HIKAYE

Ramazan'da dayağın beşiği Erzurum'dan sağlam dönüp barda erasmuslu dayağı yedim

Tuco
Yazar
Tuco
Ramazan'da dayağın beşiği Erzurum'dan sağlam dönüp barda erasmuslu dayağı yedim

Olay birkaç sene önce cereyan etmişti. Herkesin büyük bir merakla sorduğu o eski Ramazanlar kadar eski olmasa da pek yeni bir olay da sayılmaz.

Kısa bir Artvin tatilinden sonra İstanbul’a dönmek üzere Erzurum’a gelmiştim. Artvin’de havalimanı olmadığı için Erzurum üzerinden geçeceğim. 2012 Ramazan’ının da son günleri.

Ben inancı olan bir insanım. 5 vakit namaz kılmasam da işte bayramdan bayrama, Ramazan’dan Ramazan’a, cumadan cumaya müslümanımdır. Ramazan ayı boyunca ağzıma alkol sürmem ama ramazan biter bitmez soluğu meyhanede ya da barda alıp 1 aylık alkol tüketirim. O tiplerdenim işte.

Ama benim içim temiz yani.

Neyse... Şimdi 1000 küsür km yol uçacağım, seferi sayılırım yani. Zaten Ağustos ayındayız, o gün de hava sıcak falan tutmadım oruç. Bir de Erzurum’a gidip de cağ kebap yemeden dönmek olur mu, olmaz. O gün kahvaltı bile yapmadım düşünün cağ kebap yiyeceğim diye. En az 15 şiş yerim öyle gözüm dönmüş.

Şehir merkezinde bir yerde indim otobüsten. Ama benim tipimi bir görün. Beyaz ayakkabı, kısa bi kot şort, üzerinde fosforlu yazılar olan beyaz tişört, turuncu aynalı güneş gözlüğü, sırtımda çanta... Erzurum gardaş orası. Sen neyin kafasındasın?

İşte ben o kılıkla sokaklarda turist gibi gezip açık lokanta arıyorum. Tipimle bile zaten Erzurum esnafının dikkatini çekmişim. Adamlar susuzluğun etkisiyle çöl kertenkelesi gibi vücutlarını iftara kadar düşük güç moduna almış hareketsiz otururken ben baharın habercisi kuşlar gibi cıvıl cıvılım ve kebapçı arıyorum.

Sora sora Bağdat bulunur demişler. Biraz yürüdükten sonra hiç tanımadığım bir dayıya sırf kebapçıya benziyor diye usulca sokulup ‘merhaba’ dedim. ‘Aleyküm selam’ olarak karşılık aldım.

-Buralarda hiç kebapçı var mı?

-Tövbe estağfurullah!

İmayı anlamadan yoluma devam ettim. Bende de öyle bir özellik vardır. Bana bir şeyi ima etmeyeceksin aga direkt söyleyeceksin. İmalardan anlamam. Kütüğe bir şey ima et bana etme. Kızın biri ‘Üşüdüm’ dese sarılacağım yere ‘Ben de’ derim. Burası çok sıcak oldu deyip gömleğini çıkarsa gider kombiyi kısarım öyle malım yani. Yaa hoşlandığım kız, çocukluk aşkım bana 6 ay boyunca imalarda bulunmuş da anlamamışım. En son kızcağız dayanamadı da açıldı öyle sevgili olduk. Bunu da sevgili olduktan sonra öğrendim. Atsam demek ki.

İşte dayının tepkisini anlamadan yoluma devam ederken sıcağın etkisiyle boğazım kurudu. Kimseciklerin olmadığı bir yerde çantamdan su şişesini çıkarıp şöyle lıkır lıkır içmeye başladım. Ama bir iyi geldi ki anlatamam. Suyun boğazımdan mideme akışını hissedebiliyordum adeta. Resmen su aktı yolunu buldu. Damlaya damlaya göl oldu midem. CENNET BE KARDEŞİM!

Az kalsın içtiğim son su oluyormuş haberim yok ama.

Dedim ya zaten kılık kıyafetimle Erzurum esnafının dikkatini çekmişim diye. Elimde suyu gören adamın biri üstüme yürümeye başladı KAFİR diye. Onu gören 2 3 kişi daha geldi. Yumurta göte dayanınca benim aklıma dank etti ve o an temiz bir dayak yiyeceğimi anladım. Hemen elimdeki şişeyi yere attım ve turist taklidi yapmaya başladım. NO NO NO I AM SPANİSH I AM NOT TURKİSH I AM ERASMUS STUDENT falan aklıma gelen ilk şeyleri söyledim. Ulan adam ne bilecek erasmusu.

Sonra içlerinden biraz daha duyarlı olan birisi bırakın gitsin zaten gavurmuş dedi. Beni ‘de get’ diyerek itelediler. Ben de gettim koşa koşa.

Nasıl üç buçuk attıysam uçağın tekerleri İstanbul topraklarına değince derin bir oh çekebildim anca. Üstelik karnım da hala açtı. Güne cağ kebap hayaliyle başlamıştım ama o an ne bulduysam onu yiyecektim. Hayaller cağ kebap, hayatlar tavuk döner oldu maalesef. Ama olası bir dayaktan sonra pipetle besleniyor da olabilirdim. Buna da şükür. Ucuz yırtmıştım ve temiz bir dayaktan kurtulmuştum. Ki zaten asla kavgacı bir insan olmadığımdan dayak yeme riski taşıyan her şeyden hep uzak durmuşumdur. O yaşıma kadar da tek bir yumruk yemişliğim yok. O yaştan sonra da istemezdim yemek.

Neysee. Ben İstanbul’a geldim, Ramazan bitti, aradan 5 6 gün geçti falan. Bu olayı da unuttum gitti. Bizim çocuklarla Taksim’e gittik biz. Taksim de o zamanlar hala canlı. Bir tane barda takılıyoruz. Öyle kızlı erkekli 6 kişiyiz. Ulaş da var. Ulaş’ın olması şu açıdan dikkat çekici. Ben bu adamla ne zaman bir ortama girsem bir olay çıkıyo. Ya küfür yiyorum, ya mekandan atılıyoruz, illa bir bok oluyor yani.

Aradan geçti birkaç saat kadar. Hepimizin kafalar güzel olmaya başladı. Ama Ulaş’ın daha güzel. O gün de erasmus öğrencileri olduğunu tahmin ettiğim bir grubun orada partisi mi bir şeyi var. Kalabalık güzel bir gruplar, güzel güzel eğleniyor insanlar. Bi baktım bizim Ulaş kendisinden 20 cm uzun birine diklenmiş faking making bi şeyler diyor. Hemen duruma müdahele ettim Ulaş’ı geri çektim, elemanı sorry diyip ittim falan. (Eleman iri ya, belki gitmez bizim kızlara rezil olmayayım diye biraz sert itmiş olabilirim) Ayrıldılar.

Ben malımı bilirim. Konuyu bilmiyorum ama bir yerde bir tartışma varsa haksız olan taraf kesin Ulaş’tır. Ama haksız diye de arkadaşımızı kurda kuşa yem etmeyiz. Biz de boş adam değiliz.

Zaten olay da yatıştı ki kavga çıksın asla istemem. Şimdi kavga iki ihtimalli bir eylemdir. Ya dayak yersin, ya da daha çok dayak yersin. Ama kesin yersin yani bir iki yumruk. Kimse kusura bakmasın ben de 20’li yaşlardan sonra gözüm şiş gezmek istemem yani. Gerekirse tatlı dille olayı çözerim. Ben apartman çocuğuyum abi.

Olay yatıştıktan sonra ben bi hava almaya çıktım, bir de sigara yakayım dedim. Bizim erasmusçular da orada ama görmezden geldim. Medeni insanlar olarak olayı çözdük ne de olsa. Yaktım sigaramı. Şöyle bir iki fırt çektim. Sonrasında yandan bana gelen yumrukla neye uğradığımı şaşırdım. O an slowmation gördüğüm şey ağzımdaki sigaranın stres çarkı gibi döne döne uçması oldu. Ne olduğunu anlayamadan 3 kişi çullandı üstüme. Adamlar Ulaş yerine bana bilenmiş. İki beyaz bir zenci beni nasıl dövüyolar Taksim'in ortasında. Alman'ı var, Amerikan'ı var, Afrikalı'sı var. Sahneye bak Brazzers yapımı gibi. 

Ben kafamı yüzümü korumaya aldım ama bir yandan da dil döküyorum. NO NO NO I AM SPANİSH I AM NOT TURKİSH I AM ERASMUS STUDENT hfjgfdgfdg. Allahsız adamlar dinliyor mu hiç ben yerdeyim tekme yumruk sallıyorlar hala. Baktım durmuyolar s.kerim dedim bu sefer Ulaş’la Cüneyt’e sesimi duyurmaya çalışıyorum. Ulaaaaşş! Cücüüüüüü! Bizim beyler içerde kızlarla beraber keyif yapıyor aq. Öyle birkaç tekme yumruktan sonra heveslerini almış olacaklar ki bırakıp gittiler. Zaten 60 kilo bir şeyim dövmekten de pek zevk almamışlardır. 

Bizim Ulaş’la Cücü efendi de anca olay durulduktan sonra gelebildi. Kanka diyo noldu. Ebenin ... oldu dedim. Mevzuyu Ulaş çıkardı dayağı ben yedim amk. Dedim seninle dışarı çıkanı s.ksinler bi daha.

Haksız yere sopa yediğime mi yanayım, okyanusu geçip derede boğulduğuma mı, ilk dayağımı zenciden yememe mi! Hayır Ramazan’da Erzurum’dan dayak yemeden dönüp erasmusçulardan dayak yemek nasıl bir kısmetsizliktir ya... Kimse beğenmez Erzurumluları ama adamlar yine insaflı çıkmışlardı. Bu batının ahlaksızları eşek sudan gelinceye kadar dövdü beni. Yemin ediyorum Amerikan conisinden yiyeceğime Erzurum dadaşından dayak yeseydim bu kadar koymazdı.

Sonuç olarak evin yıkılsın Ulaş! Duş alırken suların kesilsin inşallah! Allah belanı versin Ulaş!

Not: Ulaş’la hala görüşüyorum.