EDEBIYAT

Brandan Sanderson - Sissoylu

Yazar

Uzun zamandır şöyle güzel ve kallavi bir fantastik seriye başlamayı düşünüyordum. Artık bilmem kaçıncı kez Zaman Çarkı kitapları ile vakit geçirdikten sonra yeni bir şeyler alayım dedim. WoT'u okuyan başka bir arkadaşım da bana Sissoylu serisini önermişti. Bilmiyorsanız söyleyeyim, Zaman Çarkı'nın orjinal yazarı Robert Jordan vefat ettikten sonra kalan dört kitabı Brandan Sanderson tamamladı. Kendisinin zaten ehil bir yazar olduğunu biliyordum, WoT'u yazmasından ötürü daha da bir sevmiştim, bir de böyle bir öneri gelince alayım okuyayım dedim. 

Öncelikle kitabın ne kadar kocaman olduğundan bahsetmem gerekiyor. Yaklaşık 550 sayfa olmasına rağmen daha insancıl boyutlarda ve fontlarda basıldığı takdirde kitabın en azından 800 sayfa olacağına hiç şüphem yok. Ben zaten böyle büyük kitaplara da bir sempati duyuyorum. Ben kitabı D&R'dan aldım, ama eminim internette daha ucuz yollu halledebilirsiniz. 

Tanıtım bülteninde ise şunlar yazıyor:

"Bir zamanlar, dünyayı kurtarmak için bir kahraman ortaya çıkmıştı. Gizemli bir kalıtıma sahip, diyarların üstüne çöken karanlığa karşı cesurca meydan okuyan bir genç adam.

Yenik düştü.

O zamandan bu yana bin yıl geçti ve dünya, Lord Hükümdar olarak bilinen ölümsüz imparator tarafından yönetilen, kül ve sisten oluşan bir çölden başka bir şey değil. Üstelik bin yıldır bütün ayaklanmalar ağır bir hüsranla sonuçlandı.

Ancak her nasılsa umut ölmüyor. İmparatorluğun ve hatta Lord Hükümdar'ın bile sonunu getirmenin hayalini kurmaya cesaret edebilen bir umut. Planlanmakta olan yeni bir tür isyan var; tarihin en büyük soygununun etrafında inşa edilmekte olan bir isyan, dâhi bir hırsızın kurnazlığına ve beklenmedik bir kahramanın, bir sokak çocuğunun kararlılığına dayanan bir isyan.

Gecenin sahibi sisler.

Dünyanın sahibi ise Lord Hükümdar."

İyi bir fantastik dünyanın temellerinin kusursuz olması gerekir. Fantastik elementlerin de yanında dünyanın hikayesinin iyi olması gerekiyor. Baktığımızda popüler tüm serilerin sağlam temeller üzerine kurulu olduğunu görüyoruz. Sissoylu da bence bu seriler arasına rahatlıkla dahil olabilecek türden bir seri. 

Evrende tabii farklı ırklar var, bu ırkların kullandığı farklı büyü türleri var. Bizim kitapta en çok karşılaştığımız ise Allomansi. Allomansi aslında biraz Avatar serisini izleyenlerin de hatırlayacağı üzere bükme mantığına benziyor. İçerisinde 10 farklı metalden parçacıklar bulunan bir karışım içiyorsunuz ve bu metallerin verdiği güçleri kullanıyorsunuz. Metaller ikişer ikişer gruplanıyor, yani zıttı mantığı burada var. İtme-Çekme gibi terimleriin kullanıldığı seride örneğin kalay duyuları güçlendiriyor. Bir diğer metal olan çelik ise elinizdeki bir metal ile kendinizi itmenize, yani havada durmanıza yardımcı oluyor. Bazı metaller insanların duygularını değiştirmenizi, bazılarıysa fiziksel olarak güçlenmenizi sağlıyor. 

Allomansi böyle bir şey. Bunun da farklı kullanıcılar var. Tek bir metali kullanabilen insanlara Siskan deniyor. Tüm metalleri kullananlara ise Sissoylu. Sissoylular genellikle asil ailelerde ortaya çıkıyor. Ya da bu aileler sissoyluları himayesine alıyor. Siskanların ve Sissoyluların askeri gücünü hayal edebiliyor musunuz? Kendisini güçlendirebilen 10 asker, 100 askere bedelken Sissoyluların ne kadar değerli olduğunu artık varın siz düşünün. 

Evrenin hikayesi ise aslında oldukça güzel. Bin yıl önce dünyaya Zifir adı verilen bir şey musallat oluyor. Ben sadece bir kitap okudum, Zifir'in sonraki kitaplarda açıklanıp açıklanmadığını bilmiyorum. Bir adam ise kehanetlerde kahraman olarak addediliyor ve Zifir'i yenerek kendi egosuna yenik düşüp "Lord Hükümdar" oluyor. Lord Hükümdar'ın ölümsüz ve tanrının bir parçası olduğuna inanılıyor. Dünyada Lord Hükümdar'dan başka bir dine izin verilmiyor vs. Bunlar aslında klasik bir diktatörlüğün getirileri. Son İmparatorluk'ta anlatılan da klasik bir diktatörlük dönemi. 

Ana karakterimiz Kelsier. Dünyanın en iyi hırsız çetesinin başında olan Kelsier, Lord Hükümdar tarafından yakalanıyor ve Hatshin adı verilen bir yere sürgüne gönderiliyor. Buradan kaçan Kelsier de bir Sissoylu haline geliyor. Güçlerini sonradan keşfediyor diyelim. Kitapta bu olay da çok güzel açıklanıyor. 

Ana karakterlerden birisi de Vin. Bir sokak çocuğu olan Vin, Kelsier tarafından keşfediliyor ve Son İmparatorluk'un başkentine geri dönen çete başının planlarına dahil ediliyor. 

Aslında bu noktada fazla spoiler vermek istemiyorum. Ama kahraman Kelsier'in diktatörlüğe karşı bir şeyler planladığından bahsedersem fazla şey açık etmemiş olurum diye düşünüyorum. 

Kitaptaki tüm yan karakterlerin de oldukça canlı ve kendisine has bir havası olduğunu da ekleyeyim. Beni bu kadar çok içine almasının nedenlerinden birisi de buydu. Evet Vin ve Kelsier çok ön planda ve önemli, fakat yan karakterler de hiç azımsanacak türden değil. 

Yazarın dili de oldukça hoş. Zaten böyle hikayeler güzel bir şekilde anlatılmadığı sürece ne kadar iyi olursa olsun sıradanlaşıyor ve bayıyor. Beni hiç baymadı kitap. Son İmparatorluk'u 3 günde toplam 12 saatte falan okuduğumu da ekleyeyim. İkinci kitabı almak için ise sabırsızlanıyorum!

Fantastik edebiyat sevmiyorsanız dahi, Sissoylu'ya bir şans vermenizi ve denemenizi öneririm.