ILIŞKILER

Aşkın gözü körmüş

Yazar

Yaş 18.O zamanlar tabi hayat tozpembe. Senden önemlisi yok hayatta. Bir kere sosyal medyaya takıldın mı ohoo uzaydan sinyaller yollasalar yine uyanmazsın. Forum sayfaları mı dersin, anonim chatler, online oyunlar vs... Bir gün anonim sohbette birisine denk geldim. Ama 2 ay önce de konuşmuşuz. (Hiç hatırlamıyorum o sıralar) Neyse bu şahıs ben 2 ay önce ona ne anlattıysam ne konuşmussak hiçbir şeyi unutmamış ve üstüne de bana hatırlatır olmuş. Bi şaşkınlıkla dinledim onu. Çünkü en ince ayrıntısına kadar hakkımda ne varsa bana bir bir geri döndü. Tabi ben yine kendimden emin vermeyip umursamaz davrandım. Bu siteyi kapatacağımı sıkıldığımı söyledim. O ise benimle irtibatı kesmek istemediğini, üstüne tanışıp konuşmak istediğini söyledi. İnanmadım. Bi klasik şeyi gerçekleştirip telefon numaramı istedi. İlk tanıştığım insana telefon numaramı verecek değildim. Vermedim bende. Madem öyle ben vereyim yaz bana o halde. Neyse yazdı telefonunu ama biliyorum ben kendimi o numarayı bile kaydetmem. Velhasılkelam ben ne olduysa numarasını kaydettim; Bay N diye Sjjdkdkd Konuşma bitti orda. Sildim hesabımı.

Aradan 1 ay falan geçti. O zamanlar da üniversiteye yeni başladım. Yurdumun çardağında oturmuşum hava günlük güneşlik. Hiçbir dert tasa kalmamış sanki. Öyle bi umursamazlık. Bi' bizim kızları arayayım dedim ve aldım telefonumu elime. Sevde aranıyor... dıt dıt dıııt... Yeliz aranıyor... dıt dıt dıııt... Büşra, Esra, Merve aranıyor... yine dıt dıt dıııt... Ulan hepiniz mi meşgul olursunuz diye bi triplendim orda mükemmel bi havadayken. Hani hiçbir sorunum yok ya sıkıntım yok ya başıma bela açmak için yine yaptım yapacağımı ve 1 ay önce kaydettiğim o numara geldi aklıma. Düşündüm düşündüm ve gizliden aramaya karar verdim. Hajsjdjdkkdld ( Biliyorum ağır ergenmişim) Neyse aradım ben bu şahsiyeti ve açmadı :O Akşama siteyi açayım dedim belki yazar diye ve yazdı da. Arayan sen miydin diye. Ben de evet bendim dedim ve saklamadım. Neden gizliden aradığımı sordu. Bende henüz tanımadığımı söyleyerek kapattım konuyu. O da fazla önemsemedi ve biz böyle böyle konuşmaya başladık. Her gün gizliden konuşuyor, akşam saat 23.30 olunca da netten konuşuyorduk. Böyle 3 hafta geçti. Artık o da bana ulaşmak istediğini, aramak istediğini söyledi. Alışmıştım ona. Her gün aynı saatte konuşmak, birşeyler paylaşmak, derdini anlatmak, ya da onu dinlemek alışkanlık yapmıştı bende ve bu sefer onu normalden aradım. Şapşal sevinçten köpekten girip balinadan çıkmıştı. Ne o anlamıştı anlattığını ne de ben. Onda en sevdiğim şey olaylara düz bakmamasıydı. Her zaman bi yorumu bi düşüncesi vardı ve bunu o kadar güzel şekilde dile getirirdi ki onu dinlerken kitap okurmuş gibi hissederdim. Huzurlu ve sessiz. Kelime oyunuyla aşık etmişti sanırım kendine :D Her gün o saati bekler olmuştum. Gözüm hep telefonda. Ne zaman arar da sesini duyarım diye bekliyorum sürekli. Ama size şunu da söylemeliyim ki ben bu zamanlarda o adamın sadece adı ve yaşını biliyordum. Benden 8 yaş büyük olması gözümde 2 yaş gibi gözüküyordu. Onu kimselere anlatamıyordum. Neden bilmiyorum. Bu adam benim fotoğrafımı görmüştü ama ben onu hala görmemiştim. Bu artık aramızda sorun olmaya başlamıştı. O da haklı olduğumu biliyordu ama bir türlü kendini göstermek istemiyordu. Onu beğenmeyeceğimden ya da istemeyeceğimden korktuğunu düşünmeye başlamıştım ama bu çok salakça bir düşünceydi. Kendimi üstün görmüş gibi hissettim ve bu düşüncenin üstünü kara bir toprakla kapattım. Bu sorun aramızda bir yıkım oldu ve onunla artık konuşmak istemediğimi söyledim. Güven vermediğini, konuşmamızın saçma bi yere gittiğini düşündüm. Oysaki ne aptallık sanal işte adı üstünde ne bekliyorsun anasını satayım. Başta itiraz etti konuşmaya devam etmek istediğini söyledi. Kendinden emin olduğu bi zamanda fotoğrafını atacağını söyledi. İnanmadım ve bitirdim. Sanki dünya başıma yıkıldı bak bak. Lan salak görmediğin bi adama nasıl bağlanabilirsin böyle sen diye sürekli kendime kızdım. Tabi benden bekleneceği gibi yine yazdım bu şahısa. 4-5 kere tekrarlandı bu olay ve hala görmeden konuşuyorum. ( gülüyorum amk) Gittikçe bağlandım ben bu adama. Görmeden, dokunmadan sadece sesine, kelimelerine, bana karşı hissettirdikleri şeye tutunarak konuştum onunla. Aradan tam 6 ay geçti. Aşık oldum net. ( Mallıkta zirvedeyim susun.)

Bölümümü hiçbir zaman sevmemiştim ve değiştirmek senenin başından beri aklımda vardı. Tekrar sınava girmiştim ve istediğim bölümü de yazmıştım. Tabii ki o şahsiyetin bulunduğu şehire :O Ona bundan hiç bahsetmemiştim. Tercihler bir açıklandı ki hem istediğim şehir hem de bölümüm tutmuş. Sevinsem mi üzülsem mi bilemedim o an. Çünkü şu an bulunduğum şehirde mükemmel arkadaşlıklar edinmiştim ve onları hiçe sayıp hiç görmediğim bi adama tutulmuş onun peşinden gitmek için çabalamıştım.

Akşam aradı beni. Ona şok olacağı bişey söyleyeceğimi söyledim. Ben İstanbul'a geliyorum. Okumaya. Dedim. Her noktada yutkundum. Artık aramızda mesafe de kalmayacaktı. Onu görmemem için bi neden yoktu. Ama o bu duruma hiç sevinmedi. Üstelik gelme bile dedi bu herif. Sözde benim iyiliğimi düşündüğünü, İstanbul'un benim için zor olacağını, şu an kaldığım şehrin daha iyi olduğunu vs. söyledi. Kendimi o an ciddi ciddi mal gibi hissettim.( biliyorum okuyucular sizde öyle sjjddkkf) Bende benim için neyin iyi olacağına ben karar veririm diyerek konuyu kapattım.

Her aramasında ciddi misin? Cidden gelecek misin? soruları dışında pek bişey konuşmaz olmuştuk. Ve 6 ay boyunca bana fotoğrafını atmayan o adam bir gün ansızın bana fotoğrafını yolladı. İnanın size o anki duygularımı ifade edemem. Sanki kafamda bi adam yaratmıştım ve onu da o kefeye koymuştum. Ama şimdi somut bi profil karşımda olacaktı. 6 aydan sonra.

Fotoğrafı açtım. Yakınlaştırdım. Her karesini. İnceledim, inceledim, inceledim. Bunca zaman bu adamla mı konuşmuşum? O sesine tutunduğum adam bu muymuş?

Hiçbir şey umrumda olmadı. Hala onu sevmeye devam ettim. Benden büyük görünsün ya da görünmesin umrumda değildi. Aynı dediğim gibi aşkın gözü körmüş.

İstanbul defterimi tutmuş ve kafasına göre benim, bizim hakkımızda bişeylere karar vermişti. Ona kızamıyordum ama içimde tarif edemediğim bir korku bir endişe vardı. İlk defa birisini kaybetmekten korkuyordum sanırım.

Günler böyle geçiyordu. Arada umursamaz , kafasına takmayan biri haline dönüşüyordu ve bu beni korkutur olmuştu. Önemsememeye çalıştım. Okulların açılmasına daha 2 ay vardı ve bu 2 ayın sonunda onu görecektim. Kuzguncuk sahili. İlk buluşma noktamız olacaktı. O kararlaştırmıştı. Seni bir deniz kenarında görmek isterim ilk demişti. ( ne kadar tatlııığ derdim o zamanlar ıyk jsjdkdkf) Neyse. Bu 2 ay içinde mesajlarıma geç cevap verir, bazı günler aramaz, ya da soğuk konuşur olmuştu. Böyle olmasına anlam veremiyordum ve anneme anlatmaya karar verdim. İlk defa anneme birini anlatacaktım. Şimdi iyi ki de anlatmışım diyorum. Anneme uzun uzadıya anlattım. Hiç iyi şeyler hissetmediğini söyledi. Hani anne hisleri derler ya. Bende kendimi bi kötü hissettim. Fotoğrafını gösterdim. Benden oldukça büyük durduğunu hatta evli bile olacağını söyledi. Oysaki evli olacağı aklımın ucundan dahi geçmemişti. Bir iki gün sonra annem durduk yerde bir daha o adamla görüşme, konuşma kızım. Ben o adam hakkında hiç iyi şeyler hissetmedim dedi. Anneler bu hayattaki en değerli varlıklarımızdır. Benim için de öyle. Bunca zaman kaybetmekten korktuğum adamı İstanbul'a gitmeme bir hafta kala üstelik bişey söylemeden bıraktım. (Doğum gününde)

Her gün kısa kısa şeyler yazdı. Neler oluyor? Durumlar nedir? İyi misin? Vs. Yazmadığı günler de aradı. Bu tam 1 hafta sürdü ve bıraktı.

Bir hafta sonra İstanbul'a geldim. Yurduma yerleştim. Nasıl duygular içinde olduğumu kestiremiyordum. Üzgün? Özlemiş? Yorgun? Hala aşık? Bilmiyordum. Günlerimi okula, derslere ve yeni arkadaşlarıma alışarak geçirdim. Aradan 2 ay geçti ve vize haftam. Önümde fizyoloji kitabı açık, kulağımda kulaklık. Birden bi mesaj sesi. Kayıtlı numara değil. Ama sonu tanıdık. Hatta çok tanıdık. Tek bir kelime. Neden?

Nasıl oldu neler oldu anlamadan kendimi ağlarken buldum. Ona mı yoksa kendime mi ağladığımı bilmeden. Hissettirdiği duygular bi anda aksetti ve o an onu deli gibi özlediğimi anladım. Ama yine eskisi gibi yapamazdım. 1 saat sonra uzun bir mesajla kendimi açıkladım. Bahaneler ürettiğimi söyledi. Sevmiştim ulan ben seni dedi. ' Sevmiştim' . Aylardır duymak için deli olduğum o kelimeyi neden şimdi söylemişti ki. Neden ben vazgeçmişken söylemişti. O gece hiç olmadığı kadar ağladım. İnanmamalıydım belki de ona.

Aradan bir hafta geçti ama aklımda hala o var. İçimdekileri kusmazsam deliricem. Aradım bi anda. Açmadı. Aradan 2-3 saat geçti hala cevap yok. Mesaj attım konuşmamız lazım diye. Noldu? müsait değilim, dedi. Bende söyleyeceklerim olduğunu söyledim. O da söyleyeceklerini söylemedin mi zaten, dedi. Henüz söyleyemediklerim var dedim. Canın sağolsun dedi amk. Bir hafta önce sevmiştim seni diyen adam canın sağolsun dedi. O an tamamen bittiğini anladım. Sanaldan konuştuğum birine körü körüne bağlanmıştım ve sevmiştim. Hayatımda hiç olmadığım kadar ağladım o gece. (Malım evet)

Ama gelin görün ki dünya küçük yer. 2 gün sonra hava buz gibi eserken, aramızda sadece 10 adım var. Karşımdaki o evet. Gür siyah saçlar. Beyaz ten. Aynı bakış biliyorum. Gördü beni o da. Denizin karşısındayız. Tam istediği gibi. Oysa ki nasıl hayal etmiştim onu ilk göreceğim anı. Şimdi ise gerçek bir yabancıydı.

Kafasını kaldırdı. Gökyüzüne baktı. Sonra arkasına çevirdi başını önce. Ardından bedenini. Ve geldiği yoldan geri gitti. Değişik. Çok değişik bir andı. Hayatımda belki de bir kez yaşayacağım bir andı. İstanbul'da o kadar milyon insan varken ben bu adamı tam 4 kere gördüm. Ve 2. Görüşümden sonra anneme iyi ki dedim. Hislerinde yine yanılmamıştı. Benim onca ay konuştuğum, sevdiğim adam evliydi. Zaten sonra kendime kızdım. Ama yine de pişman olmadım. Çünkü hayatta ne yaşarsak yaşayalım bize birşey katıyorsa eğer pişman olmak aptallıktır.

Yine de siz siz olun sanal alemden birine bağlanmayın kardeşler kskdkdlflfl bkz: şekil a :D