EDEBIYAT

Hain Kostok!

Yazar

    Ben ortaokula giderken, devletin okullarında özel güvenlikçi abiler ya da bekçiler yoktu. Öğrenciler nöbet tutardı.
    Günlerden o gün, kutsal görev sırası bana gelmişti. Sabah derse girmek yerine kapıda durulacaktı. Öylece durulacaktı. Kapıda duracaktım.
    Yani anlıyor musunuz bilmiyorum; ama kapıda durmak büyük bir görevdir. Yılda bir kere ya denk gelir; ya gelmez. Öyle her kula da nasip olmaz.
Bir gün öncesinden psikolojik olarak kendimi hazırlamış, içeri girmek isteyen biri olursa nasıl konuşacağımı ayna karşısında çalışmıştım.
Kravatımı babama sımsıkı bağlatmış, anneme de ayakkabılarımı boyatmıştım. Sabah, andımızı okuduktan sonra sınıfa giden arkadaşlarımla vedalaşıp; teneffüslerde yanıma gelip beni rahatsız etmemelerini tembihlemiştim.
     Bir süre saygı duruşunda bekler gibi bekledikten sonra; yavaş yavaş sıkıntı basmaya başladı beni. Yerdeki taşları tekmeliyor, mahpusluklar gibi bi ileri bi geri volta atıyordum. İçeri kimse girmek istemiyor, dışarı kimse çıkmak istemiyordu. Çok sıkılıyordum çok.
     İkinci teneffüs olduğunda; arkadaşım olacak şerefsizler yakınıma bile yaklaşmıyordu. Elimi kolumu sallıyordum görsünler de gelsinler diye; görmüyorlardı bile.
Üçüncü dersin ortalarında, kendimi nöbet tuttuğum kapının demirlerine tırmanırken buldum. Kapının üstüne çıkıp yere tükürüyordum.
Aşağıya inip sinekleri kovalıyordum, tekrar demirlere tutunup sallanıyordum.
Casio saatime baktım, daha zilin çalmasına çok vardı. Artık sıkıntıdan, soyunup kapının etrafında sıkıntı dansı yapacağım, o derece yordu beni bu kutsal görev.
     Ayaklarımı kapının en üst demirine sıkıştırmış, tepe taklak aşağıya sallanırken yüzümü örten kravata üfleyip “lalölülöülü” diye sesler çıkartıyor, ellerimi de yere doğru zafer dansı yapar gibi sallıyordum.
O sırada biri kravatımdan tutup; aşağıya sarkan kafama “şak!” diye bi tokat attı.
     “Aha, saldırı var” diye düşünürken, bi tokat daha yedim. “Allah Allah!” naraları ile saldım bacaklarımı. Havada döner, yere öyle iner, düşmanın gözünü korkuturum diye düşündüm; ama kafamın üstüne düştüm. Toparlanıp kalktığımda tepemde söylenen müdür yardımcısını gördüm.
     Kulağımdan tutup bahçede sürüklemeye başladı. Düşman, atın arkasına bağlamış sürüklüyor sanki beni.
"Hain Kostok!" diye bağırdım.
Allah keşke belamı verseydi.
     Durdurdu atını, döndü bi tokat daha attı, döve döve sürüklüyordu beni. Kapıdan düşüşümün etkisi ile kafam da çok acıyordu, yanağım da çok acıyordu, kulağım zaten çok acıyor.
“Nöbet yerim” diye bağırdım. Birden kendime gelip Tarkan filminin içinden çıkmayı başardım. “Nöbet yerimi terk edemem, sizi müdüre şikâyet edicem” diye bağırdım. Tabii, kulağım kendisinde hala.
     Zaten, müdür beyin odasına gidiyormuşuz. Attı beni odanın ortasına, ben müdüre o sırada ne yaptığımı; olaylara farklı açılardan bakmaya çalıştığımı falan anlatacaktım ki; aileme telefon açıp beni odadan çıkarttı.
     Ailem geldi, aynı açıklamayı onlara yapamadan; onlar da kulağımdan tutup eve götürdüler. Sürekli kulağımdan çekiştirilip, sürükleniyorum. Sanırsınız benim yularım, kulağım.
     Şerefsiz müdür bizimkilere ne anlattıysa, 11 yaşında psikoloğa götürdü ailem beni. Hocalar, kendisine gelen istisnasız herkese nasıl "sana büyü yapılmış" tanısı koyuyorsa. Psikolog da bana yapıştırdı bi tanı. Artık haftada bir doktora gidiyordum. Bana gereksiz bir sürü şey anlattırıp, gereksiz bir sürü resim çizdiriyordu.
     Okulda yayılan "İsmail var ya, deliymiş." söylentisi aldı başını gitti. Vurdum ben de deliye, “benim cinlerim var” diye söylenti yaydım.
Artık herkes korkuyordu benden, iyice yalnız kalmıştım.
     Bi geri zekâlı, götümden uydurduğum bu şeyi ailesine anlatmış. Ailesi öğretmene, öğretmen rehber öğretmene, rehber öğretmen benim aileme, benim ailem psikoloğa derken; doktor bana ilaç da yazmaya başladı.

     11 yaşındaydım ve her gün kafam güzel bir şekilde gidiyordum okula.
     Artık okulun keşi, delisi ve cinlisiydim. En arka sırada tek başıma ve kafam güzel olarak oturuyordum her gün. Dolayısıyla derslerden de hiçbir bok anlamıyordum.
     Her 11 yaşında çocuk gibi, bir yerlerden tepetaklak sallandım diye hiç bir liseyi kazanamadım.

Pis müdür yardımcısı, hain Kostok.

Hain Kostok!