DIĞER

Mantıksızlık konusunda arşa değen şey: Askerde devrecilik

Tuco
Yazar
Tuco

Daha önceki bir yazımda askerliğe dair atlet yırtma geleneğine değinmiştim.

Şimdi askerlik yapanların çok iyi bildiği, yapmayanların da en azından kulaktan dolma bilgi sahibi olduğu ‘devrecilik’ konusuna değineceğim. Tabii yine mizahi bir şekilde ele alarak. Çünkü askere gidip geldiğim için eleştirmenin bir işe yaramayacağını biliyorum.

Devrecilikle ilgili birkaç tane farklı anım var. İlki birçok askerin başına gelmiştir eminim.

Mantıksızlık konusunda arşa değen şey: Askerde devrecilik

Fotoğraf: http://www.emirhanbulbul.com/wp-content/uploads/2016/05/asker.jpg

Usta birliğinin ilk günlerindeyim. Küçük bir bölük olduğu için bizimkisi yemekhane, kütüphane, televizyon izleme yeri hepsi bir arada. Kütüphanedeki kitaplara biraz göz gezdirdikten sonra televizyona bakayım dedim. O an kimse olmadığı için hemen televizyonun önüne oturdum ben de. Birileri olsaydı şafağımı bilip arkalara doğru otururdum zaten.

5 dakika sonra en üst devrelerden biri gelip ‘Orası benim yerim kalk’ dedi. Bütün sandalyeler boş olmasına rağmen benim kuru götümün altındaki tek ayağı kısa olduğu için sallanıp duran dandik sandalyeye göz dikmişti. Bir umut belki geri vites yapar diye ‘Buraya mı oturacaksın?’ diye sordum. ‘Evet, kalk’ dedi tekrar.

Çaresiz kalktım ben de ama içimden nasıl küfür saydırıyorum. Orada daha bir haftam bile dolmamıştı, kavga çıkarsam bitmezdi o askerlik. Askerliğin bitme olayını da geçtim, herif 1,90 boyundaydı. Olası bir kavgada dayak yeme oranım 1.05’ti. Bu elemanın da ciddi anlamda arıza olduğunu duymuştum. Kendi devreleri bile korkuyordu bu adamdan. Neyse oğlum sakin ol diyerek kitapların olduğu bölüme gittim yeniden. Orada bir şeylere göz atıyordum ki adam 3-4 dakika sonra televizyonu kapatıp gitti. Yani izleyeceğinden değil, sırf beni kaldırmak için gelmişti oraya.

Tertiplerimin yanına gittim. Canımın sıkkın olduğunu fark edip noldu falan diye sordular. Anlattım ben de durumu. Bizim tertiplerden Orkun diye bir arkadaş vardı, sivil hayatta kick boks yapıyordu. Vurdu mu yıkardı bir adamı yani. Olaya en çok tepki veren de o oldu. “Dostum niye kalkıyorsun ya? Niye söylemiyosun bize. Yemin ederim çok sinirlendim. Nerede o gidip haddini bildirelim” gibisinden atarlar yaptı. “Yok abi uğraşmaya değmez.” falan dedim ben de. Gerçekten de değmezdi. Şimdi bu yazıyı yazarken gülerek hatırlıyorum çünkü.

İşin komik tarafı 2 gün sonra aynı kişi bu sefer Orkun’u televizyonun önünden kaldırdı djskdlsfdf. Özetle boksör de olsan, güreşçi de olsan askerde yeniysen televizyonu ön sıralardan pek izleyemiyorsun. Kumandaya zaten şanslıysan 1 ay sonra anca dokunabiliyorsun.

Ama ben üst devre olduktan sonra kimseyi televizyonun başından kaldırmadım. Görev başı olduğumda sorumluluklarımı yerine getirdiğim için bazı askerlerden küfür yemiş olabilirim. Ama asla kendi keyfim için kimseyi küçük düşürmedim. Askerlik biteli uzun zaman geçti. Hala ne zaman bir yerde televizyon izleyen birini görsem önünden bile geçmem.

Bir başka anım ise şöyle;

Mesai bittikten sonra boş vakitlerde futbol maçı yapıyorduk. Tabii biz üst devrelerin gözünün içine bakıyoruz oynayabilmek için. Sanki adamlar Fatih Terim başımıza, forma şansı bekliyoruz. O gün yeteri kadar üst devre yoksa biz de kendimize kadroda yer bulabiliyorduk. Ama orada oynanan şeyin futbol olduğunu kanıtlayan tek şey toptu. Onun dışında hiçbir şeyin futbolla alakası yoktu.

Mantıksızlık konusunda arşa değen şey: Askerde devrecilik

Sahaya diziliş şeklimiz bile devremize göreydi. En üst devreler forvette oynuyordu. Onların bir alt devresi orta saha. Biz alt devreler defans. Devre kaybı kaleci. Oradaki futbol anlayışı aynı bu şekildeydi. Sen hızlıymışsın, sen teknikmişsin falan bakmazlardı bunlara.

Bize zaten pas atılmazdı. Biz Atiba Hutchinson gibi çaldığımız topları servis ederdik. Farklı takımdan örnek olacak ama onlarsa Emenike gibi çalıma girip, pas atma imkanı varken dağa taşa şutlar çekip topu öldürürdü ileride. Sonra biz tekrar top kapmak için koşardık. En son bana faul yapıp faul kullanan bir üst devre görünce askerde futbol oynamayı bıraktım. Fenerbahçe beni futbola bu kadar küstürmemişti.

Havalar biraz ısınınca daha az efor gerektirdiği için voleybol oynamaya başladık ama devrecilik her yerdeydi. Adam liseye giderken okul takımında voleybol oynamış. Hakikaten de birçoğumuzdan güzel oynuyordu. Ama o alt devre. O kötü. Servis kullanılırken yemin ediyorum şu cümleleri duydu bu kulaklar ya. “Sen dur, topa ben vuracam. Senin şafağın çoktur” Takımda prof oyuncu varken servisleri memleketinde kamyona karpuz atan adam kullanıyordu. Olmaz olsun böyle spor.

Son bir şeyden daha bahsedeyim de susayım artık.

Bizim bölük hudutta olduğu için nöbet kulübeleri de bölüğün dışındaydı. Bölük dışına çıkmak demek bir nevi sivil hayatın içine girmek demek. Nöbet değişimi sırasında 8 asker Land Rover’ın arkasına biner ve askerler ikişer ikişer nöbet kulübelerine bırakılırdı. Üst devreler sadece arka tarafı açık olan cipin en arkasına binip dışarıyı izleyebilirdi. Biz alt devreler ise anca birbirimizin suratına bakardık nöbete giderken.

Bunlar gülüp geçilecek şeyler. Ama daha ciddi konularda da var devrecilik sorunu. Bir gün yemekhanede üst devrelere çok yemek dağıtıldığı için bize çok az yemek kalınca durumu hemen komutana şikayet ettik ve sorumlular cezasını çekti. Askere gidecek olanlara tavsiyem, birçok şeye gülüp geçin. Ama hakkınızı yedirmeyin.