HIKAYE

ŞİRİNLERİN ŞİRİNESİ

Mickkagger
Yazar
Mickkagger

Size bu hatıramda, Varna da başıma gelen güzel bir geceden bahsedeceğim..

ŞİRİNLERİN ŞİRİNESİ

Varna da son gecemizdi, güç bela dört günde ayarlayabildiğimiz iki Türk-Bulgar kırması hatunla sonunda o gece buluşup birşeyler içme fırsatımız olmuştu ve tabi son dakika golünü atmak içinde son şanstı bu cumartesi gecesi.

ŞİRİNLERİN ŞİRİNESİ

Kamila ve All caddenin karşısından geçip parka girip tarif ettiğimiz yere doğru yavaş adımlarla süzülüyorlardı. Attığımız kırk taklanın meyveleri alımlı silüetleriyle ve mini mini eteklerinin altına giydikleri, çantalarıyla senkronize renklerde topuklularıyla, yeni doğmuş bir ceylan gibi seke seke geliyorlardı, taş parke döşemeli parkın yollarında. Yanımıza gelip kısa bir reverans yaptıktan sonra kolumuza girmişlerdi ve bu gece onlar Barcode Barda hayatlarında hiç olmadıkları kadar sarhoş olacaklardı... Ama olmadılar, belki de olamadılar, en nihayetinde olmadı işte. Gelen bir telefon üzerine bizden taksi paralarını biraz cilve bir iki yalancı öpücükle alıp şehrin karanlığına karıştılar. Alışıktık bu duruma ama bu gece ki ayrı koymuştu nedense bize. Zaten geceye onlardan evvel başlayıp 4 er bira yuvarlamıştık bunun üzerine 4 er tane daha alıp ağaçlarla çevrilmiş koyu kuytu parkta içmeye devam ettik sessizce. Yediğimiz bu gol ters tepmişti sanki bünyeye her yudumdan sonra şimdi onlar düşünsün tarzı bir serzenişle sesimiz daha gür çıkmaya, yaralı bir kargayı andıran kahkahalarımız kargaları bile yuvalarından edebilecek desibele ulaşmaya başlamıştı iyiden iyiye. Derken yine biralamız bitti ve parkın dışında ki büfeye hangimizin gideceğine karar veremedik. Her Türk gibi en adil çözüm taş kağıt makastı ama o kafayla Onda da bir sonuca varamadık. Bu sırada karşı bankta bizi izleyen bir çift yeşil göz ilişti gözümüze, gülümsedi, bizde gülümsedik ama sonra devam ettik işimize, ama beceremedik o kafayla ve en son ikimiz yürümeye karar verdik...

ŞİRİNLERİN ŞİRİNESİ

Sonuçta olmayınca olmaz bazen, striptiz klüpler, pavyonlar, meyhaneler, kerhaneler bizim gibi yeteneksiz çapkınlarla dolu, yalnız değiliz dedik ve iki bira daha içip dönmeye karar verdik kevgire dönmüş karaciğerlerimize, süngere dönmüş akciğerlerimize son bir selam çakıp bitirmek üzere bu geceyi ve girdik büfeye. Alacağımızı aldık çıktık kapıya ama gideceğimiz yer çok uzak geldi. İki yolun ortasında ki kaldırım daha bir güzel geldi ve çöktük yeni semtimize. Bir derken bir daha içtik, biri sönmeden öbürünü yaktık her seferinde. Derken o yeşil gözlerin sahibi geçti yoldan ve baktı bize, iki şebek heyecanla el salladık gülümseyerek ama yediğimiz gol izin vermedi yanına gitmemize. Bir gol daha yemeye tahammülümüz yoktu, kotamız dolmuştu artık bu gece.
Ama bir kaç dakika sonra tekrar geçti aynı yoldan silüet, biz aynı yerdeydik, güldü, güldük, arkadaşın yakarışla karışık tarihi gazıyla ayaklandım ve yanına gittim dilberin. Dilber diyorum çünkü sarhoş kafayla uzaktan netleyemediğim şaheser yakından bakınca şaha kaldıracak mükemmeliyetteydi. Ağzım pek laf yapmasada o gece kelimeleri hiç aramadım zihnimde, yemyeşil gözleriyle gülümserken bakkalı işaret etti, votka dedi, sigara dedi, schveps dedi, hepsine tabi dedim memnuniyetle, birşey daha dedi ama bilemedim onu, O da pek önemsemedi. Nevalemizi alıp koyulduk yola Diananın kollarında uzun ama keyifli bir yoldu bu ve sonunda güzel bir kumsalda noktalandı bu tatlı gezinti, üçümüzü, yalnızca üçümüzü kucaklayan, hafif hafif vuran dalgaların sesine ay ışığının yakamozla eşlik ettiği sessiz ve ıssız bir kumsaldı geldiğimiz bu yer. Gecenin kör karanlığında dalgaların sesini, yıldızların parıltısını, poyrazın serinliğini çektik içimize derin derin ve nevaleyi serdik kumlara yavaş yavaş.
Alkol, güzel iksir, nüfuz ettikçe kana konularda daha bi sere serpe yayıldı aramıza, İngilizce bilmeyen arkadaşım kelle olup uzandı onun dizlerine, yalnızca votka değil Diananın şekilli tabakasından sunduğu sarmalarda, dizlerine uzandığı güzelliğin nişanlısından daha aşık olunası bir varlık olduğuna ikna etmişti onu kısa zamanda, küçük bir çocuk masumiyetinde gözlerini kısıp ama asla kırpmadan Dianaya bakarken bana hatırlamak istemeyeceği şeyler söylüyordu, o geceki hayal hakkında ve kaderinde yazılı olan gerçeği...
Hayatını anlattı bana okuduğu okulu, haremine dahil olduğu erkekleri, etkilendiği filmleri...Daha önce tanıştığı iki Türkün ona ormanda tecavüz ettiğini ama bunun hoşuna gittiğini ve sırf bundan keyif aldığını belli ettiği için çocukların keyfinin kaçtığını. Kelimeler kablolu yayının en kırmızı noktalarına temas ederken, bende ki güzelliğe karşı anlattıklarına daha çok dikkat kesen ilgisizlik kucakta yatan başa avantaj olmuştu, kelimeler bir anda bitti, Diana kucağındakini dudaklarıyla okşamaya başladı ve yanı başımda 3 ay sonra düğününe katılacağım adam ve o gece tanıştığım kadın hayvanca sevişmeye başladı.

ŞİRİNLERİN ŞİRİNESİ

Onlar serin kumlar üzerinde birbirlerine karışıp haykırarak çiftleşirken, ben sırt üstü kumsala uzanıp küçük ve büyük ayıyı aradım göklerde sakince. Onlar ordalardı ve ordan bana gülüyorlardı sanki, bütün şiirselliğini yitirmişti zaman ve mekan. Derken o cümleleri duydum " kanka prezervatifim yırtıldı sende varmı?" böyle bir gecede, böyle bir Kafa da nişanlı kahraman o arada onu düşünüp şapka takmış ama diananın içindeki kasılmalara yenik düşürmüştü savaş başlığını. Yok dedim ve gök yüzünü izlemeye devam ettim. Kör topal İngilizcesiyle Dianaya kondom alıp geleceğini söyledi ve donunu zar zor toparlayıp deparladı gecenin karanlığına. Usul usul yanıma ilişti nemfoman zerafet, bir sigara istedi ve bunu parmakları titrerken içebilmek istediğini anlattı iç geçirerek ve yeni avını bacaklarıyla sarhoş etmek istercesine okşayarak.
Ama gururum incinmişti o gece, yanlış ata oynamıştı Diana ve cezasını çekmeliydi. Ayağa kalktım önce tişörtümü çıkardım, sonra ayakkabılarımı ve sonra pantolonumu. Sadece boxerımla karşısındaydım ve ayın güzelliğine vuran ışığında görebiliyordum gözlerinde ve vücudunda alev alev yanan şehveti. Ben denize gidiyorum dedim ve yavaş yavaş adımladım serin ve durgun suya doğru. O da üzerindeki tek parçayı çıkarmış ve iç çamaşırlarıyla takip etmişti beni. Bembeyaz teni pek gündüzlerin insanı olmadığını belli ediyordu, dingin suyun derinliği ayaklarımızı aşıp belimize gelince kollarını doladı boynuma ve sırtımda yer etti bedeni. Teninin ateşini söndürememişti ne arkadaşım ne de deniz. Döndüm ve sarmaladım ince belini gözlerinin içine bakarken ve o bütün vücüduyla bana kenetlenmek isterken, sırt üstü yatırdım ve bir elimle sabitledim suya bedenini. Ay ışığı bütün güzelliğini sere serpe gözlerime sunarken diğer elimi, kâh boynunda, kâh dudaklarında, kâh bacaklarının arasında alev alev yanan hazinesinde gezdiriyordum. Sonunda bu eziyete ikimizde dayanamayıp ateşe verdik geceyi, dakikalarca suyun kaldırma kuvvetiyle alay edercesine seviştikten ve doğru pozisyonu bulup o pozisyonda akdeniz fokları gibi kıyıya vurduktan sonra fark ettim arkadaşımı. Elinde savaş başlığı donmuş halde bizi izliyordu, belki en başından beri... Boşaydı kederi aptal arkadaşımın, gönlü geniş diananın o gece ikimizide defalarca mutlu etmeden göndermeye niyeti yoktu halbuki, güneş ışıkları kumsalı boyayana kadar sürdü bu üçlü seromoni. Üzerimizi giyip ana yola çıktıktan sonra son defa kucakladık Venüsümüzü ve ayrı yollarda yürümeye devam ettik ayaklarımızdan saçlarımıza kadar dolan kumlara aldırış etmeden. Ve ister istemez bakıp bakıp gülümsedik birbirimize bütün gece hiç hayır demeyen ve evine yengeç yengeç adımlarla ancak yürüyebilen Dianaya.
Sanırım güzel şeyler sadece onları önemsemediğimizde ve gözümüzde büyütüp İlahlaştırmadığımızda teslim oluyor bize. Bu hakikat her seferinde, her yaşanmışlıkta vursa da yüzüme yine de arabesk yaşamanın ve hissetmenin tadı bir başka geliyor bana nedense. Doğru olan hangisi bilmiyorum, herhangi birinin doğru olmasına gerek varmı inanın onu da bilmiyorum. Tek bildiğim şey hatırladığım bütün güzel kadınların beni en umursamaz zamanlarımda buldukları, yaşadığım bütün diğer mutlulukların da, onları hiç beklemediğim zamanlarda kapımı çalmaları oldu bu güne kadar bir şekilde yaşadığım bu hayatta.
Kim bilir iyi bir çocuk olursam belki bir gün şirinleri bile görebilirim.