KÜLTÜR

Kore Savaşı'ndan bir Ayla hikayesi daha... Bu sefer mutsuz son

Scribus
Yazar
Scribus

1950 yılında 5090 kişi olarak Kore'ye ayak basan kahraman Türk askeri, şehit verdiği 741 vatan evladını orada bırakarak, kalitesiyle ve özverisiyle destan yazarak vatana geri döndü. Türk askerinin Kore'deki başarısını ve cengaverliğini tarih yazdı.

Kore Savaşı'ndan bir Ayla hikayesi daha... Bu sefer mutsuz son

Kore'de Türk askerlerinin savaşın ortasında bulup koruyup kolladığı ailesiz kalmış çocuklar olduğu biliniyor. Türk Silahlı Kuvvetleri Kore'deki savaşta ailesini kaybetmiş çocuklar için Ankara Okulu adlı bir okul ve yurt da açmıştı.

Astsubay Süleyman Dilbirliği'nin Koreli manevi kızı Ayla ile tekrar kavuşmasını anlatan Ayla filmi tüm Türkiye'yi ağlatmıştı. Gerçekte de Ayla ile Süleyman amca sonunda kavuşmuştu. Benzer bir hikayenin ayrıntıları daha ortaya çıktı. Ancak bu hikaye maalesef mutlu sonla bitmiyor. 

Kore Savaşı'ndan bir Ayla hikayesi daha... Bu sefer mutsuz son

Yüzbaşı karlar içinde bir kız çocuğu bulur

Yüzbaşı Süleyman Pulat, Kuzey Kore ve Çin tarafından işgal edilen bir köyde, karlar içinde donmak üzere olan bir kız çocuğu bulur. Pulat, 8 yaşındaki Ço Min Ja isimli çocuğu, Türk askerlerinin kaldığı birliğe götürüp tedavi ettirir. Kızın her ihtiyacı giderilir. Ona kıyafetler dikilir, saçları tıraş edilir.

Yüzbaşı Süleyman Pulat, Habertürk'ten Soner Özcan'ın haberine göre küçük kıza ‘Seul’ ismini verir. Yüzbaşı Seul'e Türkçe öğretir. Tam sekiz ay askeriyede kalan Seul tüm askerlerin neşesi oluverir. Yüzbaşı Pulat’ın deyimiyle ‘evli askerler onu çocuğu, bekârlar kardeşi yerine koyup’ sever. 

Kore Savaşı'ndan bir Ayla hikayesi daha... Bu sefer mutsuz son

Fotoğrafları Amerika'da posta pulu oldu

Seul ile Süleyman Yüzbaşı’nın Kore’de çekilen fotoğrafı, 1952 yılında Amerika’da yayınlanan Life Dergisi’nde “Koreli çocuk ile Türk askerin merhameti” başlığıyla kapak oldu. Fotoğraf ayrıca Türkiye’de Kore Savaşı anısına basılan posta pulunda kullanıldı.

Süleyman Pulat da, manevi kızı Seul'ü Türkiye'ye getirmeyi çok ister. Ancak bürokrasi engeli bir türlü aşılamaz. Yüzbaşı, aynı Astsubay Süleyman Dilbirliği gibi Seul'ü Ankara Okulu'na teslim etmek zorunda kalır. 1953'te görevi bitince yurda yalnız döner. 

Kore Savaşı'ndan bir Ayla hikayesi daha... Bu sefer mutsuz son

Seul'ü bir daha göremeden hayatını kaybetti

Yüzbaşı Polat vatana döndükten sonra Seul ile ilgilenmeye devam eder. Koreli askerler aracılığıyla Seul'e kıyafetler gönderir. Ancak iletişimleri bir süre sonra kopar. Yüzbaşı daha sonra Seul'e ulaşmayı dener ancak Ankara Okulu'nda çıkan yangında belgelerin de kül olması sebebiyle bu imkansızlaşır. Seul ile ilgili tek bir bilgiye dahi ulaşamaz. Kahraman Yüzbaşı bu sırada kansere yakalanır ve Seul'ü bir daha göremeden hayata gözlerini yumar.

Kore Savaşı'ndan bir Ayla hikayesi daha... Bu sefer mutsuz son

Seul, Yüzbaşı sayesinde annesine kavuştu

Seul'un babası savaşta hayatını kaybetmişti. Ancak Yüzbaşı Süleyman Pulat'ın, yıkılan evlerne bıraktığı not sayesine annesine kavuşabildi. Notta, "Ben yaşıyorum, Türk askeri birliğindeyim" yazıyordur. 

Seul evlenip çocuk sahibi de olmuştur. Geçtiğimiz yıllarda Yüzbaşı Pulat'a ulaşmak için Türk büyükelçiliğine başvurdu, ancak babasının hayatını kaybettiğini öğrenince gözyaşlarına boğuldu. 

Kore Savaşı'ndan bir Ayla hikayesi daha... Bu sefer mutsuz son

Türkiye'ye gelip Pulat'ın mezarını ziyaret etti

Süleyman Pulat'a vefa borcunu ödemek için Türkiye'ye gelen, gerçek adı Min Ja olan Seul, yüzbaşının mezarını ziyaret edip dua etti.  Ziyaret sırasında duygu dolu anlar yaşandı. Süleyman Pulat ile çektirdikleri fotoğraflara tek tek bakıp okşayan Min Ja, Yüzbaşı'nın oğlu Emsal Pulat’a sarılıp ağladı.

Kore Savaşı'ndan bir Ayla hikayesi daha... Bu sefer mutsuz son

Kahraman Yüzbaşı günlüğünde Min Ja'dan bahsetmiş

Yüzbaşı Süleyman Pulat, Kore Savaşı sırasında tuttuğu günlükte, Seul ile yaşadıklarını şöyle anlatmış: 

6 Ocak 1951

“Biraz geride parmaklarını saçlarının arasına sokmuş, kafası yerde bir çocuk onlardan şefkat dileniyordu. Çocuğun çıplak olan ayakları, yerdeki karların ve havanın soğukluğu ile mosmor olmuş, o küçük vücut tiril tiril titriyordu. Yüreklerim parça parça oldu. Hemen küçük için merhamet hislerim kabardı. Küçük çocuk aile efradını kaybederek oraya büzüşmüş, ateşi kendine arkadaş seçmiş. O hiç konuşmuyordu. Yalnızca manalı gözlerini yanan ateşin alevleri arasında gezdiriyordu. Hemen geri dönerek durumu tabur komutanına anlatarak çocuğu almak üzere müsaade istedim. Ve aldığım cevap üzerine Yarbay Şemsi Eralp ile beraber köprübaşına koştum. Geldiğimde çocuk aynı vaziyette, yerli yerinde hiçbir şeyden habersiz duruyordu. Onu bir kardeş muhabbeti ile kucakladık. Bu hareketimizi hiç yadırgamayarak bize itaat etti. Artık ben de çocuk sahibi olmuştum. Sessiz Müço yalnız benim değil bütün taburun malı olmuştu. Acıkmış olan Müço’nun karnı hemen doyuruldu. O önüne konanları bir daha bulamamak korkusu ile yiyor, artanları ceplerine yerleştiriyordu. Bir taraftan terzi, bulduğu battaniyeden ona ceket biçiyordu. Müço ise şimdiye kadar çektiklerini unutmuş bir durumda ortalığa tebessüm ediyordu. Şu anda Müço, jipin arkasında derin bir uykuya dalarak günlerin yorgunluğunu gideriyor. Müço bütün gece hiç uyanmadan uyudu.”

Kore Savaşı'ndan bir Ayla hikayesi daha... Bu sefer mutsuz son

7 Ocak 1951

“Şu an Chonom’dayız. Bütün arkadaşlarla Müço’nun adını Seul olarak kabul ettik. Seul hayatından memnun, yukarıda tıraş oldu. Giydirildi, kuşatıldı. Bekârlar kardeşlerinin, evliler çocuklarının yerine onu koymaya başladı. Böylece Seul tüm tugayın sevgilisi oldu.”

30 Ocak 1951

Mevzi değiştirerek Ponchong-Vonni’ye (Seul’u bulduğum köprübaşı mevkii) hareket ettik. Seul şoför mahallinde neşeli olarak seyahatine devam ediyordu. Onu bulduğum köye yaklaştık. Köy harap olmuş, gecelediğimiz fabrika yanmıştı. Yollar eski faaliyetini kayıp etmiş, 10-15 aile çektikleri acılar ile civar köylere ilerliyordu. Seul’un rengi attı çünkü onu aldığım yeri tanıdı ve o feci günler muhakkak ki bir sinema şeridi gibi gözünün önünden geçiyordu. Onu bulduğumuzda biz geri çekiliyor, o da düşman zulmünden kaçıyordu. Şimdi ise biz taarruzun verdiği neşe ile yürüyor, o da memleketi olan Seul dolaylarına yaklaşıyordu.”