ILIŞKILER

Sevgi ile Başlamak Lazım

Yazar
Sevgi ile Başlamak Lazım

Basit şeyleri öğrenmek için, zor kazandıklarımızı kaybetmeye “tecrübe” denir.

                 İnandığımız şeyler farklı olabilir. Savunduğumuz siyasi görüşlerimizde. Bir konu hakkındaki düşüncelerimizin arasında uçurumlar bile olabilir. Ne kadar farklı görünsek de sonuçta hep aynı odanın içinde, aynı kapının önünde, insanlık kapısında bekleriz. Rahmetli Barış Manço’ nun bir filminde Hulusi Kentmen’ e dediği gibi; “Bakın size ne kadarda çok benziyor. Onunda iki burun deliği var sizinde”. Farklılıklarımız değil aslında aramıza uçurumlar koyan. Gönül gözümüz ile bakamamaktan kaynaklanan şizofreni problemlerimiz var bizim. Birbirimizi sevemememizin sıkıntıları aslında kalbimizi sıkıştıran. Evet “O” şu partiyi tutuyor, “ötekide” bu takımın koyu taraftarı. Bu sene şu parti iktidar ve bu takım şampiyon.

Peki ya sevgiye ne oldu?

              Dünya üzerinde hiçbir madde yoktur ki kırılanı yapıştırmada,bozulanı tamir etmede sevgi kadar tesirli olsun. Ham maddesinin üretim yerinin,yani menşeisinin kalp olduğu tahmin edilen bu güçlü duygu maalesef bu kadar anlam karmaşası, kin ve nefretin içerisinde yok oldu. Daha da kötüsü üretimi durdu, bildiğin karaborsaya düştü. İnsanlar gramlık sevgiler bulsa ona tutunup kalıyor. Karaborsaya düşmeden önce paylaştıkça çoğalan tek şey sevgiydi mesela. Hangimiz unutabiliriz çocukken cebinde gofretler, çikolatalarla gelen amcamızı veya dayımızı. Yada bayramlarda en çok harçlık veren dedemizi daha çok sevdiğimizi. Bizimle sanki büyük adammışız gibi konuşan ve sürekli gülen yakın akrabamızı… Mesela benim kel, göbekli, tıknaz, sevimli adı yunus olan ama anneannemin yonis dediği bir dayım vardı. Ben küçükken ayrı bir adam, ayrı bir şahsiyetti o. Ben bayramın geldiğini onun fakir hanemize getirdiği erzaklar ve gülen yüzü ile bilirdim. Ve gerçek sevgiyi Beyşehir’e gittiğimde evinde kaldığım, beraber sadece sokak lambasının aydınlattığı odasında bir elinde tespih yaşlı gözlerle sokak başını seyreden anneannemin “daha gelmedi yonisim” sözüyle hatırlarım.

Sevgi ile Başlamak Lazım

             Güzel şeydi şu “sevgi” karaborsaya düşmeden önce. İnsanlar kalbinin derinliklerinde onu saklayıp “söylersem şımarır şimdi” demeden önce. Bütün sevgi sözcüklerini ısıtıp bir sonraki gün yemek için “Dünya bilmem ne günleri” ne saklamadan önce. Benden sadece üç yaş küçük olduğu için abilik yapma görevini üstlendiğim halamın çocuklarıydı sevgi. Dedem vefat ettiğinde ilk kez toplanan büyük aile ile kerpiç damda büyük sini üzerine kurulan ve sadece çocukların oturduğu; amcamların, halamların ağladığı ama biz çocukların kikirdediği o yemekti sevgi. Et den ve pilavdan daha çok sevgi vardı. O gün yemek bitti ama sevgi bitmemişti.

             Hatırlarmısın? Hani bir adam vardı. Gözleri görmeyen. Bir elinde plastik tas, diğer elinde yolları yokladığı baston ve onun koluna girmiş, onun için gören birde yoldaşı. Sokak sokak gezip gazel, ilahi söylerlerdi. Sizin mahalleden de geçmiştir mutlaka. Ne diyorlardı ona? Hımm… şey… heh buldum “DİLENCİ”. Birde balkondan onları izleyip kısık sesle birbirlerine şöyle diyenler vardı. “Bunlar senden benden zenginmiş. Bakma böyle olduklarına. Bankada paraları bile varmış.Acımayacaksın böylelerine” Hatırladın değilmi mışlı-mişli insanları? İşte onlardı sevginin düşmanları. Ama ne o kadın vazgeçti görmeyen göze göz olmaktan, nede tükendi “o” adamın güzel sesi. Yani senin anlayacağın güzel dostum sevgi yine galip geldi ve gördüğünü zanneden gözler yine bunu görmemezlikten geldi.

Sevgi ile Başlamak Lazım

              İnsanlar büyüdükçe sevgi küçüldü. 90 derecede yıkanan yün kazak gibi çekti adeta ve artık üzerimize olmamaya başladı. Kollarımız haddinden fazla dışarıda kaldı. Halbuki bir boy büyük almıştık seneye de yetecekti kin ve nefret bize öğretilmeseydi. Sonra yalanlamar başladı. Dedik ki “aslında sevmedik sevdiğimizi zannettik.” Hz Yusuf’ un kuyusuydu sevgi. Hz Muhammed’ in yırtık hırkasının Veysel Karani’ ye ulaşmasıydı. Atanın çok sevdiği zeybekti belki ve belki de sevdiğinin kadının bastığı kaldırımdı. Dünya’da var olan yada yok olan, yakılan, yıkılan, yarım kalan, tam olan ne kadar şiir varsa hepsi sevginin ürünün değilmiydi? Ee nasıl “sevdiğimizi zannettik”. Aslında sevdik biz. Bize kin öğretilmeseydi.. Sevgi en güzel anahtardı, insanlar onu kızgın bir potada eritmeseydi..

Sevgiyle Kalın..

Sevgi ile Başlamak Lazım