GÜNDEM

Ebeveynlerime Nasıl Ebeveyn Oldum?

Yazar

Kimi zaman dilimine ve anlayışa göre doğru, kimine göre yanlış metotlarla da olsa öyle veya böyle büyüdüm işte. Ailenin ilk ve son çocuğu olmamdan dolayı da hem çıraklık hem de ustalık çağlarını üzerimde denediler, n’apsınlardı?

Daha önceki yazılarımdan birinde bahsetmiştim, (link bağlayamıcam şimdi, okuduysan anımsayacaksın) babam beni resmen ödül – ceza yöntemi ile büyüttü. Yeni yazarlar “beni ödülle cezalandırma” deseler de, atadan gördüklerini uygulayan 1950’lerde doğup büyümüş nesillerin evladı olarak, bu modern akımdan nasibimi alamadım. Eminim ki benim gibi pek çok arkadaşım vardır. Y kuşağının bebeleri elbette çok başka büyüyecek ama bize kadar olan kısım aşağı yukarı böyleydi.

Çok küçük yaşta sanki kulağıma peri tarafından fısıldanmış gibi birtakım düşünceliliklere sevk olmuşum annemin anlattığına göre. Bayramda aile eşrafının cebime sıkıştırdığı paraları zinhar harcamaz, biriktirip aileme verirmişim. İşten yorgun argın geleceklerini bildiğim için, gücüm yettiğince temizlik yaparmışım. İlerleyen yaşlarımda yemek yapmayı beceremesem de, sofrayı kurup beklerdim vs vs… Sonra yemek yapmayı da öğrendim, annem bazen hasta numarası yapar, beni Sebastian gibi mutfağa salardı 😊 Canım Kadın! İyi ki kazandırmış o melekeleri bana..

Babamın dükkânı vardı, 5 yaşımda iken annem de çalıştığından, babama çıraklık ederdim. Bak o yaşta kız çocuğu olarak pense, yankeski, lehim pastası, kargaburun, yıldız tornavida ve nicelerini öğrenmiştim. Tevekkeli ondandır eli becerikli erkeğe bayılmalarım, e rol modelim nitelikliiiiiii, ben nabayım 😊

13-14 yaşıma bastığımda lanet olasıca turizm ile tanıştım. Hazırlıktan lise 1. sınıfa geçtiğim yaz bir restoranda “ne iş varsa yapan” garson kızdım. Sadece bahşişlerin bir kısmını alırdım, ne maaş ne SGK. Ay ne düşüncesizce… Turistlerle en yoğun diyaloğumun geliştiği dönemdi, Danimarkalı bir çocuk bana âşık olup, memleketine gittiğinde mektup göndermişti de, utancımdan ve korkumdan (neyden korktuysa bu salak) bir yanıt dahi yazmamıştım. Şimdiki hayatıma terk olunacağımı bilsem, Niklas’ın kalbini hiç kırar mıydım??? Bi arkadaş yorumda yazmıştı çok haklıydı “toyken tırsıyorsun”… Konu ne olursa olsun toy olmak, hayatınla ilgili belki de en önemli atılımı yapabilmene engel teşkil ediyor. 

Kahrolsun Toyluk, Yaşasın Olgunluk!

Neyse ya, kaçan balık daima büyük olur zati. Önümüzdeki maçlara bakacağız erimle 😊

O dönemlerde de kazandığım üç kuruş ile anneme ve babama destek olur, hediyeler alırdım. Bir sene sonrasında stajım başlayınca, yaşıtlarıma ve döneme göre çok iyi meblağda olduğunu sonradan anlayacağım parayı kazandığımda da, düştüm hayat gailesine, kiraydı, faturalardı… Kimse bişey demeden üstlendim. Ama nasıl bi gurur anlatamam. Konuşmak için yapmadığım gibi, yaptıklarımı da konuşmam ben. Sadece minimal bir örnek olarak bahsettim, bu mevzuyu daha uzatmayacağım.

Sonra üniversiteye gittim işte, okuduysan bilirsin, pişmiş tavuğun başına gelmeyenler serimden.. Babam telefonda bana “kızım paran var mı” diye sorduğunda, o an cüzdanımdaki nakdi kontrol eder, yanına bir adet sıfır ekleyerek söylerdim. Bkz; gerçekte 10 liram olsun; “babacım daha benim 100 liram var”… Biliyorum oğlum, onda da yok. En kötü borç alacak...

Kendi kendime yetmeyi öğrendim 18-23 yaş aralığımda. Hem de bazı sözüm ona güçlü kızlar gibi bacaklarımı ayırmadan.. Vesikalılara boyun eğmeden, kovulduğum evlerde kalmak için ödün vermeden…

Sonrasında mezun olup geldikten sonra da düzenimi aynen devam ettirdim. Pek çok ağız kokusu çektim bu meyanda, pek çok kaltaklığı göğüslemek zorunda kaldım; kâh bahsettim kâh içime attım - çünkü ketum olmak bunu gerektirirdi – ve bi biçimde zararla / kârla gemimi yürüttüm. İşte tam da bu aşamada fark ettim ki, ailem artık benim çocuğumdu. Bu duygu geceden sabaha birden yüklenmiyor insana. Zamanla, sabırla, iradeyle yavaş yavaş oturuyor. Ne ara kendisine yer bulup da oturduğunu anlamıyorsun. Büyüyorsun ama bunu sen bile fark etmiyorsun.

Arkadaşlarımla ne zaman yeni bi mekân keşfetsek, bir sonraki hafta sonunda (veya ilk müsait zamanda) annemle babamı koluma takıp götürürken buldum kendimi. Bir yerde bişey mi ikram ettiler, 1 fazla alıp, peçeteye sarıp çantama attığımı gördüm. Hatırlasana annen sensiz kadın günlerine gittiğinde çantasından akşamki erzağını getirmiyor muydu? “Boğazımdan geçmedi” demiyor muydu? Heh, işte öğrenilen davranışın aynısı da olabilir bu; içgüdüsel bir tutum da.

Şimdilerde yavaş yavaş makineleri eskimeye başladığından doktor randevularını MHRS’den ben takip ediyorum, zaten üyelik girişlerini ve şifrelerini de ben oluşturdum. TC kimlik numaraları da senelerdir ezberimdedir, hayat bu, hangi bilginin ne zaman lazım olacağını kestiremezsin. Bilmek iyidir. Bilginin lazım olanı, olmayanı yoktur. İlla ki bir yerlerde gerekir.

Moralleri mi bozuk, o ayki harcamalarımı kısarım, haydi derim atta gidiyoruz 😊 Valla bak! Aynen de üslup ve davet çağrısı bu; “atta”.. Bana huzur veren bir kelime bu. Sırf uğuruna inandığı için yılbaşı biletini Nimet Abla’dan almak istedi annem, maddi olarak sıkıntılı bir dönemden geçiyorduk, 3 kişinin gidişli dönüşlü yol masrafı + yedi içti parası filan, hesabın içinden çıkamadı mesela babam. Biraz da zırladı anneme. Annem ağlamaya başladı. Öyle yapmaması lazımdı, insan gibi tane tane de anlatabilirdi ama O da stresliymiş işte, erkeklerden her zaman münasip lisan beklemek andavallık oluyor ne yazık ki. Beyler sorry ama bazen öylesiniz.. kikikikiki…

Baba çıktı evden, zaten kız kardeşine uğrayacaktı.. Dedim anneme “hazırlan kız gidiyoruz”.. Yaşlarını sildi minnoşum sordu; “nereye?”

"Nimet Abla’yaaaa !" 😊

Zorlasan 1 km yürümekten imtina eden annem ve dizleri, o gün vapur iskelesinde bekledi, biletçide kuyrukta bekledi, Sirkeci’yi dolandı, Gülhane’ye çıktı, Sultanahmet’e geçti, tramvayda ayakta yolculuk etti, iskeleye geri yürüdü… Takometre takmış olsaydım kıçıma, söylerdim kaç km yol katettiğimizi… Akşama bir de sinema patlattık “Dedemin İnsanları” Mis 😊

Kar yağdığında kartopu oynamak ister babam, bazen regl döneminde olurum, bazen de migrenim tutmuş olur ama fark etmez. Babamın oyun arkadaşı benimdir. Hem de donumuza kadar ıslanmacasına… Bilek güreşini benle yapar, dekopajın ucundan tutup suntayı muntazam kesmesine ben yardım ederim. Limonatasını ben hazırlar, terini ben silerim.

Ebeveynlerime Nasıl Ebeveyn Oldum?

Şimdi yaşım 30. Henüz ufukta evlilik görünmüyor, az biraz karabulutlar cirit atmakta tepemizde maşşallahhh… Ama 2 tane nur topu gibi evladım varmış gibi hissediyorum; annem ve babam. Senin de anne ve babanın ömürleri güzel ve uzun olsun.. Benimkiler de hep var olsunlar, yanımda kalsınlar.

Hayat…