KÜLTÜR

PKK terör örgütünün kan ve yalan dolu ideolojik geçmişi

Yazar

PKK şüphesiz gelmiş geçmiş en kuvvetli terör örgütlerinden biri. Bunun en büyük sebeplerinden biri örgütün temelini oluşturan ideolojik kodları. Bu yazıda işleyeceğim konu da tam olarak bu.

PKK terör örgütünün kan ve yalan dolu ideolojik geçmişi

Bu yazıda PKK’nın kuruluş tarihi, ilk eylemi gibi vikipedi bilgileri olmayacak. Burada daha PKK’nın ideolojik görüşünün ana noktalarına parmak basmaya çalışacağım. İnanıyorum ki yazıyı okuduktan sonra günümüzdeki siyasi karmaşayı daha iyi okuyabilir hale geleceksiniz. İsterseniz her şeyden önce PKK’nın kuruluş amacı ve eylem taktiği ile başlayalım.

Uzun süreli “halk” savaşı

Günümüzdeki bazı yazarların yaptığını yapmayıp, PKK’nın amacını direkt açıklıyorum: PKK Türkiye, Suriye, Irak ve İran’ın bazı bölgelerini içine alan tam bağımsız bir Kürdistan devleti kurmak için kurulmuştur. Bu durum örgütün Türkiye içinde sadece “Apocular” olarak bilindiği günden bugüne kadar hiç değişmemiştir. PKK bu amacını gerçekleştirmek için de “Uzun süreli halk savaşı” denen bir strateji izlemektedir. Peki bu taktik tam olarak nedir?

Bu strateji üç temel aşamadan oluşur: Birinci aşama stratejik savunma aşamasıdır. Burada örgüt hedef bölgedeki halka kanlı terör eylemleriyle korku salar ve meşru yönetimle olan bağlantılarını azaltır. İkinci aşama ise gerilla savaşıdır. Buradaki amaç ise savaşılan odakla bir silah ve güç denkliyi kurmaktır. Son aşama ise stratejik saldırıdır. Bu aşamada örgüt, işgalci olarak gördüğü devlete, bölgeyi elinde tutmanın kendisine yarardan çok zarar getireceğini göstermeye çalışır.

Marks’ın ve Lenin’in kemiklerini sızlatan Öcalan

PKK terör örgütünün kan ve yalan dolu ideolojik geçmişi

PKK ilk eylemini Eruh’ta 1984 yılında gerçekleştirmiş

Örgütün savaş taktiğini anladıktan sonra ana motivasyon kaynağı olan ideolojisine, daha doğrusu ideolojilerine bakabiliriz. Öncelikle bilmeniz gereken şey PKK’nın ideolojisinin Abdullah Öcalan’ın ideolojisi olduğudur. PKK kurulduğu günden beri sahip olduğu ideoloji, nam-ı diğer Apo’nun siyasi ve maddi desteği kimden aldığına göre değişmiştir.

En başa dönecek olursak örgüt, Marksist-Leninist bir çizgide kuruldu. Öcalan, “Kürdistan’da Zorun Rolü” kitabında bu durumu ilan etmiş ve yarattığı vahşeti Engels’in “ilerici zor” yaklaşımıyla açıklamaya çalışmıştır. Ancak burada dikkat edilmesi gereken şey, özellikle 80’lerde süper bir güç Sovyetlerin Orta Doğu’ya girmek istemesidir. Bana kalırsa Öcalan’ın o dönemde Marksist-Leninist ideolojiye örgüt programında bu kadar yer vermesinin sebebi de budur. Süper bir gücü arkasına almak istemiştir.

Ancak Sovyetler 1991 yılında dağılınca Abdullah Öcalan’ın paçaları adeta tutuşmuştur. Zira ABD’nin “Yeni Dünya Düzeni”nde Marksist-Leninist ideolojiye sahip bir örgüte yer olmadığının farkındadır. Bunun için ideolojik olarak sert bir manevra ile dönüş yapmıştır. Bu durum 1995 yılındaki örgüt programında açıkça görülmektedir. Burada Öcalan, Sovyetlere ağır eleştiriler yöneltmektedir. Öyle ki bundan birkaç sene önce sahip olduğu ideoloji olan reel sosyalizmi “ilkel ve vahşi” olarak tanımlamaktadır.

Dağda kartal, hapiste demokrat

Yukarıda anlattığım durum Öcalan’ın tutuklanıp ülkeye getirilmesine kadar devam etti. Bundan sonra ise Öcalan Marksist ideolojiyi tamamen terk etti. Mahkemedeki savunması bu durumu açıkça belli ediyordu. Kendisinin yeni ideolojisi artık Prefesör Leslie Lipson’ın “Demokratik Cumhuriyet” görüşü idi. Buna göre Abdullah Öcalan (Dolayısıyla da PKK) Türkiye’yi bölüp yeni bir devlet kurma fikrinden vazgeçmişti. Artık amaç Türklerle Kürtlerin eşit kurucu halklar olarak, tek vatanda (Türkiye’de) eşitçe yaşamalarıydı.

PKK terör örgütünün kan ve yalan dolu ideolojik geçmişi

Öcalan 1999 yılında yakalanmıştır

Bu ve “Ülkeme ve devletime hizmet etmeye hazırım” gibi beyanlarla kellesini kurtarmayı başaran Öcalan, zaman geçtikçe bu ideolojiden de yavaşça kopmaya başladı. Bunun en önemli sebebi Kürtlerin dört farklı ülkede ayrı ayrı yaşamaları, bu sebeple demokratik cumhuriyet tezinin uygulanmasını zorlaştırmasıydı. Öcalan ve PKK artık yeni bir ideolojik kabuğa ihtiyaç duyuyordu. Bu ideoloji yeni dünya düzenine aykırı bir ideoloji olmamalı ve PKK’yı süper güç ABD’ye “şirin” gösterebilmeliydi. Manevra ustası Öcalan yine sanatını konuşturacaktı.

Bookchin’in ideolojisi

Öcalan’ın Yeni ideolojisini çok geçmeden buldu. Bu ideoloji Murray Bookchin’in kuramsallaştırdığı “Toplumsal ekoloji”sinden başkası değildi. Komünalizm veya konfederalizm de denen bu düşünce yapısına göre toplumsal sorunların kaynağında tahakküm ve hiyerarşik sistem vardı. Ekoloji sadece doğa ile ilgili değildi. Toplumların da kendilerine has bir ekolojisi vardı. Ana amaç, tabiatın yani “Birinci doğa”nın insanın oluşturduğu toplumsal doğa, yani “İkinci doğa” ile uyumlu şekilde yaşamasıydı.

Bookchin’e göre bu hedeflere ulaşmak için de devlet aygıtı ortadan kalkmalı ve insan toplulukları “ekotopluluklar” biçiminde “ekoteknolojiler”le kent-kır ilişkisini koparmadan yaşamalıydı. İnsan toplulukları en küçük birimlerin oluşturduğu halk meclisleri, onların oluşturduğu federasyonlar, en son ise konfederasyonlar şekilde örgütlenmeliydi.

PKK terör örgütünün kan ve yalan dolu ideolojik geçmişi

Murray Bookchin

Ayrıca Bookchin Marks’ı da birçok konuda eleştirdi. Ona göre Marks’ın insan topluluklarını sadece sınıf temelli değerlendirmesi yanlıştı. Emek-sermaye çelişkisi toplumsal sorunların tek kaynağı olarak görülemezdi. Bunun için hiyerarşi ve tahakkümün de yerle bir edilmesi gerekirdi. Ayrıca Bookchin'e göre, Marks’ın işçiyi sadece ücret almaya bakan canlılar olarak görmesi yanlıştı. İşçi bir robot değil, tam aksine duyguları, estetik görüşü ve cinselliği olan varlıktı.

Bunun yanında Bookchin, işçi sınıfının tıpkı ABD’de olduğu gibi orta sınıflaştığını ve sermayeden pay aldığını da belirtiyordu. Yani bu işçiler artık Marks’ın devrinde olduğu gibi fabrikalarda üç kuruşu çalışmıyordu. Hepsinin birer yazlığı, borsada hisseleri vardı. Bu durum Marks’ın “Dünyanın bütün işçileri birleşin” çağrısını tamamen geçersiz kılıyordu. Son olarak Bookchin anarşizme yakın olarak devleti de tüm kötülüklerin anası olarak görürdü. Ona göre devletin asgarisi bile zararlıydı ve yok edilmesi gerekirdi.

Görüldüğü gibi Bookchin’in toplumsal ekoloji ideolojisi Marks’ın düşüncelerinin revize edilmiş ve günümüz sorunlarına adapte edilmiş şeklidir. Bunu Öcalan için kullanışlı yapan şey ise günümüz dünyasında PKK’yı, dünyanın "jandarması" ABD’ye sevimli gösterebilecek olmasıdır.

Peki tüm bunlara rağmen Öcalan’ın eylemleri ile Bookchin’in ideolojisi uyuşuyor mu?

Hiç heyecana mahal vermeden cevap vereyim: Hayır! Daha önce de belirttiğim gibi toplumsal ekoloji ideolojisinde, devletin asgarisi bile zararlı olarak görülmüştür. Ancak PKK’nın yönetim organı olan KCK’ya ve onun programlarına baktığımızda, başlı başına bir devlet anayasası görürüz. PKK ve değişik ülkelerdeki kolları hemen her koşulda otoritesini sağlamlaştırıp devletleşmeye çalışmıştır. Ayrıca Bookchin’in ideolojisinde “tek lider” kavramı yoktur. Ancak PKK’nın “Önder Apo”su başlı başına otoriter bir figürdür. Dikkat edilirse KCK’nın programlarında son sözün sadece Abdullah Öcalan’da olduğu sık sık tekrarlanır.

PKK terör örgütünün kan ve yalan dolu ideolojik geçmişi

Ayrıca dünyada PKK’dan daha hiyerarşik bir örgüt yoktur. Örgüt içi infazların bu kadar fazla olması bunun en büyük kanıtlarından biridir. Kısacası Bookchin’in ekolojik ve barışçıl ideolojisi, Öcalan’ın silahlı mücadelesiyle taban tabana zıttır. Zaten Bookchin de bunu görmüş olacak ki elebaşının kendisine yazdığı her hayran mektubuna kuru bir teşekkür ile cevap vermiş ve ilerleyen yaşını bahane ederek geçiştirmiştir.

Sonuç olarak terör örgütü PKK tarihi süreci içerisinde diğer hiçbir örgütün edinemediği bir yetenek kazanmıştır. Bu da ortama yeni oluşan siyasi iklimlere uyum sağlama özelliğidir. PKK, radikal görüşlerine rağmen inanılması güç bir şekilde keskin ideolojik manevralar yapabilmekte ve dün savunduğunu bugün yerden yere vurabilmektedir. Bu da onu büyük güçler için kullanılması kolay ve yararlı bir aparat haline getirmektedir. PKK’nın kuruluşundan beri değişmeyen tek ideolojisi pragmatizmdir.

Not: Bu yazıda Fikret Bilâ'nın 'İdeolojik kodlarıyla kâğıt üstündeki PKK' kitabından bolca yararlanılmıştır. Konu ile ilgili daha fazla bilgi sahibi olmak isteyenlere tavsiye ederim.

Şunu da ben yazdım: