Ahlak’sız İslâm – Ahiretsiz iman..

Bir yazımda; ‘Ahlak’sız İslam’ı sevdik, demiştim.

Çünkü İslam’ın toplumsal hayata tekabül eden; “iyi insan” olmaya dönük kaidelerini görmezden gelmek hoşumuza gidiyor.

“Güzel Ahlakı tamamlamak için gönderildim” diyen Peygamber hadisini unutup; “Görüntüsel İslam”ı öne çıkarttık.

Görsel İslami ritüellerle, Ahlak’ı kamufle ettik.

Ama bununla da kalmadık, maalesef..!

Biz “Ahiret’siz İman”ı da sevdik.

Hiç ölmeyecek gibi dünyasallaştık.

Mezarlıklara gidip ölmüşlerimizi ziyaret ediyoruz ama kendimizi ölümden masun tutar gibi…

Kuran okuyoruz ölülerimize ama sadece okuyoruz ve sonra tüm hız, hırs ve tekebbürle dönüyoruz, ölümsüzlüğümüze…

Peygamberimiz buyurur ki; “Bir insan Allah’tan korkmuyor ise, herşeyi yapabilir”

Hadis’e mefhum u muhalifiyle bakarsak, bir insan herşeyi yapıyor ise; “Allah’tan gerektiği gibi korkun ve sakının” ayetini unutmayı seviyoruz, demektir.

Cemaatsiz Camileri seviyoruz..

Koca koca Cami’ler inşa ediyoruz ama cemaat olmanın ruhunu unutup, dünyevi emellerimiz ve ölmeyecek gibiliğimize taş döşüyoruz.

Ramazan ayındayız.
İslam’ı yaşamak yerine konuşmayı seviyoruz.
Kaidedir; uygulamaya üşenen konuşmayı sever.
TV kanallarımız ahkam kesenlerle dolu.

Yok efendim; imsak 03.58’miş, 03.59’da su içersek orucumuz bozulur mu.!

Yok efendim; bir sokak varmış ve bu sokağın bir tarafı Samsun, diğer tarafı Ordu imiş. Ordu Samsun’a göre bir dakika orucu erken açıyormuş. Sokağı geçerek iftarı Ordu’ya göre açsak ne olurmuş…

Yahu bir dakika erken imsak olsa ne, iftar açılsa ne…

Biz Ramazan’ın anlam ve önemini unutmuşuz; nelerle uğraşıyoruz.

Lüks iftar sofralarında caka satıyoruz; fakir fukara, garip gureba umurumuzda mı..!

Bilimsiz ilmi sevmişiz…
İlimsiz akademiyayı tercih ediyoruz.
İlmin namusu dağlara kaldırılmış.
Tarafgirliğimiz ilmin, imanın, inancın önüne geçmiş.

Üniversitelerimiz objektif ilmin, özgür düşüncenin, müsademe-i efkarın (fikirlerin çatışmasının) merkezi olmaktan çıkmış; sayısallık temel tercih haline gelmiş.

Koca koca ilim insanları alkış yaptıkları ölçüde varlık alanı bulur hale gelmiş..!

Kısaca, kesrete (çokluk) dalmış, faniliği unutup yalancı tebessümlere aldanmış; “Sensinnnn, ulvisin, yücesin” pohpohlarıyla gücün şehvetine kapılmış, ölümsüzleşmişiz.

Kemmiyet(sayısal çokluk), keyfiyet (kalite) meselesini unutmuşuz.

Halbuki söyleriz ki; kemmiyetin keyfiyete nispeten ehemmiyeti yoktur.

Ama tüm bunların ne önemi var ki..!

Biz, “Ahiretsiz İman”ı sevmişiz.

Biz ölümsüzleşmişiz.

Hadis’in;“hemen ölecekmiş gibi ahirete çalışın” kısmını unutup “hiç ölmeyecek gibi dünyaya” kısmına ram ve meftun olmuşuz.

Kibrimiz, enaniyetimiz, egomuz, hak-hukuk-kul hakkı konusunda aymazlığımız ve hoyratlığımız ölüm gerçeğini ve ahiret mizanını nasıl yok saydığımızı göstermiyor mu..!

Ama bunun ne önemi var ki..!

Ayet dilimizde,

Hadis dilimizde,

Ahkam dilimizde,

Kısaca; dinsel olan her şey dilimizde…

Peki, dini pratikte nasılız..?

Amaaan canım sen de…

Pratiğin ne önemi var ki..!

Onu ölenler/ölecekler düşünsün…

Dilimizde, elimizde Kuran, anlatıyoruz; anlaması, dinlemesi gerekenler düşünsün.

Tabi doğru ya…!

Bu zat-ı muhteremler muaftır; ahkam-ı diniyeden.(dinin kurallarından)

Çünkü “ölümsüz”dürler.

Büyük büyük laflar ederiz; “vereceğin oy ahirette berattır”diye.

Aman Allahım…

Ne büyük lütuf…

Cennet garantisi de verildi.

Peki bu kelli felli lafı edenin durumu ne…

O ölümsüz, ahiret bizler içindir.

Hani, bizim Peygamberimiz buyurmuştu;

“Arab’ın Aceme, Arap olmayanın da Arap üzerine bir üstünlüğü yoktur. Beyaz derili olanın siyah derili üzerine, siyah derili olanın da beyaz derili üzerine bir üstünlüğü yoktur”

Haaa, pardon…

Biz ne Arabız ne acemiz, ne siyah ve ne de beyaz deriliyiz.

Biz ölümsüzüz ve bu yüzden de imanın şartlarından olan, “Ahirete iman” kısmından muafız.

Allahımmmm…

Bize ne oldu.

Biz nasıl bu hale geldik….

Dayanamayacağım ve yine Halil Cibran’la bitireceğim…
Yazının devamını okumak için bağlantıya tıklayın: 
0