Trajedilerden Doğan Bir Yıldız: Hollywood'un Yakışıklı Aktörü Keanu Reeves'in Acılarla Dolu Hayat Hikayesi

Hollywood'un, yakışıklılığı ve oyunculuğuyla göz dolduran aktörü Keanu Reeves'i tanımayanımız yok. Kasımda Aşk Başkadır, Şeytanın Avukatı, John Wick gibi pek çok yapımda rol alan Reeves, The Matrix serisiyle gönlümüzde taht kurdu. Ancak bu başarıların ardında gizli bir trajedi yatıyordu...
1964 yılında Beyrut-Lübnan'da dünyaya gelen Keanu Charles Reeves, bugüne kadar pek çok önemli yapımda rol aldı.

İsmi "Dağlardan esen rüzgar" anlamına geliyor.

Oyunculuk kariyerine Kanada'da başlayan Reeves, 3 ülkenin vatandaşlığına sahip olsa da kendini Kanadalı sayıyor.

İngiliz asıllı bir anne ile Çin ve Hawaii asıllı bir babaya sahip olan Reeves'in biri öz olmak üzere 3 kız kardeşi var.

Beyrut'ta bir gece kulübünde tanışan ailesi, Reeves 2 yaşına geldiğinde ayrılmaya karar veriyor ve babası Hawaii'de uyuşturucu satıcılığından tutuklanıyor.

Ve aslında bu noktadan sonra Reeves için trajediler art arda geliyor. Annesi ve kız kardeşiyle Kanada'ya yerleşen oyuncunun gençliği burada geçiyor. Dinleme, konuşma, okuma, yazma, akıl yürütme ve matematik yeteneklerinin kazanılmasında ve kullanılmasında çok büyük güçlükler ortaya çıkaran bir öğrenme bozukluğu olan disleksi hastası olduğu için lisede 4 kez okul değiştirmek zorunda kalıyor ve liseden mezun olamadan okuldan atılıyor.

24 yaşında ilk kez ölümle karşı karşıya geliyor ve o günden sonra ölüm Reeves'in peşini bırakmıyor.

1988 yılında geçirdiği motosiklet kazasında ölümden dönüyor. O gün ölümü bir şekilde atlatmış olsa da ilerleyen yıllarda ölüm onu ve çevresini rahat bırakmıyor...

29 yaşında '
I Love You to Death'
 filminin setinde tanıştığı ve yakın arkadaşlık kurduğu 
River Phoenix'i aşırı dozdan kaybediyor.

Reeves, Phoenix'in arkadaşlığına o kadar değer veriyordu ki, ölümünden 2 yıl önce - 1991 yılında - kendisine gelen film teklifinde aranan ikinci rolün arkadaşına çok uygun olduğunu düşünerek onu role ikna etmek için 1600 km motosiklet yolculuğu yapmıştı.

1998 yılına gelindiğinde Jennifer Syme ile tanışan Reeves, aşkı bulduğuna inanıyordu. Öyle ki tanışmalarından bir yıl sonra Jennifer hamile kalmış ve Reeves heyecanla baba olmaya hazırlanıyordu.

Ancak 1999 ve 2001 yıllarında, ölüm yeniden Reeves'in kapısını çalacaktı.

Sırasıyla önce bebeğini, sonra da sevdiği kadını kaybetti...

Hamileliğin 8. ayında ölen bebeklerine Ava Archer ismini vermeyi planlamışlardı. Bu olaydan sonra ilişkilerine arkadaş olarak devam etmeye karar verdiler. Ve 2001 yılında Reeves yeni bir acıyla sarsıldı. Bir partiden dönen Jennifer, aracın kontrolünü kaybederek trafik kazasında hayatını kaybetti. 

Bunlarla da bitmedi. En küçük kız kardeşi lösemi hastalığına yakalandı ve Reeves onun tedavisini üstlendi. Hatta Matrix serisinden kazandığı paranın %70ini lösemi tedavisi için hastanelere bağışladı.

Bütün bu acılar Reeves'i bugün tanıdığımız başarılı, azimli ve mütevazı adam haline getirdi. 

Yaşadığı acı tecrübeler onun hayatı yaşayış tarzını değiştirdi ve bir röportajında hayata bakışını şu sözlerle ifade etti: 

“Hepimiz bir gün öleceğiz. Onun için lütfen sonsuza dek yaşayacakmış ve yarının bir garantisi varmış gibi hayalini kurduğunuz ya da sevdiğiniz şeyleri erteleyip durmayın. Güzel bir yemek yiyin, güzel bir havada yürüyüş yapın, denize girin, kalbinizde saklayıp durduğunuz ve ertelediğiniz isteklerinizi ortaya çıkarın. Aptal olun, farklı olun, ne olursanız olun istediğiniz kişi ve şey olun çünkü bundan başka hiçbir şey için yeterli zamanımız yok!”
"Ben malikanesi olmayan nadir Hollywood yıldızlarından biriyim."

Evet gerçekten de öyle... Sık sık metro kullanan Reeves bundan oldukça keyif alıyor.

Evsizlerle oturup sohbet ediyor...

Kısacası içinden nasıl geliyorsa öyle yaşıyor hayatını. Süsten, ihtişamdan uzak daha sade bir hayatı tercih ediyor. Ve bu durumdan oldukça da memnun. “Bir apartman dairesinde yaşıyorum. Her zaman için ihtiyacım olan her şey var, neden boş bir evi seçeyim” diyor.

Belki de bu kadar başarılı olmasının sırrı bugüne kadar yaşadığı acı tecrübelerle başa çıkabilme becerisidir.

Karısını ve köpeğini kaybeden ve intikam almak isteyen John Wick filminin bu kadar başarılı olmasının ardında çok güçlü bir empati duygusu yatıyor olamaz mı?

Bu donuk bakışlarının ardında kim bilir başka ne acılar gizlidir. Ancak şundan eminiz ki Keanu Reeves'i sevmemek ve ona saygı duymamak mümkün değil.

2