'Kötü Adam'la iyi röportaj: Ali Güney

'Kötü Adam'la iyi röportaj: Ali Güney

Röportajcı
Koleksiyon Röportajcı

Yılmaz Güney’in izinden giden aktör Ali Güney, Storia’ya konuştu: “Sinemada çirkin adamın şansı yok!”

Ali Güney… 62 yaşında. Urfa Siverekli. Sinemanın “karakter” yüzü. 41 yıldır Beyoğlu’nda yaşıyor... Beş yüzden fazla film ve dizide rol aldı. “Kötü adam” rolleriyle film ve dizilerin aranan ismi oldu.

Ali ile ortak paydamız, aşık olduğumuz Beyoğlu… Başka bir deyişle: ‘Beyoğlu aşkı... İstiklâl Caddesi ve Yeşilçam Sokağı’nda günde en az iki-üç kez karşılaşırım kendisiyle. 

Yıllar önce, bankaya ev kiramı yatırmaya gitmiştim (hâlâ da giderim ya, neyse…) Kapı açıldı, içeri merhum Turgut Özatay girdi. Bir kadın; “Aaa! Kötü adam geldi!” dedi. Turgut Özatay ise sakin bir şekilde: “Evet, rolümüz kötü ama kalbimiz insanlar için atıyor, sevgi için çarpıyor.” demişti, unutamam...

“Adını Yılmaz koyacaktım!”

İşte bu “kötü adam”lardan biri de Ali Güney. Üç kız çocuğu var. Erkek çocuğunun olmasını çok istediğini ifade ediyor. “Neden erkek çocukta ısrar ediyorsun?” dediğimde; “Adını Yılmaz koyacaktım” diyor! Koluna girdim, “Gel seninle sinemanın efsane ismi Yılmaz Güney’in ayak bastığı, hâlâ izlerinin silinmediği sokakta röportaj yapalım” dedim, ikilemedi…

Yeşilçam Sokağı’nda, tavanı alçak bir kahvehaneye girdik. Girişte bir yazı: “Çay 1 TL.” Hem içim “CIZZZ” etti hem sevindim!

Başladık konuşmaya:

Sinemaya adımını nasıl attın?

-Çocukluğumda Siverek’te yazlık kışlık sinemalar vardı. Rahmetli babam sinemaya gitmeyi çok severdi. Annem ve kız kardeşlerimle beraber yazlık sinemaya giderdik. Çok etkilenmiştim izlediğim filmlerden.

Baban ne iş yapardı?

-Küçük bir tarlamız, birkaç hayvan vardı… Onlarla ayakta durmaya, hayata tutunmaya çalışırdık.

Babanın sinemaya ilgisi nereden geliyor?

-Babam müziğe meraklıydı. Nota mota bilmezdi ama sesi çok güzeldi. Annem ise hiç okul yüzü görmedi. Tarlayı sürerken babam şarkı türkü söylerdi, annem de babama eşlik ederdi.

Çocukluğunda tiyatroya gittin mi?

(Gözleri doldu, sandalyeye yaslandı. Elindeki sigaradan üst üste derin nefesler çektikten sonra konuşmaya devam etti)

-Siverek’te okula kukla tiyatrosu gelmişti. Param yoktu. Babamdan isteyemedim. İstesem bile veremeyecekti. Okula gittim, paramın olmadığını, tiyatroyu izlemek istediğimi söyledim. Beni içeri almadılar. Merdivenlerde oturup ağlamaya başladım. Okulun hademesi tiyatroculara yalvardı, “Alın bu çocuğu, kukla oyunu izlemek istiyor” dedi ama fayda etmedi. Sonra hademe teyze bilet alıp bana verdi. İçeri girdim, kukla tiyatrosunu izledim. Çok etkilendim. Evde, tarlada, bağda, bahçede kukla tiyatrosunda gördüklerimi yapmaya başladım. Sanata ilgim o yaşlarda başladı.

Sonra?

-Siverek’te yaşam koşulları zordu. Küçük bir tarla dört çocuklu anne ve babayı doyurmuyordu. İzmir’e gittim. Bir sene okulsuz kaldım. Akrabalarım vardı ama onların yanına gitmeyi, sığınmayı içime sindiremedim. Parasız, güçsüz olduğumu onlara belli etmek istemiyordum.

Ev mi tuttun?

-Ev değil... (Gülüyor...) Oda tuttum. Farelerin çok olduğu tek gözlü bir oda. Gece gündüz arkadaşlarım farelerdi. Kuru ekmek bırakırdım ki, bana zarar vermesinler!

“Odanın damı akıyordu. Annemle birlikte yağmur yağmaması için dua ederdik ama yağmur yağardı.”

İzmir’in hangi semtinde ev… pardon, oda tuttun?

-Basmane’de. Hayatı öğrendiğim yer, Basmane sokaklarıdır. Bir taraftan da okula devam etmeye başladım. Hamallık yapıyor, su satıyordum. Yetmiyordu kazancım. Geceleri kasa fabrikasında çalışmaya başladım. Biriktirdiğim paranın bir kısmını aileme gönderme zorunluğunu hissettim ve gönderdim... Sonra Siverek’e gidip annemi de yanıma aldım... Odanın damı akıyordu. Annemle birlikte yağmur yağmaması için dua ederdik ama yağmur yağardı. Annem odanın üç yerine leğen koyardı yağmur suyundan etkilenmemek için. Çok yağmur yağdığı zaman bedenlerimiz ıslanırdı. Bazen annemden gizli ağlardım, halimiz ne olacak diye.

Sinemaya ilk adımın fotoroman ile başladı doğru mu?

-Evet, doğru. İzmir’de Telgraf Gazetesi vardı. Akşamları çıkardı. Fotoromanda oynamaya başladım. Daha sonraları senaryoyu kendim yazdım, kendim oynadım. Hoşuma gitmeye başlamıştı. Hem yönetiyor hem oynuyor hem yazıyordum. Umudumu büyütmüştüm.

Telgraf Gazetesi’nden ücret alıyor muydun?

-Yok, almıyordum. Bedavaya iş yapıyordum. Gazetenin de geliri yoktu. Çok sayıda genç, fotoromanda oynamak için kapımızı çalıyordu. Fotoromanda oynamak isteyenlerden para alıyorduk. “Jön olmak istiyorsan para vermek zorundasın” diyorduk. Onlar da veriyordu. Sonra Yeni Asır Gazetesi çıktı. Yeni Asır’da sayısız renkli fotoroman çektim. İlgi görüyordu. Ünüm İzmir’de yayılmaya başladı. İstanbul’dan İzmir’e film çekmeye gelenler beni buluyordu. Ben de dört gözle filmcilerin İzmir’e gelmesini bekliyordum. Filmlerde oynamak için can atıyordum. Oynama hevesim vardı.

Büyük usta, sinema dehası Yılmaz Güney’le nerede, nasıl tanıştınız?

(Başını iki elinin arasına aldı, sigarasını bir nefeste bitirdi. Ayağa kalktı, üç metrelik yerde bir iki kısa volta atıp konuşmaya başladı)

-Net hatırlamıyorum ama 1976 veya 1977 yılı olacak. Karşılaştığımda alaka gösterdi. Neler yapmam gerektiği konusunda uyarılarda bulundu.

Neler Hissettin Yılmaz Güneyle karşılaştığında?

-Dondum kaldım! İlk dakikalar kımıldayamadım. Ne konuşacağımı bilmiyordum. Heyecanımı anladı. Beni sakinleştirdi. Bir insan bu kadar mı mütevazı olur, hâlâ anlamış değilim.

Paranı çaldırdığını öğrendim?

-Evet, cüzdanımı çaldılar. Geceyi Taksim Parkı’nda geçirdim. İstanbul’da akrabalarım vardı ama onlara, “Paramı çaldırdım, İzmir’e döneceğim” diyemedim. Hiçbir zaman, parasız olduğumu anneme dahi söylemedim. O gece kâbustu. Kuru ekmeğe muhtaçtım. Bir tanıdığım vardı, onu aradım, yol parası alıp İzmir’e döndüm.

“Beyaz Perde”ye geçişini anlatır mısın?

-Prodüksiyon amiri Şerif Ablak… film çekiyorlar… “Ali Güney’i bulun” diye haber gönderiyor. Buluştuk. Çekim için mekân buldum. Bayağı sevdiler beni. Daha sonra Remzi Jöntürk’le tanıştım. Remzi Abi’yle fikir ve her konuda uyum içindeydik. Beni İstanbul’a davet etti. O zaman biraz param vardı.

Çektiğiniz filmin adı neydi?

-Valla ne çektik, hatırlamıyorum. Ankara’da Yusuf Sezgin vardı. O da filmde rol aldı.

Eh be Ali, insan çektiği filmi unutur mu?

-Ahmet kardeş unuttum, yaşlandım. Eve hırsız girdi; afişleri, arşivimi alıp gitti. Bu beden sanata küstü!

Şu ana kadar kaç filmde rol aldın?

-Dizileri de sayarsak beş yüzü geçer.

“Kötü adam” rollerini oynadın değil mi?

-Evet, “kötü adam” karakterini canlandırdım. Benim başrolüm de var. “Kötü adam” rolünü ben tercih ettim, daha çok filmlerde oynarım diye. Fiziksel yapım da “kötü adam” rolüne uygundu. Yönetmenler de, “Ali, sen kötü adam karakterini oynasan çok iş bulursun” dediler. Aslında sinemaya karakter oyuncusu olarak başladım.

İlk filmin hangisi?

-19 yaşlarında falandım. Sungur Esen’in yönetmenliğini yaptığı “Milcano”. Mahmut Tuncer’le Milcano’da oynadım. Bu isimle vizyona girmez bu film, dediler. Milcano, Kürtçede ‘canım’ demek olduğu için filmin ismini değiştirmek zorunda kaldık, “Eyvah Kaldım Ellerde” olarak film vizyona girdi. O zamanlar sansür vardı. Kürtçe her şey yasaktı… Sonra Gökhan Güney’le “Aşk Adası”, daha sonra Tarık Akan’la “Gecenin Sonunda” filmini çektik. O da jön olarak sinemaya geldi. Çok yakışıklıydı. Bir süre sonra Natuk Baytan ile tanıştım. Aykut Düz ile çalıştım.

“Kötü” karakter rolünü oynarken neler hissediyorsun?

-Yaşamak lazım. Oynadığın rolü bilmen lazım. Oynadığın, canlandırdığın rolü algılayamazsan oynayamazsın. Rolün hakkını veremezsin. Coşkun Sabah ile çektiğimiz “Bir Pazar Günü” filminde deliyi canlandırmam-oynamam gerekiyordu. Ne yaptım? Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’ne gittim. Bir haftaya yakın orada bulunan hastalarla konuştum. Nasıl yaşıyorlar, hareketlerini izledim. Neye sinirleniyorlar, neye gülüyorlar. Bunları yerinde gördüm... 

Mahsun Kırmızıgül ‘New York’ta Beş Minare’yi çekeceği zaman bana teklif geldi. Önce kabul etmedim. Bu işin altından kalkamam, dedim. Daha sonra senaryoyu okuduktan sonra gece gündüz aynanın karşısında çalışmaya başladım. Orada “Deccal” karakterini canlandırıyordum. Zor bir karakterdi. CD’ler aldım, gece gündüz çalıştım. Mimiklerine baktım. Tavırlarına baktım. Seyirciyle konuşurken beden dilinin nasıl olması gerektiğini kavramaya çalıştım. Sonra provaya gittiğim zaman “işte bu” dediler. Hollywood’da beni beğendiler. Birçok aktörle konuştum. Mahsun, “Ali, İngilizce bilmiyorsun, nasıl anlaşıyorsun bu insanlarla” dedi. “Abi, gözlerle anlaşıyorum” cevabını yapıştırdım. Almanlarla bir günlüğüne anlaşma yaptım, beğendiler, bir ay çalıştım. Türkiye’de çirkin adamın pek şansı yok. Avrupalı, Amerikalı kötü surat görüyor, “çok iyi” diyor, bizde öyle mi?

Dizilerde rol aldın?

-Aldım. Muharrem Gürses “İlahi Adalet” isminde dini bir film çekti. Orada işkence gördüm. Zulüm görmüştüm. Orada sakat olan kardeşlerimin duygularını anlayarak oynamıştım. Muharrem Gürses hem yönetmen hem de aktördü. Ezilen bir beden, taşlanan bir beden, suskun duvarlar gibi konuşmak isteyip de susturulmaya çalışan bedenleri canlandırmıştım.

Sinemayı bırakmayı düşünüyor musun?

-Hayır, düşünmüyorum. Sinemaya küsmedim ama sinema biz bıraktı. Nedenini bilmiyorum. Sinemada çok görünmemizden dolayı olabilir. Tanıdık suratları çağırmıyorlar.

Tiyatroya da ilgin var…

-Evet var. İstanbul Yeşilçam Tiyatrosu. 20 Senelik tiyatrodur. Ağırlıklı olarak okullarda çocuk oyunlarını sahneye koyuyorum. Sinema ile beraber yürütmeye çalışıyorum. Şehir içi turneler yapıyorum.

Neden okulları tercih ediyorsunuz?

-Çocuklar için tiyatro önemli. Tiyatro ayrı bir okuldur. Küçük yaşta tiyatro ile buluşmaları, onlarda olumlu zihinsel değişikliklere neden olur. Tek perdelik, 60-65 dakikalık oyunlar sahneye koyuyorum. Çoğu zaman oyunlarda çocuklara rol veriyorum. Yetenekli çocuklar var. Küçük yaşta çocukları sanatla buluşturmaya çalışıyorum. Bin ışıktan bir ışık olmaya çalışıyorum. Tiyatro ile, çocukların uyuşturucu denen illetten uzak durmalarını sağlamaya çalışıyorum. Önümüzdeki günlerde yeni oyun ile çocukların ve halkın karşısına çıkacağım. Siyonist devletinin Filistin halkına uyguladığı zulmü konu eden bir metin üzerinde çalışıyorum.

Tiyatroda sıkıntı yaşıyor musun?

-Yarama dokundun. Beyoğlu ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden ücretsiz salon istiyorum. Salon sorunumuz var. Belediyeler kültür sanata destek versin. Salon kiraları uçmuş, yaklaşamıyorsun. Şu ana kadar 3 bin öğrenciyi sanatla, tiyatroyla buluşturdum.

Dizi çalışması var mı?

-Dizilerde hemen hemen beş senedir yokum. Düşük ücret veriyorlar. Bölüm başına 2 ila 3 bin lira vermeleri gerekirken, bin lira ile sınırlı tutuyorlar, gitmiyorum. En son Mahsun Kırmızıgül’ün çektiği Vezir Parmağı’nda oynamıştım. Orada ‘dindar hoca’yı canlandırdım. Rakip bir hoca daha vardı. Bana iftiralar atıyordu. Filmin devamında ben cezaevine girecektim, çekemedik. Mahsun’a çok yüklendiler. Mahsun, 12 milyon zarar etti.

Sine- Sen ve diğer meslek örgütlerine üye misin?

-Hayır, hiç kimseye üye değilim. SODER’e üye idim, aidat ödemedim diye Yusuf Sezgin beni silmiş. Şu an sendika diye bir şeyi kabul etmiyorum. Sendikada çok kötü rezillikler yaşanıyor. Dernekler, menfaat derneği oldu. Başbakanlık sinema oyuncularına destek amacıyla zaman zaman yardım eder, bunu alanlar hakkaniyet ölçülerinde dağıtımı unuturlardı.

Festivallere çağrılıyor musun?

-Hayır hiç çağırılmadım.

500’e yakın film ve dizide birçok farklı karakteri canlandırdın. Aldığın ödül var mı?

-Hayır. Adana Film Festivali’ne çağrılmıyorum, Yusuf Sezgin başkan, kendi adamlarını götürüyor. Bize haber verme gereğini bile duymuyorlar. Kent parçasının esiri olan bedenlerden uzak durmak en güzel hazinedir benim için. Ben hiçbir zaman kula kulluk yapmadım. İnsanı sevmiyorsam güler yüz göstermem. Karıncayı incitmeyecek kadar zarif bedenim var. Yaralı bir köpek görsem, beni ısıracağını bilsem bile onu alır veterinere götürürüm. Ayakkabısı olmayan çocuk görsem, o gece uyuyamam. Ben bu dünyada eşitliğe, adalete, özgürlüğe susamış insanım. Hiçbir zaman şan şöhretten beslenen bir sanatçı olmadım. Halkım neredeyse ben oradayım. Onlarla oturur onlarla kalkarım.

Oylar sandıkta nereye gidiyor?

-CHP’ye gidiyor. Şimdi de CHP’ye gidecek.

Benimsediğin aktör var mı?

-Tek bir aktör tanıyorum: Yılmaz Güney. Başka aktör tanımıyorum. Bazı insanlar sürekli Yılmaz Güney’i taklit etmeye çalışırlar. Bazıları da örnek alırlar. Bunların içerisinde başarıyı yakalayan Tarık Akan’dır. Yılmaz Güney hapisteyken, Tarık Akan’ı çağırdı, “Tamamen değişeceksin” dedi. Tarık Akan, değişimin bedelini hapishane ve işkence ile ödedi. Tarık Akan öldüğünde milyonlarca insan ağlıyorsa, arkasında Yılmaz Güney vardır. Eser bırakmak önemli. Şimdiki jönlere bakın, beş sene kameradan uzak durdular mı, unutulup giderler. Yılmaz Güney, Fatma Girik, Türkân Şoray, Belgin Doruk… Unutulmaz bu isimler. Bugün eserleri başyapıt olan, tanınan kaç aktör var? Yusuf Sezgin’i kim tanıyor? Bulut Aras nerede? Hakan Balamir’in yüzü unutulmaz. Kendi imkânlarıyla film çekti. O da zorluklar içerisinde yaşadı.

Sinemadan büyük paralar kazanılıyor mu?

-Tabii kazanılıyor. Kenan İmirzalıoğlu’nun Beyoğlu’nda 25 dairesi var.

Kenan İmirzalıoğlu nasıl oyuncu sence?

-İyi oyuncu değil bence. Eser bırakan bir aktör değil. Farkındaysanız, onun sinema şansı yok. Sinemada iki üç film çektiyse ne ala. Onun en büyük şansı senaryonun güzel olup da oynadığı diziler. Kenan, bugün dizilerde bölüm başına 150 bin lira alıyor. Birkaç sene sonra unutulur gider. Yılmaz Güney’i, Tarık Akan’ı unutmak mümkün mü? Türkiye’nin elinde bugün iki tane jön kalmadı. İçinde sanat aşkı olan sokaktan bir insanı alıp oynatsanız o da reyting alır. Bizde karakter oyuncularına imkan verilmiyor. Basit bir örnek vereyim: “Ağla” diyorlar, ağlamaya başlıyorsun, “Kes” diyorlar. Bu iş öyle sanıldığı gibi kolay değil. Bu insanların mimikleri hep düzdür. Onun için tutulmuyor. Jön, jöndam (esas kadın)790Diriliş791Sinema792

Maddi sıkıntın var mı?

-Olmaz mı, üç çocuğum var, özel okullarda okutuyorum çocukları.

İleriye dönük projelerin var mı?

-Hayır, hiç projem yok. Ayakta kalmaya çalışıyorum.

839Yarını aydınlık görüp de karanlıklar içerisinde yaşayanların sonu intihardır!840

Çocuklarının sanatla, sinemayla ilgilenmesini ister misin?

-Sanat, sanatçı bu ülkede yok sayılıyor. 20-25 sene önce bu soruyu sorsan ‘evet’ cevabını verirdim. Yarını aydınlık görüp de karanlıklar içerisinde yaşayanların sonu intihardır. Sinema-televizyon okuyan, okuyup yönetmen olmak hayali ile yaşayan ama sokakta yaşayan insanlar var. İntihar eden genç yönetmenler var. Bu çocukların isimleri yok. Avrupa’da sinemaya verilen imkân Türkiye’de verilmiyor. Sinema acı perdedir. Sinemaya biz yüreğimiz kanser olarak koyduk. Bugün bizi öldüreceklerse sokaklarda ölelim. Ama sokaklarda ölmek istemiyorum. Bir gün ölürsem, beni alıp götürün bu sokaklardan. Kemik parçamı bile bırakmayın sokaklarda. Bana hayatı öğreten İzmir’e, suyun olduğu dağa koyun beni. 

Ben, hayatı İzmir’de öğrendim. Dayanışmayı, paylaşmayı İzmir’de öğrendim. Gömüldüğüm yerin çeşmesi olsun. Üzerimde buğday taneleri bitsin. Kuşlar, güvercinler aç karınlarını buğday taneleri ile doyursun. Kardeşlik olsun, dayanışma olsun, paylaşım olsun. Paranın kölesi olmayalım. Biz çocuklara ışık olmaya çalışıyoruz. Işığı söndürürlerse, çocuklara ışık veremeyiz. Biz gülmeyi öğrenmişiz, acı çeken beden gülebilir mi? Yağmurda ıslanan acı çeken beden nasıl güler? Türkiye’de sanat sinema bu mu olmalıydı? Biz insanlığımızı kaybettik. Ben üç kız babasıyım. Oğlum olsaydı, adını Yılmaz koyardım. Bu ülkede Yılmaz Güneylerin çok olduğunu düşünüyorum. Paralı reklamların ömrü kısadır. Yeni reklam üretmek zorundasınız. Paranın egemen olmadığı dünyada sanat yaparsanız, sanat ölümsüzdür.

Beyoğlu Belediye’sinin sanata, sanatçıya bakışı nasıl?

-Başkan Ahmet Misbah Demircan bizim sokağa geldi. Sorunlarımızı dinledi. Bize sarıldı. Sözde değil, gerçek destek istiyoruz.

Ali, çok teşekkür ederim. Yolun açık ve aydınlık olsun.

-Storia’ya ben de teşekkür ederim, sorunlarımızı gündeme getirdiği için.

Bunu ilk beğenen sen ol!

Yorumlar

avatar

Başkaları bunları da beğendi

Öne Çıkan Hikayeler
1.
Quentin Tarantino'nun Bol Yıldızlı Yeni Filmi 'Once Upon a Time in Hollywood' Fragmanı Yayınlandı
2.
Sokakta Kendi Şarkısına Eşlik Edip Her Yerden Çıkabileceğini Gösteren Ufuk Beydemir’e Gelen En Komik Tepkiler 
3.
YSK İstanbul Seçimlerinin Yenilenmesi Kararının Nedenini 16 Gün Sonra Açıkladı
4.
Google’ın Aldığı Şok Huawei Kararı, Cebimizdeki Android Telefonların Geleceğini Değiştirecek 
5.
Ergin Ataman ile Fenerbahçe Taraftarı Arasındaki Olaya Sosyal Medyadan Gelen Tepkiler
6.
Binali Yıldırım’ın İftar Ziyareti, Yemek Masasının Yanına Kurulan Yer Sofrasıyla Sosyal Medyayı Karıştırdı 
7.
19 Mayıs'ta 'Atatürk ile Ne Kadar Övünsek Azdır' Dedirtecek Kısa Bir Hikaye
8.
Cem Yılmaz İsyan Etti!  ‘Nedir bu topyekûn saldırı!’
9.
Atık Pet Şişeleri Geri Kazandırmak İstedi, Pet Şişelerle Koca Bir Köy İnşa Etti 
10.
Yıllara Meydan Okuyan 25 Ünlü Oyuncunun Hepinizi Gülümsetecek Gençlik Halleri 
500x500
500x500