HIKAYE

Bir Türkmen, Bir Ben, Bir de Bebek...

windtalker
Author
windtalker

Yine tuhaf bir durum yine ben... Nerede marjinal olay var beni bulur ya, işte onlardan bir tanesi daha şimdi anlatacaklarım... (Bela paratonerliğine devam anasını satayım...)

Sene 2010 kış ayları. İstanbul da yine bir görevden bir göreve koşturmaca içerisinde olan ben. Şimdi yoğunluğu size tezahür edemiyorum ancak öyle rutinden uzak öyle tuhaf görevler alıyoruz ki insanın dengesinin bozulmaması namümkün.

Yani şu şekilde örneklerle açıklarsam yeterli geleceğini düşünüyorum. Bir gün görev oluyor Çırağan Saraylarında falanca ülkenin falanca kişisi gelecek resepsiyonda Gran Tualet takım elbiseli lüks içinde havyar ve şarapla marine edilmiş portakallı pekin ördeği yerken, diğer gün Neron Timlerine yazıyorlar (Araç molotoflama dönemleri) sivil eski püskü kıyafetlerle sokakta fink atıyoruz ayazda elimizde tavuk dönerle. Bir gün görev oluyor Conrad Otel'de falanca kişinin yakın korurma görevi, diğer gün birinin takibi için dilenci oluyoruz...

Yani neydik? Ne olduk? Yarın ne olacağız? Lan noluyoruz amk? Diyebilecek zamanımız bile olmuyor. Neyse hani alıştık ya marjinalliğe şimdi verilen görev bana çok sıradan geldi açıkçası.

Karakola Türkmenistanlı hamile bir bayan getirdiler. Deport işlemleri bitene kadar bir müddet karakolda misafir edeceğiz. Edelim etmesine de bayan hamile ve karnı burnunda. Karakolda onun istirahat edebileceği bir alan yok. Ben sivri, ben çıkıntı, hemen fikir ürettim hıyar gibi.

-Amirim Çocuk Büronun yatakları bile var orada rahat eder. Karakola kolpacısı, bombacısı müptezeli hepsi geliyor. Olmaz yani... (Ulan sanane sen baksana işine.)

Amirin de aklına yatmış olacak ki tamam dedi oraya götürelim sen başında bekle değişimde yanına birisini göndeririz. (İhale yine maça papazını bulan bende kaldı amk.)

Neyse Çocuk Büroya getirdik bayanı o içeride istirahat ediyor. Bende Büroda tek kalmış şefle muhabbet ediyorum. Her zaman ki 'teşkilatın sıkıntıları üzerine muhabbetler. Arada bayana çay filan götürüyorum kendini naçar hissetmesin yardımcı olduğumuzu ve olacağımızı bilsin diye. 

Neyse bu başladı hafiften kıvranmaya sancıları var belli ama öyle büyütülecek gibi değil yani. Doğrulurken biraz acı çekiyor o kadar. (Ben öyle zannediyormuşum abla belli etmemek için ses çıkartmıyormuş.) Birden bir başladı çığlıklara ''Bebek geliyoooor!!!'' filan diye. Şok oldum. Şefe bakıyorum o iptal zaten. Kilitlendi kaldı ben giremem içeri diye. Abi dedim çabuk 112'yi ara gelsinler ben ablanın yanına geçiyorum.

Ablanın altında uzun bir etek vardı onu çıkartmaya çalışıyor. Dedim

-Abla dur gözünü seveyim bak ambulans geliyor yolda azcık sık dişini

Ama nereye sık dişini kadın ciddi ciddi doğum evresinde. Bende aradım 112'yi acil gelmesi lazım kadın doğuruyor diye. Sağolsun telefonun başındaki görevli hemen doktora verdi ne yapmam gerektiğini sayıyor ama ne mümkün onları anlayabilmem zaten şoktayım.

Ben filmlerden gördüğüm kadarıyla sıcak su getirilir ki hala anlayabilmiş değilim sıcak suyun olayı ne? Ağzına bir şey tutturulur ısırsın diye başında beklenir. Doğum adına bildiğim kısıtlı bilgim bu kadar çaresizliğimi düşünün artık. :)

Abla acı içinde bağırıyor. Elini oraya koy bebek geliyor diye ama böyle bir çığlık ve böyle bir panik olamaz yani. Baktım suyu filan gelmeye başladı. O an elimi uzattım su gelirken ıslak bir şey dokundu elime.

-Laaaaayyynnn bebek geliyor oğlum nerede bu ambulans!! Zaten şok etkisi geçmiş değil birde bebeğin tepesine dokununca iyice iptal oldum. Neyse çok geçmeden ambulans geldi hemen aldılar sedyeye filan ama ben şokta ATT'ye söyleyebildiğim tek şey ''Su geldi kafası çıktı, Su geldi kafası çıktı.''

Bende ambulansın arkasına ablanın yanına geçtim. İçeride damar yolu filan açıyorlar ama çığlıklar panik devam yani. ATT dedi çok su kaybetmiş çıkartılamazsa bebek ölebilir. Ben karnına bastıracağım hafifçe sen elini tut çıkarsa bebek düşmesin diye...

Lan arkadaş ben onun şokunu hala yaşıyorum niye tutturuyon bana? Neden ben karnına bastırmıyorum. Zaten vıcık vıcık oldum konuyu bilmediğim halde. Gözlerimi kapattım elimi uzattım ama nasıl dua ediyorum. ''Allahım ne olur elime doğmasın hastaneye yetiştirelim.'' Diye.

Tabi dualarım kabul olmadı. Hastaneye yetişene kadar bebek ambulansta elime doğdu ama benim bildiğim ciyak ciyak ağlaması lazım. Cılız kedi gibi ses çıkartıyor. Benim gözler fal taşı gibi açılmış taş kesilmiş bir halde ellerimdeki bebeğe bakıyorum.

Att bebeği aldı elimden ters çevirdi. Poposuna vuruyor filan. Doğar doğmaz Polisten dayak yemek olmazmış... Aksiyon halinde espri çıkartıyor bana. Bende o mizaha cevap verebilmek ne mümkün vıcık vıcık elimde doğmuş bebek. Panikten osuruğum düğümlenmiş taş kesilmişim zaten. Sadece montumu çıkartıp çocuğu sarabilme kabiliyetine nail oldum.

Neyse hastaneye geldik hemen müdahale ettiler filan. O an kim verdi bilmiyorum birisi bir sigara uzattığında kendime gelebildim.

Tabi yeni görev yerimiz Hastane de aklımızı alan Türkmen ablayı ve bebişi beklemek olarak değişmiş oldu... 

Not: Olum bak uyarıyorum. O bebeğin ebesine küfreden karşısında beni bulur... :)