ILIŞKILER

Gerçek Yalnızlık Şeysi...

Zeplince
Yazar
Zeplince

I: Yanında başkaları bulunmayan....

I: Toplumsal ilişkilerden yoksun veya yoksun bırakılan kişi....

Bu iki açıklama Türk Dil Kurumu (TDK) tarafından "yalnız" kelimesine ait.

Peki, hangi cümle yalan yalnızlığı değil, gerçek yalnızlığı içeriyor?

Yalnızlıktan şikayet eden ya da seven kaç kişi gerçek yalnızlığı yaşamış?

"Yalnız" kelimesinin terimsel açıklamalarındaki gizli farklılıklar gibi insanlar tarafından da farklı algılayışlara sahip. Birincisi genel kabul edilmiş bir yalnızlık çerçevesi, İkincisi gerçekten yalnız olan kişi.

Birinci türdeki insanlar "yanında başkaları bulunmayan..." açıklamasına uygun olan insanlar. Hayatının belli bir süresinde (bu sürenin ne kadar olduğu önemli değil) yalnızlık hissiyatının tırnak ucunu dahi görmemiş kimselerin açıklamasına uygun olan bir cümle. Yalnız olmanın mutluluk getirdiği veyahut yalnız olmanın mutsuzluk getirdiği düşüncesiyle cebelleşirler onlar. Onlar için yalnızlık yanlıdır, "yanında başkaları bulunmayan..."dır. "Yalnızlık güzeldir, kendinlesindir, kimseye hesap vermezsin; çünkü yalnızsın"dır onlar için.

Yalnızlık kimseye hesap vermemek değildir, yalnızlık kendine hesap vermektir ki bu hesapların en ağırıdır. Yalnızlık mutluluk işi veya mutsuzluk işi değildir. Yalnızlığın bir duygusu, daha doğrusu tek duygusu yoktur. Gün içerisinde yüzüne yapay gülücük ekleyerek eğlendiğin arkadaşlarından sabahın bir vakti ayrıldığın zaman, kafanı çevirmenle gözünden aynı anda yaş düşmesidir yalnızlık. Gülerken ağlamaktır, aynı zamanda ağlarken de gülmektir. Hiçbir zaman sadece gülememektir ya da hiçbir zaman sadece ağlayamamaktır. Her gün acı çekmektir; ancak bu acıyı bazen kendinin bile farkına varmaması için en dibe itmektir. Ancak her ne kadar dibe itsende o çift kişilik koca yatakta tek başına, en ufak köşesine kıvrılıp uyuyamamaktır. Belki de o acılarla beraber uyumaktır, kim bilir. Herkesin yalnızlığı kendinedir çünkü. Kişi işidir yalnızlık, kişiseldir. Tıpkı parmak izi gibi.

Yalnızlık kanserdir belki de. Ruhuna, kalbine, aklına işte hangisine inanırsanız ona yapışan bir tümördür. Emer, sömürür iyice. Ama tamamen de bitirmez sizi. Çünkü sizi, size bağlar. Aracı ücretini alır sadece. Bu yüzden sömürür sizi.

Yalnızlık televizyondaki birçok programı bilmektir. Sestir onlar çünkü. Geceleri uyumanı sağlayan renkler ve görüntülerdir. O kutudan çıkan gürültüler belli bir süre sonra sana ninni gibi gelir. Yalnızlık itilmişliktir veya kendini bırakıştır. Şikayet etmez yalnız, konuşmaz bu konuda. Yalnız olduğu söylemez, söyleyemez. Korkar çünkü. Elinde bir tek yalnızlık vardır, onu da kaybetmek istemez.

Yalnızlık istenilen bir süreç değildir. Acılı, sancılı ve geri dönüşü yoktur. Bağımlılıktır. Girmek isteyebileceğin bir yer değildir. Acıdır, ama öpünce geçecek acılardan değildir. Ağlamayı unutmaktır. Nasıl ağlanıldığını unutmaktır. Ağlayan sesinden utanmaktır. Kendi sesinden, kendi bedeninden, kendinden utanmaktır. Tekildir. Çoğulluğa karşıdır.

Yalnızlık çok şeydir; ama hiçbir şeyde. Hayatın dolu olsa bile bakmaktan, hissetmekten geri duramayacağın bir histir. Gerçek yalnızlık "Toplumsal ilişkilerden yoksun veya yoksun bırakılan kişi..."dir. Gerçek olanı tattıktan sonra o yalnızca, sadece yalnızdır. Geri dönüşü yoktur, eroindir. Kimi zaman altın vuruşu yapmak isteyebileceğin kimi zaman da uzaklaşmak isteyeceğin bağımlılığındır. Ancak kesin geri dönüşü yoktur. Sancılı bırakma sürecinden sonra anne karnından yeni çıkmış bebeğin memeyi emmesi gibi daha da yapışmaktır. Sonu yoktur, devam eder durur benliğinde.