HIKAYE

Dalgınım dostlarım dalgınım dalgın

Boş Adam
Yazar
Boş Adam

Bu hayatta gelebileceğiniz zirve nokta, çok başarılı olmak ya da çok zengin olmak değil, tam olarak benliğinizi tanımaktır. Tabii ki bu benim düşüncem. Kendimi hala çözmeye çalışıyorum. Neyi yapıp yapamayacağımı hala kestiremiyorum.

Dalgınım dostlarım dalgınım dalgın

Her şey tamam mı, bir şey unuttuk mu, altımıza don giydik mi diye seri sorularla sıkıştırdığım çok anlar oluyor.

Şu konuda beni tanıyan herkesle aynı fikirdeyim, unutkan adamım. Doğum günleri, önemli günler falan değil. Onları zaten hatırlamıyorum. Bugün ayın kaçı, günlerden ne, hangi yıldayız? Bu soruların cevabını öğrenmek için telefonuma bakıyorum. Gamsızzzzz vicdansızzzzz şarkısı kulaklarımda çınlıyor.

Unutkanlık seviyem arşa yakın. Marş.

Evden çıkarken bir rutinim var. Evet cüzdanı aldık, bravo oğlum sigaran ve çakmağını da aldın, eveeet telefon da cebinde aferin sana, ayakkabını giy, süpersin devam, aynaya bak, güzeeel yüzünü de yıkamışsın aslanım benim. Şimdi çıkabiliriz.

Çaat kapıyı kapat ve gerçekle yüzleş. Anahtarı unutmuşum. Aferin oğluma.

Normal. Buna alışkınız.

Anahtarı aldık mı? Evet aldık diyelim. Apartmandan çık, yürü yürü yürü. Lan yoksa pantolon giymedim mi diye bir korkuya kapıl. Saliselik bir panikten sonra kafanı öne eğ ve pantolonuna bak. Oh giymişiz.

Unutkanlığın en yakın arkadaşı dalgınlık da bana sıkça uğrar. Bir saat boyunca uyumak için yatakta telefonla video izlerken, lan telefonum nerede diye telefon aradım. Elimdeki telefonla kendi numaramı aradım. Süpersin çokobaş.

Ankara’dan uçağım var. Böyle dakik işleri hiç sevmem. Ucu ucuna yetişirim. Yine öyle yaptım. Aşti’den hava alanına hadi sürsün 45 dakika yol sürüyor servislerle. Yine bir yarım saat yanılma payı verdim kendime.

Servise bindim. Camdan etrafı izliyorum ama bulanık etraf. Hassiktir be Rıfat abi diyerek, kaptaaaaaaaaan diye bağırdım. Kaptan beni müsait bir yerde indir. Durak harici indiremem dedi. Annem hastalanmış acil inmem lazım bırak gözünü seveyim diyince durdurdu sağolsun. Fişek gibi indim. Karşı yola geçtim taksi arıyor gözlerim.

Taksiye bindim. Yalanıma o kadar inanmışım ki taksiciye annem hastalanmış çok hızlı gidelim. Tamam abim hangi hastane dedi. Ne hastanesi? dedim adama. Tam bir sığırım.

Eve geldim, aranıyorum. Sağa bak gözlük yok, sola bak yok. Ulan miyopum 2 derece bozuk gözlerim. 5 metre ilerisindeki yüzü seçemiyorum. Yok anasını satayım yok. Dışımdan konuşarak gözlüğü aramaya başladım.

"Nerde bu mna kodumun gözlüğü" diyerek buzdolabının içine kadar arıyorum. Banyoya baktım. Diş fırçasını koyduğum yeri bile karıştırıyorum derken aynada kendimle karşılaştım. Gözlüğüm kafamın üzerinde masum bir şekilde duruyordu...

Ah vah edecek zaman yok. Dramaya yer yok hayatımızda. 

Saate baktım. Ucu ucuna yetişebilirdim. Cebimdeki son parayı da gözden çıkartıp taksiye bindim. Bas gaza aşkım bas gaza. Güvenlik kontrollerini jet gibi geçiyorum. Biraz daha hızlı olsam uçaktan önce varıcam gideceğim yere. Kapıya ulaştım. Dilim dışarda, sahibiyle oyun oynayan köpek gibi geldim. Heh heh heh. Görevli maalesef kapılar kapandı uçak pistte dedi.

“Ama ben gözlüğümü kaybetmiştim ama :(“ 

 ??!?!?%!^!#?? Bu şekilde yüzüme bakıyor adam. Tamam tamam dedim.

Daha sonrası da rezillik. Ucuza aldığım bileti neredeyse 2 katı fiyatına aldım. Borç istemeler falan. Tam boş iş. Ama canım gözlüğüm bendeydi. Sorun yoktu. Şimdi boynumda iple gezdiriyorum kendisini. Mutluyuz.