HIKAYE

Size çay sevdası uğruna askerliğini uzatan arkadaşımı anlatayım

Tuco
Yazar
Tuco

‘Ulan sen de amma askerlik anısı anlattın’ diyeceksiniz belki ama askerlik anıları gerçekten bitmiyormuş ya. Çocukken dayım falan anlatınca ben de aynı böyle düşünüyordum. Ama madem ben bu askerliği yaptım, 6 ay gurbet ellerde yaşadım bunları anlatıcam kimse kusura bakmasın.

Çay uğruna askerliğini uzatan bu adam Rizeli. Doğma büyüme Rizeli hem de Ankara’da İstanbul’da falan yaşamıyor. Adına da İbrahim diyelim hadi.

Size çay sevdası uğruna askerliğini uzatan arkadaşımı anlatayım

Tamam hepimiz çayı severiz ama bu adam tiryakisiydi. Biz diğer askerler, askere giderken çantamıza çamaşır çorap falan koymuşuz normal bir şekilde. Buysa çay getirmiş memleketinden askerde güzel çay bulamam diye. Buna laf edemem gerçi az içmedik o çaydan sağ olsun :) Hababam Sınıfı’nda İnek Şaban’ın tereyağını patlattıkları gibi biz de bu arkadaşın çayını patlatırdık zaman zaman. 

Bu arkadaşın askerliğinin uzamasına çay neden oldu ama çay, bardağı taşıran son damlaydı. Ondan önce de vukuatları vardı yani. Yoksa hiçbir komutan böyle sudan bir sebepten hiçbir askerin askerliğini yakmaz.

Bu arada öyle boş beleş bir adam da değildir ha İbrahim. Sinema mezunu, film yelpazesi inanılmaz geniş, genel kültürü yüksek bir adamdı. Orada genelde seviyesiz muhabbet dönerdi ortamlarda ama İbrahim yeri geldiğinde entelektüel sohbetin de kralını yapardı. İşte tek kötü yanı çok konuşması ve çaya karşı olan aşırı düşkünlüğüydü.

Çaya sonra gelirim. Çok konuşuyordu İbrahim ve komutanlar çok konuşan adamı net sevmez. Komutan bir şey mi istedi, EMRET KOMUTANIM deyip yapacaksın çok şeeetmeye gerek yok. İbrahim fikir sunardı komutana ‘Komutanım şöyle böyle yapsak daha iyi olmaz mı?’ diye fhjfgd.

Mesela malzeme deposunda sayım yapılacak. Aslında sayı falan belli de sırf biz boş kalmayalım diye komutanlar tekrar saydırıyor. Mantık falan zaten yok anlayacağınız. Biz de boynumuz kıldan ince sayıyoruz ama bir tek İbrahim ses çıkarıyor. ‘Komutanım son sayım listesine bakarsak daha kolay sayabiliriz’ diyor. Aslında çok mantıklı ama komutanlar konuşan adam sevmiyor bu kadar basit.

Başka bir gün eğitimdeyiz. İşte ‘Arazide intikal halindeyken bombalı veya silahlı saldırıya uğrarsak kendimizi nasıl yere atacağız’ temalı bir eğitim. Bunun bir taktiği varmış evet hurra yere atlamıyormuşuz. Komutan da bize onu gösteriyor ilk başta şu adımınızı atacaksınız atlarken silahı şu pozisyonda tutacaksınız vs vs. Oysa ki bombalı saldırıdasın amk bunu mu hesap edeceksin bulduğun ilk deliğe atacaksın kendini bodoslama. Ama bunu orada bir tek İbrahim dile getirip yine komutanın kafasını attırdı.

Anlayacağınız daha askerliğin ilk birkaç haftasında tüm komutanlar İbrahim’e bilenmişti. Sakata gelecekti İbrahim belli.

Gelelim şimdi çay meselesine. Adam çay içmeyi seviyor aga yapacak bir şey yok. Bölüğe memleketinden getirdiği paket paket çayı gizlice sokmuş adam bu. Çay içmek uğruna türlü türlü riskleri göze almış koca yürekli bir Rizeli.

Askeriyede her şey çok ucuzdur bilen bilir. Benim zamanımda su, çay falan 25 kuruştu. Bu gibi yerlerde HERKESE BENDEN ÇAY diye ahkam kesmek kolaydır. Ama İbrahim içmezdi bile o çayı. Sen Rizeli çay tiryakisi bir adamı sallama çayla mı kandıracaksın yapma Allah aşkına. İbrahim, akşamları çay demlerdi orada ve herkese dağıtırdı ücretsiz. Demleme çay içmek komutanların da işine geldiği için pek ses çıkarmazlardı buna.

Özetle böyle bir adam işte İbrahim. Samimi, kültürlü, orijinal... Peki askerliğini nasıl uzattı geleyim ona.

Normalde nöbete giderken yanına yiyecek, içecek, sigara falan alamazsın. Yasaktır. Ama bizim bölükte mevcut az olduğu için biz ayda bir anca çarşıya çıkabilirdik. Bunun eksikliğini gidermek için de komutanlar bazı konularda bizlere müsamaha gösterirlerdi. Bokunu çıkarmamak kaydıyla askerde yapılması yasak olan birçok şeyi yapabilirdik biz yani. Nöbette çay-sigara yapabilir, kitap okuyabilirdik anlayacağınız. Bunu tabii ki komutanların gözü önünde yapmazdık ama en azından nöbete giderken üstümüz başımız aranmazdı. Neyse.

Tabii hudut bölüğü olduğumuz için bizim nöbet kulübeleri bölüğün dışında olurdu. Yani en fazla su, meyve suyu falan içebilirdik nöbette. Ama İbrahim’in iki tane termosu vardı. Tedbirli adamdı İbrahim. Çayını demler öyle giderdi nöbete. Yanındaki adam çok şanslıysa eğer belki o çaydan bir küçük bardak içebilirdi :D

Askerliğimizin normal işleyişi bu şekildeydi bizim. Biz mutlu, komutanlar mutlu geçinip gidiyorduk.

Ama askerlerin de, komutanların da başının belası bir şey vardır bu dünyada: Denetlemeler. Alay komutanı, tugay komutanından çekinir. Tabur komutanı, alay komutanından çekinir. Bölük komutanı, tabur komutanından çekinir. Böyle böyle bu şey en son bizim gibi erlere girer.

Yine böyle bir denetleme zamanı komutanlar bizi çekti kenara ve dikkatli olmamız konusunda bizleri uyardı. Birkaç gün sıkın dişinizi dedi, sonra yine siz mutlu biz mutlu koy götüne rahvan gitsin takılalım dediler. Mantıklı bulduk biz de ne olacak iki gün biraz daha disiplinli olabilirdik. Nöbetlerde de daha dikkatli olabilirdik ne ki yani. (Olamadık) Bizim İbrahim nöbete çaysız mı gidecek?

Gece 3 buçukta kaldırdım İbrahim’i nöbete hazırlanması için (Sabah 4-8 nöbete gidecekti). Elini yüzünü yıkadı, giyindi. Geldi çay ocağının kapısını zorluyor çay alıcam diye. Çay ocağı da Fatih diye bir arkadaşa zimmetli ama geceleyin anahtarı bana bırakıyor çay may içelim diye. Ama o gece anahtarı almayı unutmuşum Fatih’ten.

İbrahim diyor ki anahtarı istesene. ‘Ulan sabahın 4’ünde anahtar mı istenir manyak mısın’ diyorum. ‘Yaa biz 4 saat napıcaz çaysız’ diyor Rize şivesiyle. Öyle de şive yapıyor ki pezevenk kıyamıyosun da. Ama vallahi anahtar yok olsa komutanlara rağmen vericem anahtarı alsın şu çayı da kurtulayım diye. Ama yok. Kafaya taktı adam gidip Fatih’ten anahtarı isticem diyor başka bir şey demiyor. Fatih de ters adam o saatte böyle boktan bir sebepten uyandırılırsa arıza çıkarır biliyorum. Net kavga çıkar yani. Dur diyorum İbrahim’e yapma etme. 4 saat idare ediver çaysız Ramazan’da napıyosun diyorum. Tutmuyorum diyor :D

Neyse ben bir şekilde ikna ettim bunu çaysız nöbete gidecek. O sırada gittim diğer askerleri hazırladım nöbete ve komutana haber verdim araba hazır diye. Nöbet değişimini yapıp geldik ki ne göreyim çay ocağının camı açık.

Meğer sen İbrahim beni atlattıktan sonra bir şekilde zorlayıp aç camı. Ufacık camdan içeri gir. İki termos çayını al ve çık. Sonra da camı kapatmayı unut. Ulan İbrahim.

Ama Allah’ın sopası yok işte. O gün nöbet kulübelerine denetleme oluyor ve bizim İbrahim enseleniyor. Ama öyle böyle enselenmek değil. Nöbet kulübesinde bir elinde çay, diğer elinde sigara. Ayağını başka bir sandalyeye uzatmış. Önünde bulmaca var çözdüğü. Masada iki devasa termos daha var içi çay dolu. İbrahim tam olarak bu şekilde yakalanıyor binbaşıya.

Bir de koskoca binbaşıya ‘Komutanım napalım yea nöbet çaysız geçmiyor’ diye savunma yapıyor yine kendine has şivesiyle. Ben olsam sırf şivesinden dolayı olaya göz yumardım ama binbaşı yummamış tabii.

Böyle binbaşı gibi aşırı yıldızlı komutanlar askerle muhatap olmaz bile. Gider bölük komutanının ağzına sıçar. Sıçmış da nitekim. Bizim bölük komutanı da gelip İbrahim’in ağzına sıçtı ve sen çok oldun diyerek 2 gün uzattı askerliğini.

2 gün deyip geçmeyin askerlik söz konusuysa çok uzun bir süredir. Askerdeyken yakın bir arkadaşım olan Uğur, izin kullandığı için benden 3 gün sonra terhis olmuştu mesela. 3 gün ne ulan diyeceksiniz belki ama ben giderken yüksek sesle ağlamıştı eleman. 1 saat bile önemli askerde.

Ama çay sevdası yüzünden askerliğini uzatan İbrahim bununla ilgili ‘Kesinlikle değdi’ demişti. 

Ne diyeyim. Adam gibi adamlık örneğidir bu...