SEYAHAT

Avrupa’ya entegrasyon ve fosseptik kokuları arasında piknik

hicranaygun
Yazar
hicranaygun

Malumunuz Türkiye’de deniz, kum, güneş tatili deyince akla hemen Akdeniz ya da Ege geliyor. Ancak bu bir “Tatil şöyle güzeldi, böyle eğlendik” vs. yazısı değil. Eğer garantici bir kişiliğe sahip beyaz yakalı değilseniz tatil simultane gelişir. İşte ben de tatil yapmaya ya da tatil için birileri tarafından gaza gelmeye müsait kişiliklerden biriyim. Pek tatil kültürüm olduğu söylenemez. Tarihi, turistik geziler, dağa, taşa çıkma, surlara gitme vs. olayları da bana göre değil. Tatil anlayışım sabaha kadar geyik yapıp, öğlene kadar yatmaktan ibaret. Bu yıl hiç planımda olmamasına rağmen iki ayrı zamanda tatile gittik. Birinde kızımla, diğerinde Almanya’ya yüzde yüz entegre olmuş arkadaşım Hatice’yle. Her iki tatilde de rota Ege’ydi. Ama öyle bildiğiniz Bodrum falan değil, Çanakkale...

Avrupa’ya entegrasyon ve fosseptik kokuları arasında piknik

YÜZDE YÜZ ENTEGRE HATİCE

Arkadaşımın entegrasyonu konusunda neden iddialıyım, çünkü şundan... Avrupa’da yaşayan Türkiyelilerin büyük bir bölümü (orada doğup büyüyenleri tenzih ederim) Türkçe’yi bizim kadar sık kullanmadıkları için bazı kelimeleri unutuyor, cümle kurarken komik hatalar yapıyor onu fark ettim. Hatice de onlardan biri. Bu nedenle tatile birlikte gideceğimiz diğer arkadaşlarla Hatice’nin Türkiye’ye entegre olması için güzel dilimizin çeşitli lehçelerini kullanarak bir “ön çalışma” yaptık. Örnek mi, buyrun... “Tatile gideceğük, çok eğleneceğük” gibi... Çarşamba sabahı Atatürk Havaalanı’ndan almaya çalıştığımız Hatice, uçağın aprona inmesi, pasaport kontrolü ve bavul sırası da dahil tüm aşamaları geçtikten sonra bizi uzun süre kapıda beklemek zorunda kaldı. Havalanına uçak inmeden 45 dakika önce gitmemize rağmen otoparkta yer bulamadık. Hatice kapıda beklediği sırada biz hala park yeri arıyorduk ki etrafta bir tane görevli yoktu. Park alanları hınca hınç doluydu ve biz çaresizce dolaşıyorduk. Uzatmayayım sonunda buluştuk. Birkaç saat yolculuğun ardından mola verdiğimiz yerde kedimiz kayboldu. Market, restoran, benzincide çalışanlar da dahil herkes kedi için seferber oldu.

ANADOLU ŞİVESİYLE FLEMENKÇE

Bu sırada mola verdiğimiz yerin, gurbetçilerin en uğrak mekanlarından biri olduğunu öğrendik. Yabancı plakalı araçların biri gidiyor, diğeri geliyordu. Çay içenler, yemek yiyenler, ihtiyaç giderenler... Her taraf bozuk Türkçe’yle konuşan ya da memleketinin şivesiyle Almanca, Fransızca, Flemenkçe’yi “telaffuz” etmeye çalışan gurbetçilerle doluydu. Biz ise bu sırada kedimizin kaybolduğu mekana konuşlanmış bir umut bekliyorduk. En sık gördüğümüz plaka ise Almanya’ydı. Uluorta bir mekandaydık ve gurbetçilere dair sosyolojik araştırma yapabilme imkanının tam ortasındaydık. Restorana gelen Almancıların büyük bir kısmı çay içtikten hemen sonra kalkıyordu. Ancak arabalarına binip gitmiyordu, üstelik ortalarda da görünmüyorlardı. Dağ, taş kediyi aradığımız için sık sık nöbetleşe kalkıp etrafa bakınıyorduk.

BAKLAVA TEPSİSİNDE

Mola mekanının arka tarafında hayvanların bile uğramadığı, mekanların fosseptik çukurlarının olduğu, bakımsız çimenliklerin olduğu yerlerde öbek öbek insanları fark ettik. Sanki bir piknik alanına gelmiş de tezgahı kurmuş gibi harala gürele yemek yiyorlardı. Biraz sonra o “piknikçilerin” restoranlarda sadece çay içen, ağır fosseptik kokularının arasında yemek yiyen gurbetçiler olduğunu fark ettik. Yere yaydıkları biz bez parçasının üzerinde nereden bulduklarını anlamadığım yuvarlak baklava tepsilerinin içine söğüş doğranmış domat (domates), salatalık ve badılcan (patlıcan) kızartmasına somun ekmekleri elleriyle koparta koparta kaşık sallıyorlardı. Yemekleri bittikten sonra dirseklerine kadar iki kolu da altın bilezik dolu kadınlar çöplerini sağa sola, ağaç vs. diplerine bıkarıyor, Mercedes marka arabalarına binip gidiyorlardı.

‘ÇOK EĞLENECÜĞK’ TATİLİ BAŞLADI

Bunu neden mi yazdım? Bugün internet sitelerinde gördüğüm bir haberin içeriği nedeniyle. Almanya Berlin merkezli Bertelsmann Vakfı, Almanya, İsviçre, Avusturya, Fransa ve Büyük Britanya’da yaşayan Müslümanların bu ülkelere entegrasyonu ilgili bir araştırma yapmış. Araştırmanın sonunda en “başarılı” ülkenin Almanya’da yaşayan Müslümanlar olduğu ortaya çıkmış. Gayriresmi rakamlara göre Almanya’da yaşayan Türkiyeliler’in nüfusunun 4 milyon olduğunu hatırladık ve biraz önce karşılaştığımız manzaraları aklımıza getirdik. Almanya’ya yüzde yüz entegre olmuş arkadaşım Hatice’yle birbirimize baktık, yüzümüze müstehzi bir gülümseme yerleştirdik. Bu arada kedinin kaybolmasının üzerinden 5 saat geçmiş, umutlarımız da tükenmişti. Tam gözümüz arkadaş arabaya bindiğimiz sırada son bir kez “Tarçın” diye seslendik. Uyuduğu yerden gerinerek çıkan kedimizi sevinçle kucağımıza alıp, “çok eğleneceğük” dediğimiz tatili başlatmak için start verdik.