HIKAYE

Misaka

unsuzdusunur
Yazar
unsuzdusunur

İlkokul çağlarıydı yine. Misaka topumuz vardı, para toplamıştık da kendi aramızda güç bela almıştık. Erkekler bilir; futbol topu denilince ilk akla gelen 'misaka' toplardır. Ağırdır, serttir. Kolay kolay patlamaz. Her gün top koştursan ona güvenin tamdır, çelik kasa gibi sağlamdır. O topla günlerce top oynardık mahallede. O top, her gece bir arkadaşa misafir olurdu. Çünkü ortak alınmıştı. Takriben 10 günde bir bize de konuk olurdu. Bazamın altına saklardım her çocuk gibi. Balkona koymazdım, maazallah betondan havası inmesin diye. Evet, günlerce hatta aylarca oynadığımız oldu misaka topuyla. Ama bir gün korktuğumuz başımıza gelmişti. Patlamaz dediğimiz misaka topu ömrünü tamamlamıştı. Veysel adında akran bir arkadaşımız halk diliyle "kazmaca" bir vuruş yaparak topu yokuş yola göndermişti. Oradan yuvarlanan top, o esnada geçmekte olan midibüsün altına girdi ve korkunç bir sesle ömrünü tamamladı. Ben dahil herkes Veysel'e kızgındık. Bu arada oyun 9-9 gibi bir skorla çekişmeli geçen bir maçtı. 10'da bitecek, atan kazanacaktı. Çocuktuk, saftık. Veysel'e kızgınlığımız ne kadar sürebilirdi ki. Çok sürmedi, hiçbirşey olmamış gibi davranmaya başladık. Ancak maçı bitirecektik ama nasıl? İlhan'ın aklına dahiyane bir fikir geldi. Kutu kolayı top yapacaktık. Öyle de yaptık. Herkes yerini almaya başladı. Heyecan yeniden başladı. Top yani kutu kola bir o kaleye, bir bu kaleye gidiyor ancak bir türlü istenilen sonuç elde edilemiyordu. Kaleciler de ne yapacağını bilmiyordu aslında. Maazallah kutu kola yüzüne filan gelir diye çekinceli hareket ediyorlardı. Neyse, o top benim ayağıma düştü bu kez. Kimseye pas vermek niyetinde değilim. Kimse de atamıyor bir de ben 'şansımı deneyeyim' istedim. Var gücümle abandım kutuya. Sırf kalecinin tutma şansı azalsın diye. O da ne? O kutu kola yani top, kale yerine başka yöne evrilmeye başladı. Nereye? Alt kat komşunuz Hilmi amcaların evinin açık olan penceresinden içeriye. Evet, o kutu Hilmi Amcaların evine tam isabet etmiş, evin odasına kadar girmişti. Gündüzleri fabrikada çalışan Hilmi amca o gün evdeymiş de gece vardiyasına kalmış, uyandırmıştık uykusundan. O hışımla, ağzına geleni söylemedi desem yalan olur, güzel bir fırçasını yedik. Hepimiz korkusundan kaçışmaya başladık sokak aralarına. Öyle bir korktuk ki İlhan, ben ve Emin, mahallenin cami avlusunda bulmuştuk kendimizi. Ter kan içinde kaldık. Kendimize gelebilmemiz için abdesthaneye girdik, bir güzel elimizi yüzümüzü yıkadık, kana kana suyumuzu içtik. Oturduk dinlendik. Vakit ikindiye yaklaşıyordu. Her şey stabildi. Ta ki o camiye gelene kadar. Evet, tahmin ettiniz. Hilmi Amca, ikindi namazını kılmak için camiye gelmişti. Bizi gördü, yine o aynı yüz. Celalliydi, kaçmak istedik. İlhan ile Emin cami bahçesinin duvarından atlayarak kaçmayı başardı, ama ben... Evet, becerememiştim. Çünkü kiloluydum o zamanlar, hatta arkadaşlarım "domdom" diye çağırırlardı. Hilmi Amca'nın hedefinde bir ben kalmıştım. Zaten o topa vuran da bendim. Çekmeliydim "cezam neyse" dedim. Çok kolay yakalamıştı beni. Siniri geçmemişti, belliydi. İlk önce kulağımı çekti, öyle çekti ki evire çevire. Kıpkırmızı olmuştu kulak memelerim. Hırsını alamadı, sert bir tokatla devam etti. Gözümden yaş gelmeye başlamıştı. "Yapma Hilmi Amca" diyebildim sadece. Bir daha evin önünde oynamamak koşuluyla serbest bıraktı beni. Canım çok yanmıştı ama. Sanki tüm mahalle çocuklarının öcünü alır gibi tokat atmıştı. İlhan ile Emin'i buldum sonra, anladılar. Üzüldüler, ancak yapacak bir şey yoktu. Ağlaya ağlaya eve geçtim. Annem gördü, neden ağladığımı sordu. 'Misaka' topumuz patladı' dedim. Annem de yine yanaklarımdan sıka sıka, öpe öpe teselli vermeye çalıştı. Odama geçtim. Yatağa kıvranıp yine uzun uzun ağlamaya başladım. Dalmışım, sabah kalktığımda komodinimin üzerinde misaka topu gördüm. Evet, babam eve gelirken annem, babamı aramış, durumu anlatmış. Çok ağladığımı filan.. Canım ailem..