EDEBIYAT

Ağustos hüznüdür Turgut Uyar...

Pericihan Cansu Saykal
Yazar
Pericihan Cansu Saykal
Ağustos hüznüdür Turgut Uyar...

Bazen hayatımızın bir anında hangi zamanda ve ne sebeple yan yana getirildiğini bilmediğimiz ama muhakkak bir acıyı fısıldayan şiirlere rastlarız. Öylesine hak veririz ki sanki başka birisi çıkıp aynı cümleleri söylese bu kadar haklı olacağına inanmayız. Çünkü bazen her şeyden biraz kaldığını ve çoğulluğun haklılığını mutfakta hiç gözümüze çarpmayan kavanozda ki kahveyle ve kutuda kalan ekmekle Turgut Uyar öyle güzel tarif eder ki içimizde kalan acının varlığını, üstüne kim bir şey söylerse söylesin onun kadar iyi gelmez belki de... 

Ağustos hüznüdür Turgut Uyar...

Hepimiz onu ikinci yeni şairi olarak tanısak da, en çok Tomris Uyar'a aşık 3 adamdan en şanslı olanı diye hafızlarımıza kazındı Turgut Uyar. Aşkıydı elbet şiirlerini yazdıran ama Edip Cansever onu öyle güzel tarif eder ki; "Su içse suya benzerdi biraz, konuşsa üç beş kişi birikirdi herhangi bir köşe başında." 

Ağustos hüznüdür Turgut Uyar...

TURGUT UYAR
Kocaman bir avlunun ortasında durdu durdu
İçindeki bomboş avluya bakarak
Gökyüzünden arada bir oraya
Ölü bir kuş ya düşüyor ya düşmüyordu.
Görseydi içinin olmadığını
Çekip onca çelenkten bir sap karanfili
Koymak ister miydi hiç
Bu ikindi vaktinin hırçın vazosuna.
Güzleri kullanırdı o kadar sevmese de
Dünyayı kullanırdı açıp da penceresini sonsuza
Su içse suya benzerdi biraz
Konuşsa
Üç beş kişi birikirdi herhangi bir köşebaşında
Yolu düşse de başka mor-sarı bir akşam kahvesine
Ne kadar eşleşirdi Van Gogh’un bakışıyla.
Sevgiler gönderirdi nedense utanırdı da bundan
Gönderir gönderir geri alırdı bir gücenikliği sonra.
Dün müydü, yüzyıllar mı geçti, bilmiyorum ki
Bir yaz sonuydu yalnız denizi sıyırıp geçtik
İki tek votka içtik varmadan Aşiyan’a
Konuşmadık hiç, nedense hiç konuşmadık
Az sonra kalkıp gitti o
Kalakaldım ben oracıkta
Kapadım gözlerimi ardından gene birlikte olduk
- Garson! bize iki tek votka daha.

Edip Cansever

Acının tarifini, yarım kalmışlığı, her şeyin ortasında göğe bakmayı ve babaların perşembe annelerin cuma olduğunu fısıldadı şiirlerinde. Belki de acının kaynağı baba sevgisinin yoksunluğundan kanayan içinin, diline sıkıştırdığı kelimelerdi hep okuduklarımız. Babasının askerlik görevi nedeniyle yaşadığı özlem onu daha çok kırılgan yapmış ve kendisini şu sözlerle tanımlamış: "Hüzünlü bir çocuktum. Nedense ağlamaya hazır. Ağabeyim bana sataştıkça annem "Yapma oğlum" derdi ona "o içli bir çocuk..."

Ağustos hüznüdür Turgut Uyar...

Erdem Bayazıt'ın da dediği gibi bu memlekette insanlar en çok baba sancısıyla inliyor ve en çok baba deyince aklımıza gelir çocukluğumuz... Sanırım Turgut Uyar da babasının yokluğunu hep içinde yaşamış ve bu acıyı konuk etmiş bazı şiirlerine....

"Söyle ben saçlarımı kestirsem ne olur
bir başkaldırma ancak saçlarından tutulur
herkes annesi sanır bir kısır yalnızlığı
oysa herkesin annesi aslında bir baruttur
eylülden ürken temmuz şafaktan korkan gece
dağları bölümleyen o babadan kaçan sudur
hatırla her gün bir çalar saatle oynadığını
çalar saatler bir çocuğun uyanılacak uykusudur
soğuk iklimler, kırımlar akar gider derisinden
çalıp söylediği öğrenip oynadığı bir tabuttur
anne saklanır, baba koşar, günleri münleri bölerler
anne de baba da parça parça bir geyik yavrusudur
birinin sırtı ince, birinin elleri kalın
ikisi de bir gölün saygıdeğer komşusudur
ey hayalin sonsuz çalıştığı gölleri bölmek dönemi
o zaman artık bir yerlerde hazin mevlütler okunur
dersin ki ayışığı kimin babası kimin oğlu o zaman
sanki herkesin işi bir bölmedir, uzun uzun solunur
senin şarkın bir avcı borusudur ormanları tutar
büyür, yankılanır, bir kale yıkıntısında saygıyla durur
ey en bilge sesi gelip duran sonra akan suların
bilirsin her akşam nasıl öksüz, nasıl güçlükle olur
her akşam nerden baksan yine de bir eksiği doldurur
babalar geri çekilir, anneler onlara teslim olur
saçlarımı hep kestim tutacak kadar kalmasın dedim
çünkü bir başkaldırma ancak saçlarından tutulur
günleri bölümlediler ve sonra suya gittiler çoğu
babalar hep perşembe, anneler hep cuma olur"

Yaşamı boyunca bir arayış içinde olması ve aramaya çıkışının asıl sebebi sevgisizlik olsa da bazen yolda olmanın dakikalarına kendini kaptırmasıyla birlikte ne aradığını bile unuturmuş. Sık sık kendini düşünürken bulduğu için de "ben kanayan bir beyinim" dermiş.

Ağustos hüznüdür Turgut Uyar...

Erken yaşta tutulduğu aşkın pençesi onun hep yakasında ve pençenin izleri hep yüreğinde olmuş. Ve "bir bozuk saattir yüreğim hep sende durur" diyerek tanımlamış yüreğinde ki aşkı.

Onca fırtınalı duyguları yaşayan bedeni 1984'te siroza yakalanmasıyla hayatının ona hazırladığı sonu hiçbir ısrar beklemeden kabul etmiş ve sonunda takvimler 22 Ağustosu gösterdiğinde hepimizin içini özetlediği kaleme ve kağıda veda etti. 

"Birgün, bir parkta otururken, biliyorum
Bir el yağmurla dokunacak omuzuma
Bir çift göz, bir davet, bir kalp
Çoluğu çocuğu terk edeceğim.
Yapraklar dökülecek, çiçekler solacak
Bir sonbahar, bir sabah ve bir yağmur olacak
Toprak ve insan kokularıyla,
Uğultulu bir sarhoşluk içinde, yıllar için
Başımı alıp gideceğim. "

Vasiyeti olarak "Öldüğümde el yazısıyla tek şiirim kalmayacak arkamda" diyerek ardında hiçbir şey bırakmak istemez. Tomris Uyar da onun vasiyetini yerine getirerek daktiloya yazmadığı bütün şiirleri çok beğense de atar.

http://www.siirparki.com/tuyaradair.html