi.

Çıktı. Hava çok güzeldi. Gece boyunca yağmur yağmış,her tarafta mis gibi toprak havası hakimdi.

Poğaçalarını aldı ve çayını beklemeye başladı. 15 yaşlarındaki genç garson çayını masaya bıraktı.

- Abla, bunu bir abi verdi. Sana vermemi söyledi.
- Neymiş o?
- Mektup galiba ablaaa.

Suratındaki gevrek gülümsemeyle zarfı uzattı....

(Arkası yarın 😉)