Kararlılar kararsızlaşıyor..

Kararsızlar…

Anketlerde bile birinci veya ikinci çıkıyor.

Geçmişte, seçimler yaklaştıkça azalan bir trend izlerdi.

Ama bugün artıyor.

Bir garipliktir gidiyor.

Peki partiler mi garip yoksa seçmen mi..?

Seçmen mi yanlış yoksa partiler mi..?

“Ne nedir, niçindir, neden dolayıdır” mutlaka bir sebebi vardır ama bir şeyler tuhaf gidiyor.

Konuyu irdeleyecek olursak;

Olayın tek gerçeği, partiler seçmeninden iyice kopuk.

Aradaki mesafe iyice açılmış halde.

Parti yönetimlerinin gündemi, gerçeği ve baktığı yerle seçmenin durduğu nokta çok farklı.

Seçmen, minik oynamalarla da olsa durduğu noktada duruyor.

Ama partilerde 180 derece bir yol, yöntem, politika yapışta değişim ve hatta sapma var.

AK Parti seçmeni kendi partisinin karar mekanizmalarından şikayetçi.

Gösterilen isabetsiz adaylar, yılların iktidar yorgunluğu, yaşanan ekonomik kriz, bürokratik oligarşinin hala devam etmesi gibi nedenlerle

AK Parti
seçmeninde ciddi bir kararsız kitle oluşmuş halde.
CHP
’nin hali farklı değil.

Hatta iktidarda bir sıkıntı yaşanırken ana muhalefetin daha derli toplu, kitlesiyle uzlaşık ve daha tasvip görücü refleks ve politikalar oluşturması gerekirken onlar ne yapıyor; birbirini yiyor ve iktidar alternatifi olmaktan uzak şekilde kargaşa, kaos ve iç çatışma yaşıyor.

İktidar partisinin eksikleri sayesinde kendi artılarını öne çıkartarak, hem kendi seçmenini konsolide edip hem de yeni seçmenler kazanmaları gerekirken; CHP iktidar yükü taşımıyor olmasına rağmen iktidardan daha beter bir kopuş yaşıyor.

Kitlesinde büyük bir kararsızlık mevcut.

İyi Parti
henüz yeni olmanın ve partileşememenin sıkıntısını yaşıyor.

Her türlü dezavantaja rağmen ciddi bir oy almış olmanın sorumluluğunu hissedemiyor sanki.

MHP
’de iki farklı tarz-ı siyaset işliyor.

Kendi adayları olan yerlerde ahenk, olumlu hava ve seçmende heyecan mevcut.

Ama

Cumhur İttifakı
adayı çıkartılan yerlerde rehavet, umursamazlık ve başıbozukluk hakim.

Seçime beş kala sessiz, derinden ve ne yapacağının bilinciyle hareket edip, seçmen kitlesiyle bütünleşik görünen tek parti HDP’dir.

Hangi illerde nasıl aday çıkartacakları, hangi partinin adayını destekleyecekleri net.

Seçmen kitlesiyle ihtilaf da minimize halde.

Öncelikli hedefleri belli;

Mevcut belediyelerini korumak ve sonrasında AK Parti karşıtlığını maksimum düzeyde gösterecek siyasi sonuç yakalamak.

Düşmanının düşmanı dostumdur felsefesi.

Kaldı ki; HDP seçim stratejileri ve sonucun maksimize edilmesi konusunda bilinç ve sorumlulukta hep ilerdeydi.

Başlarda AK Parti de çalışkan, bilinçli ve seçmeniyle bütünleşik idi.

Geldiğimiz noktada AK Parti’de de parti-seçmen mesafesi açılmaya ve seçmeninde kararsızlıklar artmaya başladı.

Ama HDP, hala aynı ciddiyet içinde seçmeniyle bütüncüllüğünü sürdürüyor.

(Sakın ola ki HDP’yi övdüğüm filan düşünülmesin. Tam tersi; -acı ama gerçek- bağlamında tehlikeye parmak basmak için söylüyorum bunları)

Hal böyle olunca, seçime hazır ve kararsızı az olan bir buçuk parti var diyebiliriz.

HDP ve MHP’nin yarısı.

Düşünün; % 25-30 aralığında bir kararsızlar partisi var.

Buradan hareketle; seçmenlerin fazlaca parti değiştirme algı ve niyetinde olduğu kanaatinde değilim.

Ama “Kararsızlar”ın bu denli fazlalığı siyaset sosyolojisi ve psikolojisi açısından kesinlikle incelenmesi gereken bir handikaptır.

Ne yazık ki, partilerimiz bu sorun ve problematiği görmekten uzak ve lakayt şekilde seçime yürümekte kararlı gibi.

Genel merkezler fildişi kulelerinde, sırça köşklerde seçmene kuşbakışı bakışlar fırlatıyor.

Sanki, oyu başka bir ülke seçmeninden alacaklar gibi umursuzluk içindeler.

Herkes kendi partisindeki öznel iktidarını pekiştirme çabasında.

“Ben partimde kaim olayım, seçmenin oy vermesi/vermemesi önemli değil veya seçimde nasılsa gidip yine oylarını verecekler, değişen bir şey olmayacak” kolaycılığı ve rehaveti içindeler.

Ama buradan uyarıyorum…

Yazının devamını okumak için bağlantıya tıklayın:
0