SEYAHAT

Askerlikte Son Gece

Sjackson
Yazar
Sjackson

Gözlerimi açmıştım. Aslında uykuya dalalı çok olmamıştı, alt tarafı 3 saat önce uykuya dalmıştım. Sanki otomatik pilota bağlamış gibi aynı saatte aynı saniyede gözlerimi açtım. Karşımdaki yatakta yatan arkadaş gözlerini, şafak sayan kolundaki saatten ayıramıyordu. ''Oldu dedi sonunda. şuan saatimin şafağı 0'ı gösteriyor şaka gibi.'' Ben de kolumdaki saate kafamı çevirdim ve sonuç aynıydı. askerlikte 0'ın anlamı; her şeyi yutan, hiçlikten ziyade yeni bir hayata ''sıfırdan başlamayı'' temsil ediyordu. Şafak doğan güneşten de öte artık ''0''dı. Ben yatağımdan aşağıya inerken son defa yatağımı topladım. Saat 4.30 olduğu için çokta gürültü yapmak istemiyorduk. Nizamiyeden erken çıkmak için izin aldığımız diğer 2 arkadaş da çoktan giyinmişlerdi. 5 ay boyunca her gün her sabah izlediğim Heybeliada manzaralı camdan son defa İstanbul'un silüetine bakıyordum. ''Tamam gidebiliriz'' dedi Diğer arkadaşlarım. Binanın kapısından ayağımızı attığımız anda şakacı İstanbul ondan ayrılmamın hüznüne kapılarak yağmur şeklinde hüngür hüngür ağlıyordu. Tamam ağlama dedim. Seni bırakmıyorum İstanbul. Yüzlerce askerlik ve İstanbul resmimin bulunduğu usp'nin kaybolmasının hatrına daha da güçlenip sana geri gelecektim. Bu sefer binlerce, Kadıköy vapurunda çekilmiş resimler; her hafta uğradığım Sultanahmet, Dikilitaş, Yerebatan Sarnıcı, Topkapı, Ayasofya, Fetih 1453 müzesi; yeni Taksim, Eminönü resimleri çekilecektim...

Sabahın 4.30'unda yağmurlu ve zifiri karanlık bir yolda yola koyulmuştuk. Arkamda 2 valizin 4 tekerleğinin çıkardığı ses yolu inletiyordu. Nizamiyeye en yakın bölük biz olmamızdan dolayı her hafta çarşı izninde bu avantajı kullanıyorduk ama bu sefer yolu biraz daha uzattık. Sonuçta sırılsıklam ıslandığımıza göre eşiği de çoktan aşmıştık. Nizamiyeye vardığımızda bizi bir asker ve nöbetçi astsubay karşılamıştı. Kısa sürede çıkış işlemlerini tamamlayıp diğer iki arkadaşımla vedalaştım. Onların uçağı benimkinden daha erken kalkacaktı. Vedaları hiç sevmememe rağmen orada vedalaştık ve onlar gelen taksiye binip zifiri karanlık olan e5'e doğru yola çıktılar. Yağmurun dindiği o sırada ben de kapıdaki nöbetçi askerle koyu muhabbete dalmıştım. Yaklaşık 1 saat kadar muhabbet edip orada bekledim. Amacım Kartal metrosunun mesaiye başlama saatini beklemekti ve evet yavaş yavaş güneş uzak tepelerden kendini hissettirmeye başladığı anda saatimi kontrol ettim ve 5 ay boyunca düzenli ilişki yaşadığım peygamber ocağından artık son defa ayrılık vakti gelmişti. Tezkeremi alıp nöbetçi askerle de vedalaşıp nizamiye kapısından çıktım ve arkama baktığım anda sanki ruhsal olarak bir boşalma yaşadım. Her şey bu muydu dedim? Her şey bitti artık. 5 ay boyunca o nizamiye kapısından girip çıkmıştım ama artık şimdi her şeyi iyisi ile kötüsü ile arkamda bırakıyordum. Abartısız olarak 5 dakika boyunca kışlayı izledim. Sanki büyülenmiş gibiydim. 

Kapılar açıldığında günün ilk metrosuna binme huzurunu yaşıyordum. Metrodan Kadıköy'de inip merdivenlerden ağır ağır çıktım. İskelenin yakınındaki banka oturduğum an kıyafetlerimin kurumuş olduğunu anladım. Bu sanki Matrix'teki Neo'nun kırmızı hapı seçtikten sonra yıkandığı kuvözeden çıkış hali gibiydi. Sağ tarafımda Haydarpaşa Garı, arkamda Kadıköy ve önümde deniz manzarasından sonra Eminönü duruyordu. Ben iki elimi enseme yaslayıp arkama yaslanarak bu tadın hazzını yaşıyordum. O sırada İstanbul yeni yeni uyanıp insanlar bir karınca sürüsü gibi yavaş yavaş çoğalıp güne uyanarak işe gitmeye koyulmuşlardı. Sanki her şey bir rüyaydı. Sonrasında hareket saati geldi çattı ve önce Kadıköy'den servise bindim oradan soluğu otogarda aldım ve otobüsün hareket saatinin gelip koltuğuna oturduğun anda otobüsün hareket ettiği o ilk an...

Askerlikte Son Gece