ILIŞKILER

Bütün İlişkilerimizin Hassas Dengesi: Kirpi İkilemi

Eray Kaşıkçı
Yazar
Eray Kaşıkçı

İlişkiler, kim ne derse desin, zorlu işler. Daha önce defalarca kez ilişkiniz olmuş olabilir, birbirinden farklı tipte insanlar tanımış olabilirsiniz. Yine de tanıdığınız, arkadaş olduğunuz veya aşık olduğunuz her insan, diğerlerinden biraz da olsa farklı olacak. Bu noktada ilişkideki o hassas dengeyi, önceki ilişkilerinizi baz alarak kuramayacaksınız. Yeni bir altın oran keşfetmeniz gerekecek.

Arkadaşlık ilişkilerini bir şekilde yürütebiliyoruz da, aşk ilişkileri asıl baş ağrılarımız... Dolayısıyla birazdan okuyacaklarınızın tamamı, aşk ilişkileri üzerine olacak.

Bütün İlişkilerimizin Hassas Dengesi: Kirpi İkilemi

Aranızda Alman filozof Arthur Schopenhauer'i duyanlarınız belki vardır. Schopenhauer, diğer tüm başarılarının yanı sıra aşkı belki de en zarif şekilde anlatan metaforlardan birinin sahibi. Şöyle:

"Buz gibi bir kış sabahı... Küçücük vücutlarıyla kirpiler, doğaya karşı var olma mücadelesi veriyorlar. Birbirlerine yaklaşırlarsa, her birinin vücut ısısıyla birlikte daha fazla ısınabileceklerini düşündüler ve öyle yaptılar. Biraz sonra, keskin oklarının farkına vardılar. Çok yakınlaştıkları için okları birbirlerine batıyordu, canları yanıyordu. Soğuktan korunuyor olsalar da, bu sefer de acı çekiyorlardı. Uzaklaştılar. Bu sefer, soğuk tekrar etkisini hissettirmeye başladı. Çaresizce bir daha yaklaştılar, acıdan yine uzaklaştılar.

Bu döngü bir süre daha devam etti; soğuktan donmakla, batan okların acısı arasında gidip gelerek ikilem yaşamayı sürdürdüler. Ve sonunda bazıları aralarındaki uzaklığı, her iki acıya da tahammül edebilecekleri bir denge noktasında ayarlayabildiler ve hayatta kaldılar. Uzakta kalanlar soğuktan, yakında kalanlar ise acıdan kaybettiler."

Bütün İlişkilerimizin Hassas Dengesi: Kirpi İkilemi

Bana her zaman son derece zarif gelmiş bu güzel hikaye, daha sonraları Freud'un eserlerinde de kendine yer buldu. Peki bu hikaye, bize nasıl ışık tutuyor?

İlişkilerinizin ilk zamanlarını hatırlayın. Karşı tarafın size karşı nasıl kibar davrandığını, her kelimesini bile nasıl 10 kere düşündüğünü, nezaketin kitabını nasıl baştan yazdığını, her isteğinizi nasıl geri çevirmediğini... Gibi. İki taraf da birbirini incitmemek, gönlünü hoş tutabilmek için bu dönemlerde çok daha özverili olur. İşte bu, çiftin ısınmak için, toplumun soğukluğu karşısında kendi içini ısıtabilecek o özel insana biraz daha yakınlaşabilmek için verdiği çabalara karşılık geliyor. Tıpkı karın altında kendine sıcak bir ortam arayan kirpiler gibi, biz de kendimize bize devam edebilme gücü verecek, dünyayı dayanılabilir kılacak bir omuz, kafamızı yaslayacak bir göğüs arıyoruz.

Bütün İlişkilerimizin Hassas Dengesi: Kirpi İkilemi

Sonraları dengeyi neredeyse hiçbir zaman kuramıyoruz ve sıkıntılı dönem başlıyor. Isınalım derken, çok yakına giriyoruz. Doğada bütün canlıların, kendine özel bir alanı bulunur. Yapımız gereği her birimiz, bu özel alanımıza kimsenin girmesini istemeyiz. Sınırlarımız vardır, kırmızı çizgilerimiz çekilidir. Bazılarımızın sınırları daha dardır, bazılarımız daha geniş çaplı çizer kişisel dairesini. Yine de, ama küçük, ama büyük; kişisel sınırlar herkes için vardır. İşte bu sınırlar zamanla yıkılır, verdiğimiz tavizler artmaya başlar. Karşı tarafın beklentileri de aynı oranda artar. Verebileceğimizden fazlasını ister belki, belki de istediğimizden daha fazlasını vermeye çalışır. Ne şekilde olursa olsun, herkesin sahip olduğu sivri oklar, çok yakına gelindiğinde karşı tarafa acı vermeye başlar. Kavgalar başlatır, gürültüler kopartır. Kişiler, karşısındakinin ilişkiden bağımsız olarak kendi başına da bir birey olduğunu unutur. Ki bu da, ilişki için felaket demektir.

Bu noktada çiftler, genelde öyle bir uzaklaşır ki, ilişki bitme noktasına gelir. Bu noktada bitmeyen ilişkilerde bile, her şey daha yoluna girmiş değildir. Çoğu zaman döngü tekrarlanır ve sonunda ilişki sonlanır, en az bir taraf fena yaralı halde ortada kalır, yaralarını saracak yeni biri gelene kadar...

Bütün İlişkilerimizin Hassas Dengesi: Kirpi İkilemi

Aslına bakarsanız, toplum da tam olarak böyle. İnsanlarla ne kadar içli dışlı olursanız, bir süre sonra dikenlerini de o kadar fazla hissetmeye başlıyorsunuz. Normal şartlarda size söylemeyecekleri şeyleri, ''yakınlık ve samimiyet'' altında rahat rahat söyleyebiliyorlar. Bundan sakınıp mesafeyi çok açınca da, toplumdan dışlanmış ve soyutlanmış halde, yapayalnız buluyorsunuz kendinizi.

Yapılması gereken şey aslında basit. Bir insanı ne kadar severseniz sevin, nefes alacağı bir alan bırakın. Özel hayatının tamamını kaplamayın, kişisel alanına saygı duyun. Kişisel alanı sizin için fazla büyükse, sıcaklığını hissedemeyeceğiniz kadar uzakta kalıyorsanız, bu sorunu o alana geçerek aşmaya çalışmayın. Medeni bir şekilde birbiriniz için uygun olmadığınızı belirtin, kimse zarar görmeden ilişkiyi bitirin. Emin olun daha çok fazla insan var dünyada ve doğru kişiyi bulduğunuz zaman, denge kurmak gibi konuları hiç düşünmeyeceksiniz bile. Her şey kendiliğinden gelişecek, hem de en kusursuz şekilde.

Arkadaşlık ilişkilerindeyse, bir insanı kendinize çok yakın görmeniz, o insanın da sizi aynı oranda yakın gördüğü anlamına gelmez. Kendinize yapılmasını veya söylenmesini istemeyeceğiniz şeyleri, başkalarına da yapmayın/söylemeyin. Hatta size yapılması veya söylenmesi sorun olmuyorsa bile, bu karşı taraf için de sorun olmayacağı anlamına gelmez. Biraz mantığınızı kullanın, empati yapın, emin olun her şey daha güzel olacak.

O değil de, kirpiler çok güzel canlılar değil mi...