HIKAYE

EMRELER

Author

Şimdi size çocuk yaşta sevdiğim kızı 2 farklı Emre'ye nasıl kaptırdığımı anlatacağım. Buyrunuz efenim:

Öğretmen bir anne ile işçi bir babanın ikinci ve son erkek evladı olarak dünyaya gelmiş biriyim. Aynı şartlara sahip olan pek çok aileye göre oldukça durumumuz iyiydi. Her yaz önce Marmaris'e sonra da yurt dışına çıkmak sureti ile gerçekleştirilen yaz tatili bizim için bir ritüeldi. Okula dönünce bronzlaşmış tenimizle, gezdiğimiz gördüğümüz yerlerle alakalı caka satardık kendimizce. Ergenlik işte mallık diz boyu. 

Neyse 13-14 yaşlarında olduğum zamanlar. Her yaz olduğu gibi Marmaris'e yazlığa gitmiştik. Orada sevdiğim bir kız vardı. Adı Sevda.. Aslında Türk olan bir aileydiler ama Hollanda'da Nijmegen'de yaşıyorlardı.Neyse pek talep gören bir kız değildi aslında ama sanırım o zamandan geleceğe yatırım yapmak bir tutkuya dönüşmüş ki bende ben bu kızın daha büyüyünce çok güzel olacağını düşünürdüm. Kıçımdaki boku temizlemeyi yeni öğrenmişim kızı nikahıma alacak gibi bir de gelecek planı yapıyorum. Hala bekar olmama şaşmamak lazım :) Simsiyah saçlı, beyaz tenli bir kızdı sevda. İçim gidiyordu onunla konuşurken. Yani kız yanağımdan öpse ömrümün sonuna kadar yüzümü yıkamam yani o derece. Daha mahalledeki kız çocuklarının hiçbirisinde makyaj malzemesi yokken sevda dudaklarına ruj sürerdi. Kıpkırmızı dudakları, bembeyaz teniyle Dracula'nın gelini gibi gezerdi. Ben de mal gibi bakar kalırdım. 

Marmaris'e babası rehber, annesi Almanca öğretmeni olan, benim gibi şehir dışından gelen Ankaralı bir arkadaşım vardı. Adı Emre. Neyse iyi anlaşırdık. Marmaris'in yerli çocukları genelde birbirlerine alışık olduklarından birbirlerini tutarlar, kollarlardı. Resmen çete gibiydiler. Biz Emre ile başka şehirlerden geldiğimiz için de bizi genelde dışlarlardı. Tek tek mahalledeki bütün çocukları döverek ben otoritemi koymuştum. Nasıl bir otoriteyse artık hepsi bir olup dalsalar kesin döverler ama şimdi düşünüyorum da hiç öyle yapmadılar. Delikanlıymış baya hergeleler :) Biz Emre ile oldukça samimi arkadaş olmuştuk. Kaldıkları pansiyon ile bizim evin bahçesi bir duvar ile ayrılıyordu. Arada oradan da laflardık. 

Klasik bir yaz günü. Hava sıcaktan kavrulmuş. Akşam üstü olup havanın serinlemesi iple çekilmiş. Anneden onay alınıp tasmasından kurtulmuş it gibi kendimizi atmışız sokağa. Emre de geldi. Oturduk konuşuyoruz. Sonra o geldi... Sevda.. Banyodan yeni çıkmış, saçları ıslak. Lan yazıktır 13 yaşında adamın ayarlarıyla böyle oynanır mı? Mis gibi Pantene şampuan kokuyor. Aklım semaya yükselip bir tur attıktan sonra geldi yerine. Muhtemelen dönene kadar geçen süreçte de Sevda da bizim yanımıza oturmuş ve sohbete katılmıştı. Bir gariplik var ama buram buram kokuyor ortamda fark ediyorum fakat bir türlü anlayamıyorum. 1-2 saat sonra Sevda'nın Emre'ye bakışını yakaladım. Resmen kaynar sular döküldü tepemden. Emre, garibim bir halttan habersiz salak salak oturuyor öyle. İçimden yumruklamak geçiyor veledi. Nasıl bir hırs ise artık. Tabii o zamanlar kız bokuna arkadaşın harcanmaması gerektiği gibi bir kavram yok bende. Bildiğin bir homo erectus modundayım. Kafasında sopayı kıracağım ibnenin. Birkaç gün geçti. Daha bu olayı yeni yeni sindirmişken ikinci darbeyi aldım. Yine Emre,Sevda ve ben oturuyoruz. Sevda'nın elinde şeftali rengi tonlarında bir ruj. Lan daha birkaç sene önce moda oldu o renk daha o yaşta nereden buldun sen o ruju? İkoncan mısın nesin? Sohbet ederken Sevda ayağa kalktı bir duvara ruj ile dudak resmi yaptı. Sonra Emre sordu:

- Kimin dudağı o?

- Seninle benim

Zaman durdu benim için. Cümle kulağımda yankılanıyor. Namus cinayeti işleyecek kıvamdayım yani o derece. Lan kuduruyorum kız için kız gidiyor pin-ponun tekini istiyor. (Kendi arkadaşıma pin-pon deyişim de takdire şayan. Sanırım kız için arkadaş harcamama kavramım hala yeterince gelişmemiş :D) Neyse daha bunu atlatamadan Sevda, Emre'nin başından zorla tutup sağ yanağından öpmesin mi? Bir yandan öpüyor gözüyle de beni kesiyor. Hani siktir git rahat bırak bizi der gibi. Hırsımdan kendimi keseceğim yani o derece. Yine de bozuntuya vermemeye çalışıyorum. Neyse kısa bir süre sonra Sevda evine gitti. Ben başladım Emre'yi sıkıştırmaya. Neden seni öptü vs. diye ahiret sorularıyla. Emre de demez mi o hep öper beni hatta sen olmasan dudağımdan öperdi. Sanırım beni seviyor.

İbneye bak, taşa söylüyor sanki. Bir de böyle cool tavırlar falan. Yaz ızdırap oldu anasını satayım. Turlar bitsin de Emre Ankara'ya dönsün Sevda'da bana kalsın kafasındayım. Tabii Emre gitti ama Sevda bana kalmadı. Ne mi oldu? Şöyle efendim:

Mahallede bizim gibi müstakil evde oturan İstanbullu bir çocuk vardı. Koleje falan giden kaliteli bir çocuktu. Basketbola meraklı neredeyse zencilik derecesinde esmerdi. Orijinal A.C. Milan formasını üstüne giyer George Weah edasıyla gezerdi.Hani bizim durum iyiydi ama adamın babasının fabrikası falan vardı o derece yani. Ankaralı Emre'yi gönderdikten sonra mahalledeki diğer çocuklarla çok anlaşamadığım için ben de İstanbullu Emre ile yakınlaşmıştım. Tabii İstanbul apayrı bir cumhuriyet gibi olduğu için bunun havası da vardı. ( Tatil beldesi olmasından mıdır nedir Antalya denince orada pek birşey ifade etmezdi oradaki tiplere ama İstanbul deyince sanki gökten zembille inmiş gibi bakıyorlardı.) Çok girişken olmamasına rağmen kız işlerinden anlardı bu Emre. Ben daha yeni yeni gak-guk diyen bir kuşsam adam şakıyan bir bülbül yani o derece. Neyse Emre de daha önce dövmek suretiyle kazandığım dravdan otoriteden faydalanarak diğer çocuklarla iletişime geçmeye başlamıştı. Ne bileyim ikinci bir Emre vakası yaşayacağımı? Neyse bir gün akşam üzeri sokağa çıktım yine her zamanki gibi. Ortalık çalkalanıyor. Mevzu ise Sevda Emre'yi seviyormuş. Ankaralı Emre'den bahsettiklerini düşünerek ses etmiyorum. İçim içimi yiyor ama. En sonunda mahallede bizden 5-6 yaş küçük olan Ali'yi yakalayıp soruyorum:

- Ali nedir bu Emre davası?

- Sevda abla Emre ağabeyi seviyormuş.

- Oğlum Emre Ankara'ya dönmedi mi? Nereden çıktı şimdi bu?

- Ne Ankarası ağabey, İstanbullu Emre ağabeyi seviyormuş. Hatta gidip yüzüne söylemiş.

Yok artık bu nasıl bir lanet? Aynı yaz içinde daha aradan 1 ay geçmeden ikinci Emre vakası.  O an gözümün önüne ömrüm boyunca bütün sevdiğim kızların etrafımdaki Emreler tarafından çalınmasına maruz kalacağım bir lanete uğradığım geldi. Hatta babamın bile adını Emre olarak değiştirip annemle yeniden evlendiği falan geldi gözümün önüne. Sinirden kendimi eve zor attım. Tabii gecenin körüne kadar sokakta kaldığım için böyle erken gelmeme annem şaşırdı. Sorularını sokakta kimseyi bulamadım şeklinde dravdan bir bahane ile savuşturduktan sonra hırsla Süper Mario oynamaya başladım. Mario duvarları kırdıkça sanki duvarlar Emre isminin harfleri şeklinde dağılıyordu ortaya. O gece hırsımdan zar zor uyudum. Ertesi günü öğlen sıcağında kapı çaldı. Ben hala Süper Mario oynuyorum ve hala kırılan duvarlar Emre isminin harfleri şeklinde dağılıyor. Kapıyı çalan da Emre tabii ki. Kapıyı annem açtı, yere yumurta kırsan pişecek olan o sıcaktan elbette annem beni dışarı yollamazdı. Sevinmiştim acı haberi bir de Emreden duymayacağıma. O sırada Emre seslendi:

- Savaş akşamüstü görüşelim sana çok önemli birşey söyleyeceğim.

İbneye bak yeni gezegen keşfetmiş sanki dümbük bana çok önemli birşey söyleyecekmiş. Sesimdeki hırsı gizlemeye çalışarak hiç kapıya gitmeden biliyorum diyerek kestirip attım. Tabii ki bu akşam üzeri Emreden hikayeyi dinlememe engel olamayacaktı. Akşam üzeri olmuştu ve ben sokağa çıkmıştım. Daha sokağın başına çıkmıştım ki gayri ihtiyari sağıma baktım. O da ne? Emre ile Sevda el ele tutuşmuşlar denizden geliyorlar. Ulan daha bana çok önemli birşey söyleme safhasındaydın bir sonraki safhaya hangi ara geçtin a.q.? Bozuntuya vermedim. Emre efendi gitti duşunu aldı sora sokağa çıktı. Başladı anlatmaya işte Sevda beni seviyormuş da bilmem neyde falan filan. Neyden sonra bana şunu sordu:

- Senin o kıza ilgin var gibi sanki? Öyle birşey varsa söyle uzak durayım?

Ulan zibidiye bak çözmüşsün zaten mevzuyu, kızı denize de götürmüşsün şimdi mi icazet alınır lan! İlgim olduğunu farkediyorsan önce bana sor gavat. Ben de kuyruğu dik tutacağım ya hani, arkamdan bunun sevdiği kızı Emre kaptı dedirtmeyeceğim ya hemen cevabı yapıştırdım:

- Yok lan ne alakası var. Sen mevzuyu yanlış anlamışsın.

Bunlar yaklaşık 1 ayı beraber gezip tozarak harcadılar. Sonra Emre yine mahalleden Tuğçe diye bir kızı beğenmeye başladı. Hatta kız yazın ortasında nasıl olduysa becerip hasta olmuş. Emre efendi de kapmış hediye olarak bir kolye gitmiş kızın yanına. Lan kolye nereden geldi aklına?Bana şimdi bile deseler hoşlandığın hatun hasta, ben meyve suyu falan alır giderim. Daha önce de söyledim ya hala bekar olmama şaşırmıyorum :D

Tuğçe kızımız Emre oğlumuzun kolyesini kabul ediyor ve bunlar başlıyorlar sevgililiğe. Lan 1 ayda 2 farklı Emre tarafından ekarte edildiğime mi yanayım, sevdiğim kızı üzdüğüne mi yanayım? Hemen bir Bizans oyunu yapıp Sevda'nın ne durumda olduğunu öğrenmeye çalışıyorum. Kız mevzuyu öğrenmiş evde ağlayıp duruyormuş. Kendimi bir an Fransız şövalyesi zannedip kızı teselli etmem gerektiğini hissettim. Lan kız seni itin g.tüne sokmuş sen hala teselli edeceğim diyorsun. İlerleyen dönemlerde okulda biyoloji okutmasalar muhtemelen teselli ederken hamile kalacağını ve benimle evleneceğini hayal edebilirdim :D Kalkıp Sevda'ya gittim. Kapıyı açtı. Zaten annesi falan pek evde olmazdı. Ağlıyordu. Ben de elimle yanaklarındaki yaşları sildim. Biraz kapıda konuştuk. Tabii içeri almayışı, tavırları vs. ile ben mağrur Fransız şövalyeliğinden mızrağı güneş görmeyen muhtelif yerlerine monte edilmiş bir piyadeye doğru bir düşüş modu yaşadım. Son bir çaba ile sordum:

- Onda ne buldun ki?

- Esmerdi, ben esmer ve siyah saçlı severim.

Bu ne lan şimdi? Onca gözümde büyüttüğüm, bakmaya kıyamadığım kız 2 tane adamı sırf esmer diye beğenmiş ve şimdi arkalarından ağlıyordu. Lan benim suçum sarışın ve yeşil gözlü olmak mıydı yani? Bu şekilde de bana ekmek çıkmayacağını anlayınca eve döndüm. Ağabeyim evde oturuyordu. Benden 7 yaş büyük oldukça geleneksel bir tipti. ( Hala da öyle. Hayat felsefesi işe git, eve gel, yemek ye, sigara iç, televizyonda Diriliş dizisi varsa kıçını devirip dirsek keyfi yap ve izlerken uyu :) ) Yaşı bana en yakın birey olunca direk ona danıştım:

- Ağabey, ben saçlarımı siyaha boyatmak istiyorum.

- Babanda saç boyandığını gördün mü lan sen?

Bu ani tepki ile ortaya çıkan son çırpınış çabalarım da kırılmıştı. O sene tüm Emrelere gıcık kapan saçma sapan bir tip olmuştum. Yaklaşık 4-5 yıl sonra Sevda'yı yine Marmaris'te gördüm. Marmaris'te başka bir ev aldıkları ve oraya taşındıkları için zaten birbirimizi görmüyorduk. O zaman daha çocukluktan gerçekten güzelliği erken görebildiğimi farkettim. Sevda tam bir afet olmuştu. Eski mahalleye uğramasını teklif ettim. Bir de kendisiyle konuşmam gerektiğini söyledim. Belki merak edip gelir hesabı işte. Hiç beklemiyordum gelmesini. Birgün ben evde pineklerken geldi. Hemen hazırlandım ve beraber dışarı çıktık. İçimde büyüttüğüm 2 Emre vakasının intikamını alacaktım bu gece. En sonunda konuyu bir şekilde onunla konuşmak istediğim şeye getirdim. Aklıma gelen en afilli cümlelerle kendisini sevdiğimi söyledim. Aldığım cevap ise çok düzdü. 

- Beni ne yapacaksın ki?

Bu nasıl bir soru yahu? İnsan evladına böyle bir soru dan diye sorulur mu? Aklına geleni söylesen adın sapık olur. Apıştım hiçbirşey diyemedim. Zaten Hollanda'da bir sevgilisi olduğunu söyledi. Adı ne diye sordum. Aldığım cevap yine aynıydı. Emre... :)