SPOR

Kampta huzur ararken ayının içkisine meze oluyorduk

Yazar
Kampta huzur ararken ayının içkisine meze oluyorduk

Kırk yılın başı bir şeye imrendik (!) bir parça huzur almaya gittik... Huzurun dibini tersten görüyorduk. Zaten bizde azıcık akıl olsa... 

Çiçeği burnunda kampçılardık biz. Ayı da ayı işte. Lanet olası bir ayı ! 
Aslında onun da bir suçu yok. Asıl hayvan biziz, anlatacağım. Ama benim de ayıya kırgın olduğum bir kaç konu var Buse :))

Daha yeniyiz kamp olaylarında. Hala da profesyonel olamadık gerçi. Doğada olmak zevkli ama zor. Bu mat yalıtımlı mı, şu tulum -10°C de iş görür mü, çadırın ağırlığı uygun mu gibi sorularla boğuşmuş, siparişleri vermişiz. 4 kişi, eniştenin dobloya (!) zor sığarak, bol malzemos çıktık yola. İstikamet; Uludağ Milli Parkı.

Kamp alanını bulduk. Ama çok kalabalık bulduk. Beğenmedi bizimkiler, lükse bak !
Ya biz daha sakin bir yere geçelim. Doğol hoyot abi. Hozur. Koçolom insanlardan uzaa...

Aklımızı sev*yim... Taşındık mı iyice ormanın derinliklerine. Yani bizi elektrikli testereyle kesseler sesimizi duyan olmaz, öyle uzak:(

Ben şahsen çadırıma böcek girse kaçarım. Erhan'ın şehirden max uzaklaştığı yer adalar. Tuğçe desen.. demeyelim ya Tuğçe. Tuğçe'yi boş ver. Onun tek fonksiyonu, kimsenin yapmak istemeyeceği işler için eşi Mert'i dürtmek, darlamak.
Ekipte doğaya yakın bir tek Mert var. Kendisi hem Tuğçe'nin talepleri , hem de gamsız bambam karakteri sayesinde tek savaşçımız. Altı üstü Tuğçe bağırınca böcek eziyor ama bizim gözümüzde bi Bear Grylls.

Neyse, kurduk çadırlarımızı insanlardan uzağa. Yaktık ateşimizi, pişirdik etlerimizi, karamelize ettik marshmelowumuzu. Oh, keyifler gıcır...

Viskisimiz, kahvemiz, hamağımız, lambamız tam.
-Ama bir biber gazımız yok!

Deodorantımız, powerbankimiz, diş fırçalarımız tam.
-Ama bi elektroşok cihazımız, bi meşalemiz, ses çıkaran hiçbir şeyimiz yok!

Müziğimiz, kitabımız, oyunumuz tam teşekkül.
-Ama hayvanlara karşı nasıl tedbirli olunur? En ufak fikrimiz yok!

Yedik, içtik, çok içtik, biraz daha içtik, üzerine az daha cila yaptık sonra da sızdık çadırlarda. Ama ortalığı görmeyin; 
Yerlerde ızgaradan düşen köfteler, ısındığı için dökülmüş biralar, çikolatalar, çöp poşetleri... Böyle bir salaklık olamaz. Doğada bizden başka hangi canlı varsa, partiye davetiyesini göndermişiz. Damsız da almışız üstelik. Giriş + sınırsız içecek + mutlu son = 0 TRY

Mışıl mışıl uyurken biz, inceden yağmur başladı. Ağaçların altındayız zaten, pek etkilenmedi ama bir dürttü. Derken bir anda; Bam GÜM Pat ÇAT Çut !!! 

Bizim malzemeler havada uçuşuyor. Herkes uyandı eminim, ama yan çadıra nooluyor diye seslenebilecek cesaret yok bende! Çadırın fermuarını açıp, ne geldiğine bakacak bir yiğit arıyorum. Varsa tanışmak isterim ama nerdeee. Bizim çakma Bear Grills'ten de çıt çıkmıyor asdfagsf.

Ben-Erhan, Mert-Tuğçe iki çadırız toplamda. Dışarıda ki yaratık, yalnızca tek bir yaratıksa bile, teke-tek çıkmayı hayal dahi edemiyorum.
Fal taşı gibi açtık gözümüzü. Tek kelime konuşmadan Erhan'la birbirimizi izliyor, dua ediyoruz.

Çadırı devirir mi, bizi yer mi, aniden çıksak belki korkar, bağırsam mı, ağlasam gözyaşlarıma dokunabilir mi... İnsan aklına neler geliyor da birbirimize fısıldayacak kadar bile g.t yok kimsede maalesef.

Yoginin bir bağırışı var varya! Sanki kaburga kemiklerimden geliyor ses. İçim eriyor, ellerim titriyor, kalbim ışıklı pavyon topu gibi yanar döner. Çocukluğum geçiyor aklımdan, kedimizi özlüyorum... 
Benim ömrümden al, ayıya ver ya Rabbim! Zira bu korkuyla yaşamak bana fazla. Dayanamıyorum. Elimle de kafamı koruyorum bir taraftan, olur da çadıra vurur, üstüme basarsa, ölmeyim diye asdfsdf.

Einstein'ın teorisine iman ettim o anda. 45 dk geçmişti yalnızca ama bana sorsan rahat 15 yılı var. Eğitim öğretim hayatımdan uzun sürdüğüne eminim mesela.

Tam 45 dk sürdü. 45 dk hareketsiz, nefessiz, pörtlek gözlerle birbirimizi kestik. Ay ışığı aydınlatıyordu çadırı. Ben ömrümde kimsenin gözlerine Erhan'ın ki gibi bakmadım. O da başkasına bakamaz.

Sonunda Yogi gitti...Bağırdı, devirdi, yedi, içti, sanırım mangalla sevişti bir ara(!) ama karşısında duracak bir yiğit bulamadı ve gitti. 
Ya köfteler güzeldi, ya bizim etimizin kart olduğunu anladı, belki de içip içip duygulanınca bizim tadelleyi çocuklarına götürdü, bilemiyorum. 

Kampta huzur ararken ayının içkisine meze oluyorduk

Tek bildiğim, bir daha insanlardan uzak, medeniyetten uzak yerlere kamp atanın abv !!!

Sarıldım Erhan'a sıkı sıkı, güneş doğana kadar gram uyku uyumadım. Hava aydınlanınca da çadırı kucaklayıp koşa koşa insanların yanına.

Ayrıca yan çadırda da çok acayip filmler dönmüş o saatlerde fasfagdfg.
Altına kaçırmalı, ağlamalı hikayeler falan. 
Ama başkasının özeli sonuçta, çok detay vermeyeyim, kaldıramayabilir herkes:))

PS: Bu gibi durumlarda, imdb puanı yüksek film şeritleri izlemek istiyorsanız, yallah siz de doğaya..Yukarıda ki sahneler, hayatımın film şeridi gibi gözlerimin önümden geçeceği sıradaki anımda, benim seyir zevkimi göklere çıkaracak çünkü:)

Başka bir başlıkta da yapılması gerekenleri anlatacağım ki; bizim gibi amatör ruha sahip başka cahil cühela varsa, kamplarda rahat uyusun:))