EĞLENCE

Hava atayım derken uçakta hoşlandığı kızı bayıltan talihsiz genç

Yazar

Şimdi size uzun zamandır utanıp anlatamadığım bir başka anımı anlatacağım. Şu kadarını söyleyeyim eğer bir gün kalpten gidersem bilin ki yine bir kızı etkilemeye çalışmışımdır…

Beni yakından tanıyanlar bilir. Ben gezmeyi tozmayı çok severim. Özellikle yeni yerler görmek en büyük hobilerimden biridir. Bu sebeple üniversite zamanımda derslerden ne zaman vakit bulduysam hemen atladım uçağa ve daha önce gitmediğim bir yere gittim. Öyle çok yurt dışı merakım da yoktur. Ne gerek var kardeşim terli İtalyan garsonlarıyla muhatap olmaya güzelim memleketim varken. Ayrıca eğer Türkiye’de gazetecilik yapacaksan ülkeni tanıman lazım arkadaş başka çaresi yok.

Hava atayım derken uçakta hoşlandığı kızı bayıltan talihsiz genç

Üniversitenin son sınıfında artık yurt içindeki çoğu memleketi görmüştüm. Fakat Karadeniz’e hiç gitmemiştim. Bu sebeple vizelerden sonra Rize’ye gitmeye karar verdim. Hemen biletimi aldım ve sınav zamanını heyecanla beklemeye başladım. Ayıptır söylemesi benim derslerim üniversitede bayağı bir iyiydi. Bu vizelerden de pek zorlanmadan geçtim. Tabi böyle olunca içimdeki gezip tozma arzusu daha da bir alevlendi. Resmen yanıp tutuşuyordum anlayacağınız.

Sonunda Rize’ye vardım ve mis gibi havasını içime çektim. Hemen kendime ucuz bir otel buldum. Her turistin yapacağı gibi de güzelim şehri köşe bucak gezmeye başladım Neler yapmadım ki. Önce atla dağ yürüyüşü yaptım. Daha sonra kesmedi bir de bisikletle gezdim. Sahilde balık tuttum, yöresel yemeklerden yedim. Şehri doya doya yaşadım anlayacağınız. İsterseniz bana kızın ama ben maalesef içkisiz eğlenemiyorum arkadaşlar. Bu sebeple rakı içmek için kayıkhaneye gittim. Beni kalpten götürecek olan olaylar zinciri de orada başladı zaten…

Hava atayım derken uçakta hoşlandığı kızı bayıltan talihsiz genç

Ben tabi tek gezdiğim için hemen iki kişilik ‘’Ben asosyalim!’’ diye bağıran bir masaya kuruldum. Kendime 20’lik bir rakı söyledim ve bir yandan telefonumla oynarken diğer yandan da rakımı yudumlamaya başladım. Derken bir kız gördüm arkadaşlar. Net bir şekilde söyleyeyim beni alkolden çok daha fena çarptı. Tabi burada ismini söyleyemeyeceğim. Ancak size şöyle tarif edeyim: Kendisi ince yapılı bir kızdı. Ne uzun ne kısa sayılırdı. Bembeyaz bir teni vardı ve insanın ruhuna işleyen yemyeşil gözleri vardı. Bunlar vardı, ancak bende yanına gidip tanışacak cesaret yoktu…

Hadi yanında arkadaşları olmasa belki bir ihtimal gidip konuşabilirdim. Fakat yanında koruma görevi gören kankaları bu ihtimali 0’a indiriyordu. Yan masamda oturduğu için de İstanbul şivesiyle konuştuğunu rahatça duyabiliyordum. Bu da demekti ki o da benim gibi vizeler sonrası gezip tozmak için gelmişti. Yanındakilerden bazıları da anlayabildiğim kadarıyla akrabalarıydı. Tabi durum böyle olunca birkaç göz göze gelme girişimi dışında pek bir hamle yapamadım.

Sonunda gece bitti. Kendisi yanındakilerle beraber kalkıp gitti. Ben de masada tek başıma kalakaldım. Gezip eğlenmeye geldiğim yerde resmen Müslüm Gürses’e bağlamıştım. Rakı muhabbeti bittikten hiç tarzım olmamasına rağmen birkaç tane de bira içtim. Sonra aheste aheste otelin yolunu tuttum ve uyudum. Sizi temin ediyorum ertesi gün yaptığım raftingden bile keyif alamadım.

Rize’de beş gün kaldım. Dönüş biletim ise saat yedideydi. Bu sebeple erkenden kalktım ve havalimanına doğru yola çıktım. Her zamanki rutin havaalanı işlemlerinden sonra özenle ayırdığım cam kenarı koltuğuma yerleştim ve kalkış saatini beklemeye başladım. Bir ara gözlerimi kapatayım dedim. Yan koltuktan oturma sesleri gelince içimden ‘’Acaba bu sefer hangi kıl adamla yolculuk edeceğim’’ diyerek gözlerimi açtım bir de ne göreyim. Geçen gecedeki kız yanıma oturmuştu. Bir de o büyük gözleriyle bana bakıyordu! Beni görmeniz lazım o an. Sanki hayatında daha önce hiç uyumamış gibi doğruldum. Dedim ki kendi kendime ‘’Nactrem fırsat bu fırsat. Ne yap ne et konuş kızla. Sana soğuk davransa bile en azından denedim dersin!’’

Hava atayım derken uçakta hoşlandığı kızı bayıltan talihsiz genç

Kız bir de üzerine çok tatlı dilli çıktı arkadaşlar. Konuştukça konuşasım geldi resmen. Ancak şöyle ki kızın sesi epey hırıltılı geliyordu. Çok yorgun olduğu her halinden belliydi yani. Birkaç dakika havadan sudan konuştuk. Kendisi aslen Rizeliymiş. Tahmin ettiğim gibi o da üniversite öğrencisiymiş ve vizelerden sonra buraya dinlenmeye gelmiş.

Derken hosteslerden kemerinizi bağlayın komutu geldi. Ancak kızın kemerinde bir sorun vardı. İçi biraz paslanmıştı. Bu sebeple ne tam kapanıyor ne de tam açılıyordu. Durum böyle olunca benim mağara adamı genlerim coştu ve kıza güç gösterisi yapmak için kendisinden izin alıp açmaya çalıştım. Fakat ne yapsam kımıldamadı lanet olasıca şey. Bir ara bayağı bir asıldım. Kemer çat diye açıldı ancak dirseğim yanlışlıkla kızın çenesine geldi. İşte o an hayatımdaki en büyük kalp krizlerinden biri yaşadım.

Kızın gözleri tamamen kapalıydı arkadaşlar. Kızın çenesine vurup bayıltmıştım yani. O an yaşadığım paniği düşününce bile tüylerim diken diken oluyor. Sesleniyorum uyanmıyor, sarsıyorum tık yok. Tabi el mahkûm artık başkalarından yardım istemek zorunda kaldım. Çünkü iş artık ciddileşmişti. Sonuçta ortada kendinde olmayan, baygın bir insan vardı. Hemen bir hostesi çağırdım ve durumu anlattım. Allahtan bu nasıl oldu gibi beni rezil edecek sorular sormadılar da kendimi daha da kötü hissetmedim.

O dakikadan sonra millet kıza resmen hücum etmeye başladı. Abartmıyorum bir ara adamın biri eline kolonya döküp tokatladı kızı! İşin kötüsü işe yarayan hamle de bu oldu. Kız birkaç tokat yedikten sonra kendine geldi. Tabi kendine geldiğine sevindim. Ancak deliler gibi de korkuyorum. Düşünsenize hayvan bir herif, ailesinden uzakta, memleketine gelmiş bir kızı darp edip bayıltıyor. Hem de önceki gün içkili ortamda gördüğü bir kızı! Haber manşetlerini direkt söylüyorum: ''Takıntılı adam uçakta genç kıza saldırdı!''

Kız biraz su içti ve yavaş yavaş kendine gelmeye başladı. Çok şükür ki olay benim düşündüğüm gibi değilmiş arkadaşlar. Meğer kız iki gün boyunca hiç uyumamış. Buradaki arkadaşlarıyla doyasıya eğlendiği için uyumaya fırsat bulamamış yani. Kafasını yumuşak bir yere koyduğu ilk anda da direkt kendinden geçmiş. Aldığı darbeyi hatırlıyor mu diye ucundan kıyısından sordum fakat dediğine göre hiçbir şey hissetmemiş. Zaten sonra düşününce darbenin kızın çenesine hafif şekilde geldiğini hatırladım. Fakat o an beynim olabilecek en kötü senaryoyu düşündüğünden, ‘’Kızı bayılttım!’’ vesvesesinden başka hiçbir şey gelmemişti aklıma.

Artık stresten mi dersiniz yoksa başka bir şeyden mi bilmiyorum ancak o saatten sonra kızla adam akıllı konuşamadım. Birkaç kırık dökük cümle dışında hiçbir iletişimimiz olmadı. İstanbul’a varınca da yarım bir gülümsemeyle veda etti bana kendisi. Ne diyeyim, umarım kader bir gün tekrar yollarımızı kesiştirir.

Bu da ilginizi çekebilir: